“Erkek senaristler kadın karakter üzerine düşünmüyor”

Hande Doğandemir yeni dizisi “Hükümsüz”de kadın cinayetlerini çözen bir avukatı oynuyor. Doğandemir için dizinin en kıymetli yanı iki kadın karakteri merkezine alıyor olması.

Asu Maro - Oyunculuğunun ilk zamanlarında daha çok tatlı romantik komedilerde izlediğimiz Hande Doğandemir birkaç yıldır kariyerinde yeni kapılar açtı. Craft’ta Çağ Çalışkur’un sahnelediği “Waterproof”ta maden kazasında çocuklarını kaybeden annelerden biri olarak izledik onu. Haluk Bilginer ve Ali Atay ile oynadığı Cenk Ertürk’ün ilk filmi “Nuh Tepesi” ile festivallere katıldı. Bir yandan da Exxen’in yeni dizisi “Hükümsüz”de kadın cinayetlerini ele alan iki kadın avukattan birini canlandırıyor. Sıraselviler Kiki’de bir araya geldiğimiz Doğandemir ile buluşma sebebimiz “Hükümsüz” olunca tabii konu dönüp dolaşıp kadına şiddet ve kadın cinayetlerine geldi. Araya da oyunculuğa ve hayata dair nefes alma alanları iliştirmeye çalıştık.

“Erkek senaristler kadın karakter üzerine düşünmüyor”

“Hükümsüz” ülkemizin son yıllarda iyice su yüzüne çıkan bir derdine; kadın cinayetlerine parmak basan bir dizi. Sizin oynamaya karar vermenizde de bunun payı oldu mu?

Biz artık sinemada, televizyonda çok fazla kadın hikâyesi izleyemiyoruz. Ana akımda evet, kadın hikâyelerine rastlıyoruz ama çok özgürce anlatamıyoruz ya da bir hikâyenin bir parçası kadar gösterebiliyoruz. Ama “Hükümsüz” tamamen iki kadın avukatın kadın meselesini merkezine aldığı bir iş olduğu için ben çok heyecanlandım açıkçası. “Gerçekten hayatta bunlar var ve bizim gözümüzün önünde oluyor”u bütün gerçekçiliğiyle anlatmaktı derdimiz. O yüzden de ilk okuduğumda “Tamam,” dedim, “Ben böyle bir işin içinde olmak istiyorum.”

Genelde davayı çözen bir erkektir, belki yanına bir yardımcı kadın karakter konur. Ama burada iki kadın el ele verip bu davaları çözüyorlar. Kurban olmayan, kurtarıcı olan kadın rolü de güzel bence.

Kesinlikle. Burçin’le (Terzioğlu) bizi en çok heyecanlandıran şey de buydu. Biri gazeteci, biri eski polis iki erkek kahramanımız var, onlar bu iki kadının yolculuğunda yanlarında oluyorlar.

Bunu rol seçerken bir kriter olarak alıyor musunuz diye soracağım ama sinemada çok da kolay olmuyor herhalde. Kadın ya bir basamak ya da hikâyenin bir detayından ibaret kalıyor çoğu zaman.

Tabii ki tercih sebebim olur ama önümüze öyle hikâyeler kolay kolay gelmiyor. Kaç senedir sizinle karşılaşıyoruz festivallerde, kaç tane kadın filmi vardı? Neredeyse yoktu. Kadın yönetmen de çok azdı. Bu sene vardı ve ne kadar başarılı olduklarını gördük. Maalesef sinemada özellikle, biz kadın hikâyesi izleyemiyoruz ve kadın karakter varsa da derinlikli bir şekilde yazılamıyor. Bu benim en büyük derdim, öyle bir hikâye çıksa karşıma gerçekten tutacağım, sarılacağım ve hiç bırakmayacağım. Bu dizilerde de o kadar kolay olmuyor ama “Hükümsüz” o şansı bize verdi. O açıdan çok seviyorum ve mutluyum.

“Erkek senaristler kadın karakter üzerine düşünmüyor”

Tekrar “Hükümsüz”deki gerçek hikâyelere dönersek, dediniz ya doğru aktarmak önemliydi diye; ne yaptınız bunun için? Hep birlikte toplantılar yapıldı mı, dili nasıl oluşturuldu?

