Doğal afetler ve toplumsal cinsiyet eşitliği

İzmir depreminin ateşi düştüğü yeri yakarken, muhtemelen çoğumuzun başucunda deprem çantaları yavaş yavaş yerini almaya başladı. Deprem gerçeğini ötelemeyip zaten hep hazırlıklı olanları kastetmiyorum tabii. “Nerede yakalanacağımız belli mi canım, kısmet” diyen kadercileri de. Evini, uyuduğu odayı ve uykuda yakalanma ihtimaline karşı kendisini hazırlamaya girişenlerden söz ediyorum.  Bir çanta içine düdük, fener,   su, dayanıklı yiyecek koyup yanı başına koyanlardan. Ve tabii sokağa fırlayacak uygun kıyafetini her an ulaşılabilir şekilde hazır edenlerden.

Özellikle kadınsanız ve bu sonuncusu gözünüze saçma göründüyse şanslısınız bence. Ortada deprem gibi bir felaket, ucunda ölüm olabilecek bir tehlike varken kim umursar üzerinde hangi kıyafetin olduğunu, gecelik olsa ne olur, iç çamaşırı olsa ne olur, diyebiliyorsanız ne mutlu. Çünkü araştırmalar pek çok kadının bunu diyemediğini gösteriyor.

Eric Neumayer ve Thomas Plümper’in doğal afetlerde ölenlerin çoğunun kadın olduğuna dair 2020 yılı başında London School of Economics and Political Science‘da yayınlanan makaleleri bir kez daha gündeme geldi bu deprem vesilesiyle. Meseleyi biyolojik ve fizyolojik farklarla açıklamanın mümkün olmadığı, toplumsal kodlara bakmak gerektiği belirtiliyor makalede. Hani kadın her daim düzgün görünür, oturmasına kalkmasına dikkat eder, çocukluğundan itibaren bu bilgiyle yetişmiştir, sağdan soldan, aileden ve de konu komşudan bu konuda uyarılar almıştır ya, işte bütün o uyarılar deprem ya da yangın gibi bir tehlike anında bile terk etmiyor kadınları ve üzerime sokağa çıkmaya uygun bir kıyafet bulacağım derken çok değerli saniyelerden kaybedebiliyor. Yani sokakta göreceği insanların ne düşüneceği endişesi o an canından daha önemli görünebiliyor gözüne. Araştırma, doğal afetlerde kadınların ölüm oranının yüksekliğini öncelikli olarak bununla açıklıyor; “uygun kıyafet bulmaya çalışırken vakit kaybetme”. Bunu izleyen sebepleri de kadının annelik sıfatıyla aileyi güvende tutmaya öncelik vermesi ve çalışma oranı düşük olduğu için doğal afetlere  evde yakalanma riskinin yüksekliği olarak sıralıyor.

Benzeri bir uyarıyı üç yıl önce depremle ilgili bir eğitim toplantısında konuşan Afet Kriz Yönetim Uzmanı Özden Işık da yapıyor. Bir depremde, tsunami veya kasırgada kadınların erkeklere oranla büyük kayıp vermesinin ardında toplumsal cinsiyet kavramının bulunduğunu anlatıyor. İşin ucu uygun kıyafet aramayı geçtim, evin erkeği gelmeden kadının dışarı çıkmasının yasak olmasına kadar varıyor çünkü. Işık, Van depreminde eşi yanında olmadığı için evini terk edemeyip ölen kadınlar olduğunu söylüyor. Ve tabii yüzme öğrenmediği için boğulanlar, tırmanma, atlama, zıplama gibi becerileri geliştirilmediğinden kendini kurtaramayanlar olduğunu.

Toplumda kadına biçilen rollerin, kız çocuklarını büyütürken başvurulan ezberlerin, “kadının yeri evidir” dayatmalarının gelip dayandığı nokta  bu. Doğal afetlerden erkeklere göre beş kat daha fazla etkilenen kadınlar. “Burada da mı toplumsal cinsiyet eşitliği?” demeyin lütfen, tam da burada toplumsal cinsiyet eşitliği.