Bir şeyler değişiyor

İnsana “Galiba yavaştan güzel günler geliyor” dedirten tek bir şey var şu sıralar; sanatın uzun süren pandemi uykusundan ufak ufak uyanmaya başlaması. Yeni oyunların provaya girdiğini duyuyoruz, konserler oluyor, festivaller geri dönüyor, iyi şeyler oluyor. 28. Adana Altın Koza Film Festivali bu duyguyu her gün tazeleyen bir haftanın sonunda ödül töreniyle sona erdi önceki gün. Ulusal Yarışma’da 10 film yarışıyordu. Bir kısmı ilk defa seyirciyle buluşuyordu. Gördüğümüz en başarılı seçki olmadığı kesin, zaman zaman “Yok artık bu kadar da olamaz, ön jüri bunu bize neden yapmış olabilir?” dedirtenler de oldu ama pandemi koşullarını göz önünde bulundurursak geriye kalan cümle yine de “İnsanlar hala film yapıyor, çok şükür”.

En İyi Film Ödülü’nün “Yaramaz Çocuklar”a gideceği törenden bir gün önce de kesin görünüyordu zira izleyen herkesin üzerinde uzlaştığı başka film duymadım. Yönetmen Ahmet Necdet Çupur’un kamerasını 20 yıl önce yanlarından ayrıldığı Antakya’daki ailesine, zamanında kendi yaşadığı baskılara maruz kalan kardeşlerinin özgürleşme öyküsüne çevirdiği bir belgesel bu. Dünya prömiyerini yaptığı Vision du Reel’den Jüri Özel Ödülü ile dönmüştü. Adana’da da büyük ödülü kucakladı.

Tek tek ödülleri saymayacağım ama yarışmanın ikinci sevinen ekibi de “Bir Nefes Daha” oldu, Nisan Dağ en iyi senaryo ve en iyi yönetmen ödüllerinin yanı sıra Film-Yön’ün en iyi yönetmen ödülünü de aldı. Bu arada söylemek bile artık fenalık veriyor ama evet, 10 yarışmacı arasındaki tek kadın yönetmendi. Neyse ki Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’na bakınca çok daha dengeli bir dağılım görüyoruz, epeyce kadın yönetmen var. “Sudan Çıkmış Balık” adlı animasyonuyla ödül alan Nur Özkaya’nın şahane bir enerjiyle yaptığı konuşmaya da ayrıca değinmek isterim, bu toplumda öteki olarak görülmenin zorluğundan söz edip jüriye kendisini öyle hissettirmedikleri için teşekkür etti, salon da alkıştan yıkıldı. Bir şeyler değişiyor, değişecek, umut var.

Festivalden notlar

Festivalin bütün coşkusunun üzerinde her an kendini hissettiren bir hüzün bulutu vardı, çok kısa süre önce kaybettiğimiz festival direktörü Kadir Beycioğlu’nun yokluğu. Jüri Özel Ödülü’ne onun adını vererek yaşatıyor festival, Beycioğlu’nun anısını.

Jüriden hiç ödül almayan “Sen Ben Lenin” (Yönetmen: Tufan Taştan) benim izlediklerim içinde en coşkulu seyirci tepkisine ve en hararetli soru cevap bölümüne sahip filmdi. Edip Cansever’in “Ahmet Abi”sini Adana seyircisi bağrına bastı ve seyirci ödülüyle yolladı. Seyyal Taner’in şahane sesinden dinlediğimiz final şarkısına hep beraber eşlik ederek üstelik: “Gülemiyorsun ya gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir”.

Adana seyircisi gerçekten benzersiz. Hayatımda bu kadar uzun soru cevap oturumları görmedim. Fakat onlara soru denilir mi bilmiyorum, daha ziyade bir “gönderme avcılığı” söz konusu. “Şurada ben Bergman göndermesi sezdim doğru mu, falanca sahne Metin Erksan’a göndermeydi değil mi?” Bildiyse mutlu, aksi halde ısrarcı. Tufan Taştan’a “Kapanmayan kapılar Zeki Demirkubuz’a mı göndermeydi?” diye soran bile oldu.

Gene soru cevaplara damgasını vuran esrarengiz bir izleyici vardı, mikrofonu alıp bir şekilde içinde “Kürdistan” geçen bir cümle kuruyordu. Bu denemeyi zarafetle savuşturanlar oldu ama “Zin ve Ali’nin Hikayesi’nde moderatörlük yapan sinema yazarının mikrofonu bırakıp söyleşiyi terk etmesi, ekibi sahnede yalnız bırakması festivalin en çok konuşulan konularından biri oldu.

Festivalin gelmekte olan genç kuşağa dair umut veren bir başka anekdotu da Işıl Özgentürk’ün Adana İletişim Lisesi öğrencileriyle yaptığı atölyede yaşandı. Henüz lise son sınıfta bile olmayan gençler atölyeye konuk olan Hasibe Eren’e toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili sorular sordular, meslekte kadın olmaktan dolayı ayrımcılık yaşayıp yaşamadığını merak ettiler. O yaşta bizim sözlüğümüzde böyle bir terim olmadığını düşünürsek evet, bir şeyler değişiyor.  

Son sözüm Adana Büyükşehir Belediyesi’ne olsun. Festivalin Onursal Başkanı da olan Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın festivale desteği eşsiz bir şey. Ama çeşitli organizasyonlarda, hele hele kapanış töreninde salonun orta sıralarının belediye protokolüne, bürokratlara ayrılıp festivali festival yapan sanatçıların, film ekiplerinin kenarlara oturtulması bence el üstünde tutulan sanatçı mitine de Adana misafirperverliğine de pek sığmıyor. Bunu bir düşünsek keşke.