Tabii yaptık. İsmail (Hacıoğlu) de, Alican (Yücesoy) da, Burçin de (Terzioğlu), hepimiz için bu çok hassas bir meseleydi. Çünkü bunlar yaşanmış kadın cinayetleri. Bu insanların yakınları oturup izleyecek. Belki bu olayı yaşamış ama hâlâ hayatta olan birileri bundan etkilenecek. Yapımcımız Mustafa Bey (Uslu) de o hassasiyetle yaklaştı ve biz senaryo ekibiyle de yapımcıyla da yönetmenle de oturup bu konudaki hassasiyetimizi konuştuk. Çünkü biz neredeyse birebir işledik bu olayları. Hatta en son Çilem Doğan’ın davası işlendi, ikinci sezona virgül atan konu da Özgecan’dı. Psikolojik olarak inanın bizi çok zorladı. Burçin’le “Bizim galiba terapiye ihtiyacımız var,” dediğimiz anlar oldu. Ama birilerinin de bunu anlatması gerektiğini düşünüyorum. O yüzden de bunu sadece bir dizi olarak da göremedim, başka bir şeydi benim için.

Sizin oynadığınız Filiz de gerçek bir kişi mi?

Evet. Kardeşinin davası hatta hâlen sürüyor. Onunla ilgili bütün dava sürecini okuyarak gittim ve o mahkeme sahnesinde söylediklerim benim gerçek duygumdu.

Sanırım sizin sinemada küçük rol - büyük rol gibi dertleriniz yok. Son dönemde izlediğim “Nuh Tepesi” ve “Gelincik”ten yola çıkarak konuşuyorum.

Yok. İkisi de erkek hikâyesinde küçücük rolleri olan kadın karakterler. Daha önce de sinema filmlerim oldu, şansıma daha kadın hikâyesi olan filmler de yaptım ama dediğim gibi özellikle de son dönemde çok erkek hikâyesi odaklı sinema gerçekten. Senaristler çoğunlukla erkek ve kadın karakterlerin üzerinde çok düşünmüyorlar galiba. Onları sadece bir aracı olarak kullandıklarını düşünüyorum. Ama “Nuh Tepesi”ni o kadar sevdim ki. “Nuh Tepesi”nin yeri çok özel benim için. Benim bu festival dünyasına girişimin, alternatif hikâyelerde yer almamın yolunu açan iş oldu. Çünkü siz popüler kültürde tanınmış biriyseniz, sadece oraya ait bir oyuncu olarak bakıyorlar, hatta oyuncu bile değil, bir figür olarak bakıyorlar ve mesleki yolculuğunuzda başka bir yola çıkmanızı bazen hor görüyorlar. Bu bir gerçek. Benim tiyatroda yer almamı ya da alternatif sinemada yer almamı hor gören çok insan oldu ama bir noktada böyle düşündüğü için özür dileyen de çok oldu.

Yüzünüze mi söylüyorlar bunu?

Yüzüme söyleyen de oldu. “Ben böyle düşündüm ama sen beni yanılttın” diyen de çok oldu ama bunu garipsemiyorum. Sizi bir dizide, bir romantik komedide ya da reklamlarda marka yüzü olarak görüyorlar, sizin yolculuğunuzun veya sınırlarınızın o kadar olduğunu düşünüyorlar. Ama bu bir tercih. Dolayısıyla da “Nuh Tepesi” o yolculukta benim için çok önemli.          

“Evim botanik bahçesi gibi”

Seviyor musunuz ev hayatını?

Aşırı seviyorum, çok evciyim. Bitkilerim var, köpeğim var, inanılmaz bir düzen kurdum evde. Hiç çıkmasam da olur.

Çiçek düzenleme eğitimi almışsınız. Nasıl bir şey tam olarak?

Çiçekçilik eğitimi aldım bayağı. Florist olarak geçiyorum şu an, meslek olarak yapabilirim.

Nereden aklınıza geldi?

Çok seviyordum zaten çiçekle, bitkiyle ilgilenmeyi. Daha önce günlük workshop’lara falan katıldım ama daha kapsamlı bir eğitim istiyordum. Derken okulu buldum, Flortart’ı. Oradan eğitim aldım.

Çiçekçi açmayı düşündüğünüzü söylemişsiniz.

Evet, çok istiyorum onu. Benim evim hakikaten botanik bahçesi gibi. Ailem endişe etmeye başladı, “İyi misin sen, bu kadar bitkiyi ne yapacaksın, ev ormana döndü” diye. Çok mutluyum onlarla, iyi hissediyorum. Dolayısıyla ileride de hakikaten bununla ilgili bir şey yapma planım var.

Röportajın tamamı Milliyet Sanat’ın mayıs sayısında.