Bir tütüyle yıkılan düzen

Baba deyince aklımıza gelen –gelmesi için çocukluktan itibaren gereken her şeyin yapıldığı- bütün o ciddi, asık suratlı, sert çağrışımları ters yüz ettikleri için Tarkan’a da Ali Sunal’a da teşekkür edesim var bugün. Onların bu derece popüler birer kişi ve baba olarak kızlarıyla oynarken giydikleri tütüleriyle fotoğraf çektirip paylaşmaları o kadar önemli ki. Ne kadar önemli olduğunu şuradan anlayın; uğradıkları saldırıların ucu bölücülüğe ve PKK’ya kadar gidiyor. O derece rahatsızlık yaratmış kimi bünyelerde, çok acayip. “Kimi kandırıyorsunuz” diyorlar, “kızlarımız için” diyerek, “biz bilmiyor muyuz?”

Bir tütüyle yıkılan düzen

Bildikleri şöyle bir şey; Tarkan ile Ali Sunal’ın canları etek giymek istiyor, buna da kızlarıyla oyun oynama kılıfı uyduruyorlar. Daha fenası, hepimizi yoldan çıkararak toplumun yapısını bozmak gibi bir dertleri var. “LGBTİ propagandası yaparak” bu toplumun değerlerini yıkmak amaç yani, çocuklarla oynamak bahane. Neyse ki etraf hemen her resmin arkasındaki gerçeği görüp bize de gösteren külyutmazlarla dolu da gaflet uykusundan uyanıyoruz. Kısa süre önce biri de Batu Küçükçağlayan’ın sahnede giydiği eteğin toplumda yarattığı hasara dikkat çekti mesela, hatırlarsanız, uyandık.

Bu arkadaşlar istiyorlar ki hiçbir şey değişmesin, bütün o ezberlenmiş cinsiyet rolleri olduğu gibi kalsın, erkeğe de en sıkıcısından, sevgisini göstermeyen, çocuklarıyla oynamayan, kahkahayla (karı gibi) gülmeyen çatık kaşlı bir korkuluğu oynamak düşsün. Bunun dışına çıkan, birazcık hayat ve neşe belirtisi gösteren erkeğe şüpheyle yaklaşmak zaten âdetten, hele bir de tütü giymek kim bilir ne felaketlere gebe, gözlerinde. Gitti, yıkıldı canım erkeklik kalesi.

Öncelikle kendilerine bu tatsız tuzsuz hayatlarına dayanma gücü diliyorum. Çok zor gerçekten, sevemiyorsun, gülemiyorsun, kendini “baba dediğin şöyle olur, erkek dediğin böyle olur”lara sıkıştırmışsın, ütülü, kolalı yaşayıp gidiyorsun. İnanmışsın böyle olması gerektiğine. Sonra bakıyorsun birileri çekmiş mavi tütüyü üzerine (ya bir de pembe olaydı?), almış kızlarını kucağına, kahkahalarla gülüyor oradan. Mutlu görünüyor açıkça. Kabul ediyorum, sinir bozucu. Kendi mutsuzluğuna katlanmak için herkesi ortak etmek istiyor insan anladığım kadarıyla. Yoksa bu öfkenin, bu sürekli milletin hayatına burnunu sokmak istemenin nasıl bir açıklaması olabilir?

Neyse ki o çocuklar sevgiyle ve başka bir bilgiyle büyüyor artık. Okulda okuma yazma fişlerinde sokakta çalışıp eve para getirmek ve geldiğinde bir köşede ciddiyetle gazetesini okumak dışında hayat belirtisi göstermeyen “baba” değil gördükleri. Kapıdan girmesiyle eve bir ağırlığın çökmesi bir olan, “Gürültü yapıp babanızı kızdırmayın” diye uyarıldıkları kızgın kişi de değil. Çocuklarına oyun arkadaşı olan, onlarla birlikte kendisi de eğlenen, kimin ne dediğiyle ilgilenmeden tütü de giyen oje de süren bir babayla büyümek bir insanın başına gelebilecek en güzel şeylerden biri olmalı. Şiddeti, dayağı, baskıyı, çocukların içine salınan korkuyu, kanımıza işleyen cinsiyet ayrımcılığını bu toplumun temel taşlarından sayıp bu düzenin bir babanın giydiği tütüyle yıkılacağına inananlar haklı çıksalar keşke.