Güler yüzlü bir kadın hikâyesi

FUAYE NOTLARI

Tek başına bir kadınsan, bir şekilde babanın, abinin, bakkalın çakkalın, komşu teyzelerin, ne diyeceği mühim olan elalemin değil kendi burnunun dikine gitmişsen, hayatının dikensiz gül bahçesine benzemeyeceği baştan bellidir. Ama olsun, gül senin, gülşen senindir, dikenleri ayıklaya ayıklaya yürürsün.

Tıpkı Müjde gibi. Aslında biz kendisini Hayriye olarak tanımıştık; Pala Hayriye. 18’inde evden kaçıp üniversiteye başlamış, aç kalmış, açıkta kalmış ama bir şekilde tutunmayı başarmıştı. Zehir gibi zekası, müthiş gözlemleri, sivri bir dili olan, ‘kadınlık halleri’ni oynamakta beceriksiz, yalansız dolansız bir kadındı, Figen Şakacı’nın roman karakteri Pala Hayriye. Şimdi romandaki ‘Pişti’ adlı bölümden fırlayıp tiyatro sahnesine konmuş, adı da Müjde olmuş.

Güler yüzlü bir kadın  hikâyesi

‘Topuklu Terlik Süt Yapar’ adını taşıyan oyunun kahramanı Müjde, henüz tek bir kitabı olan bir yazar, kendisini ‘büyümeden yaşlanmış’ hissediyor, üstelik de hamile. Bin tane tereddütü, soru işareti var. Artık arkadaşı da olan jinekoloğu Nedim ‘bu yaşta’ başına konan bu talih kuşunu tepmemesi gerektiği kanaatinde. Öyle ya, bir kadının başka ne amacı olabilir ki hayatta? Çoluk, çocuk, düzen. Müjde bunları ‘bu yaşa’ kadar edinemediyse belli ki ‘kısmet olmadı’. İstememiş olamaz ya.

Peki nasıl olmuş da gelmiş başına bu ‘mucize’? Nasıl tanışmış ‘beyaz atlı prens’le? Neden havalara uçmuyor da hala tereddüt ediyor? Müjde, Nedim’e anlatıyor, biz de onunla beraber izliyoruz. Şaşırarak, kahkaha atarak, üzülerek, düşünerek, öfkelenerek, sahneye terlik fırlatmak isteyerek...

Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu’nca hayata geçirilen ‘Topuklu Terlik Süt Yapar’ da Figen Şakacı’nın kaleminden çıktığı için, oyun da roman kadar komik, doğal, sahici. Yazar ve yönetmen olarak tiyatroda daha fazla görmeyi umduğumuz Görkem Şarkan’ın sahneye koyduğu oyun çok güzel kurgulanmış. Muayenehane sahnesi ile anlatılan hikayenin bölümleri hiç aksamadan iç içe geçiyor. Bir kapı açılıyor, Müjde’nin arkadaşı Meral’in evi oluyor, bir kapı açılıyor, Müjde’nin salonu... Müjde yemekte tanıştığı Yiğit’le geçirdiği geceyi anlatırken Nedim araya girip bizim içimizden geçen soruları soruveriyor mesela: “Gerçekten böyle mi dedin?” gibi. Cihan Aşar’ın sahne tasarımı da bu geçişlere imkan verecek nitelikte.

Müjde’yi Kent Oyuncuları’ndan beri heyecanla takip ettiğim Yeşim Koçak oynuyor. Yine ışığı, enerjisi yerli yerinde. Komedisi de. Yalnız, şaşkınlığı bir doz fazla geldi bana. Kararsızlık, telaş, kafa karışıklığı, hepsi tamam ama bunların bazı anlarda biraz azalması gerek ki gerçekten ne yapacağını bilmediğinde farkı olsun.

Tanıştığı kadına kur yaparken de, onu omzundan silkelerken de yaratıcılıkta ve riyakarlıkta sınır tanımayan Yiğit’te Ali İl çok başarılı. Başta kararlı bir şekilde “Doğuracaksın tabii, ne yapacaksın?” derken hikayeyi dinledikçe Müjde’yi ve mensubu olduğu erkek milletini bir kez daha anlayan doktor Nedim’de Durul Bazan, kutsal yuvasını korurken maceradan geri kalmak istemeyen civelek arkadaş Meral’de İpek Türktan Kaynak ve sarhoşluğu ile erkekliğin kitabın yazan kocasında Mert Aykul da öyle. Füsun Kostak, kısacık ama çok etkili bir giriş yapıyor oyuna. Kısacası oyunculuklardan yana şansımız açık.

Toplumun dayatmalarına değil kendi paşa gönlüne göre kırkına gelmiş yalnız bir kadının hayatından trajedi değil komedi de çıkabileceğini, kararsızlıklarla, tereddütlerle de olsa kendi kaderini kendi tayin edip mutlu da olabileceğini gösteren, gülen, güldüren bir oyun, “Topuklu Terlik Süt Yapar”. Sonunda “Mutluluk kayıtsız şartsız düğünde ve bebekte” mesajı vermiyor bir kere, daha ne olsun? Bir de finalde Müjde bizimle konuşup muhasebe yapmasa daha bile etkili olurdu.

Mavi odada herkes eşit

Yıl 1998’di, Nicole Kidman’ın Londra’da ‘Blue Room / Mavi Oda’ diye bir oyunla sahneye çıktığını duymuştuk. Schnitzler’in 1900 tarihli erotik başyapıtı ‘La Ronde’dan David Hare tarafından uyarlanmıştı, son derece cesur bir oyundu.
O zamanlar ülkemizde ne zaman sahneleneceği merak edilen ‘Mavi Oda’ şimdi Meltem Cumbul’un rejisiyle T.O.Y. İstanbul sahnesinde. ‘Bent’ten sonra ikinci kez eski öğrencilerinin isteğiyle reji koltuğuna oturan Cumbul, oyunu, hem melankoliyi, hem erotizmi kucaklayıp ‘buluğ çağı’nı da anımsatacak şekilde, ‘Blu’ adıyla sahneliyor. Kidman ve Iain Glen’in hepsini oynadığı beş kadın beş erkek; 10 karakteri bu kez 10 ayrı oyuncu canlandırıyor.

Karakterlerin arasında taksi şoförü de var, bebek bakıcısı da, aristokrat da, aktris de, yazar da... Ama üzerlerindeki mavi işçi tulumlarıyla hepsi arzu paydasında eşitlenerek 10 farklı ilişki biçimini sergiliyorlar.

Güler yüzlü bir kadın  hikâyesi

Can Remzi Ergen’in çevirdiği oyunun ışık tasarımı Ayşe Ayter’e, kostüm tasarımı Hakan Bahar’a ait. Elçin Afacan, Serkan Rutkay Ayıköz, Nazlı Benan Özkaya, Can Remzi Ergen, Ayşe Özköylü, Barbaros Ergün, Dilhan Naz Özgülüş, Zehra Bilgin, Emre Yetim, Peral Filiz, Gamze Dar, Ozan Erdönmez’den oluşuyor oyuncu kadrosu, bazıları dönüşümlü olarak oynuyorlar.

Çok genç ve heyecanlı bir ekip, coşkularının seyirciye geçmemesi mümkün değil. Aralarında deneyimli bir aktör olan Emre Yetim dikkat çekiyor. Bir de belli ki sarhoş evli kadın performansıyla ışıldayan Ayşe Özköylü adını daha çok duyacağız.