Cesur ve çıplak

Magazin haberlerinde öteden beri tuhafıma giden bir ifadedir, “Falanca, filmde cesur sahneleriyle dikkat çekti”. Tabii ki cümle içindeki falanca bir kadındır ve adı geçen “cesur sahneler” ile paraşütle atlama ya da bilmem kaç metreye tırmanma falan değil, oyunculuk becerisi isteyen anlar hiç değil, sadece soyunma, öpüşme, sevişme sahneleri kastedilmektedir. Kadın oyuncunun cesareti bununla ölçülür, yazar ve yönetmenin becerisi de.

Bunun öteden beri magazin dilinde bu şekilde kullanılmasına, hatta arada pr amacıyla filmden özellikle bu tip sahnelerin basına sızdırılmasına alışığız da bugün bir dijital platformda kendince yenilikler içeren bir mini dizinin “Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en cesur kadın hikayesi” olarak tanıtılmaya kalkışılması konuyu yeniden gündeme getirdi.

Bu “çok cesur kadın hikayesi” eskortluk yaparak para biriktirip ülkeden gitmeyi hayal eden bir genç kadını anlatıyor ve yönetmen koltuğunda da Can Evrenol oturuyor. Amacının bu olduğunu hiç sanmadığım Evrenol nasıl oluyor da durup durup kendisini bu en cinsiyetçi pozisyonlara sokuyor, anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü şu anda sosyal medyada hararetle bu konu tartışılmakta.

“Kadın hikâyelerini kadınlar anlatsın”a getirecek değilim konuyu, ki bu da tartışmanın bir boyutu. İsteyen istediğini anlatsa, hatta keşke anlatabilse. Zaten dizinin senaryosunu da Evrenol ile Merve Göntem birlikte yazıyorlar. Sorun şu ki iki bölüm itibarıyla hikâyede bir sahicilik ya da erkek fantezilerinden fırlamışa benzeyen karakterde bir inandırıcılık görünmüyor. 

Hal böyleyken daha az iddialı olmak, bir dönemin Yeşilçam filmlerinde de benzerini bolca gördüğümüz çıplaklığı, daha ziyade belden aşağısını izlediğimiz dans eden kadın görüntülerini bir yenilik ya da cesaret olarak sunmaya kalkışmamak, dizide anlatılanın cesareti geçtim, bir kadın hikayesi olmadığını kabul etmek de bir seçenek olmalı.

Çocuğa saygı

“Çocuğun olunca anlarsın” cümlesini duymadan büyüyen var mıdır bilmiyorum. Annenden babandan duymasan çevrende birileri sana söz konusu kendi çocuğun olduğunda bütün ezberinin bozulacağını iddia eden bu cümleyi kurmuştur. Mesela sen çok özgürlükçü birisindir, öyle tanımlıyorsundur kendini, herkesin hayattaki bütün seçimlerine saygı duyduğunu  duyacağını söylersin, karşındaki der ki “Ama işte çocuğun olunca öyle olmaz”.  

Bana bu, çoğu durumda çocuğunu senden bağımsız bir birey değil senin bir uzantın olarak kabul ettiğin için böyle oluyor gibi geliyor. Ya da ben çocuğum olmadan bu kadar anlayabildim, bilmiyorum.

Hazal Kaya’nın artık çocuklu bir kadın olarak GZone’daki söyleşisinde kurduğu cümleler önemli geldi o yüzden. Birisi sormuş; “Çocuğunuz LGBT birey olsa ilk tepkiniz ne olurdu?” diye, cevabı “Bir tepkim olmaz, beni ilgilendirmez çünkü. O benden başka birisi, onu yönlendirmek haddim değil, özelikle böyle ona özel bir konuda ben ona ancak yol arkadaşlığı yapabilirim, bir ihtiyacı olursa yanında olabilirim, elini tutabilirim. Haddim değil buna tepki vermek. Ben ona çok saygı duyuyorum, çok seviyorum”. 

Çocuğu ona beraberinde saygı duyarak sevmek de mümkün özetle. Hatta şart.