Her gün bir kadından fazla!

Gözümüz alıştı sayfaların bir kenarında o istatistikleri görmeye: “Bu yılın kadın cinayeti bilançosu...”, “Bu ay şu kadar kadın öldürüldü”. İsterseniz yazın arama motoruna, daha “2018 kadın ci” derken “kadın cinayetleri istatistik” diye ay ay döküyor önünüze.

Birileri durmadan kadınları öldürüyor, birileri de usanmadan sayıyor onları. Birer sayı olmaktan öteye geçsinler diye. Her yılın sonunda, her ayın başında çarpıyor suratımıza tokat gibi sürekli yükselen bir eğride seyreden istatistikler.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun raporuna göre, ocak ayında 28 kadın öldürülmüştü mesela. Şubatta 47’ye ulaşarak rekor kırdı kadın cinayetleri. Mart ayı raporu 25’i gösterince bir sevindik, az göründü gözümüze. Düşüyordu nihayet galiba endeks. Derken nisanda 30’u bulduk, mayısı da 37 ile kapattık. Yani ortalamaya bakarsak, her güne 1’den fazla kadın cinayeti düşüyor. Hani gözümüzde canlansın diye söylüyorum tablonun vahameti.

Adeta hayıflanarak söylenen bir “Türkiye’de seri katil yok” iddiası vardır ya, basbayağı kolektif seri cinayetlerimiz var aslında, çok eksiklenmemize gerek yok. Kocalar, babalar, aile meclisleri, sevgililer, eski sevgililer, platonik âşıklar, sevip de karşılık göremeyenler, göz koyup da erişemeyenler sürekli can alıyor memlekette. Üstelik belli bir “izlek”leri, “ortak payda”ları da var bu cinayetlerin, “seri” diye nitelendirebiliriz rahatlıkla. Bir dolu da “azmettiricisi” ve “hafifletici” sebep bulucusu.

Hepsi “seviyor” mesela. Hep sevgiden bürüyor gözlerini kan. Öldürülen kadının sönüp giden hayatını bir kenara bırakıyor, dönüp katilin halinden anlıyoruz. Seviyormuş ki ayrılamamış, seviyormuş ki kıskanmış, seviyormuş ki başkasına yâr edememiş. O da kader kurbanı, karşılıksız aşk mağduru.

17 yaşında başından vurularak öldürülen bir insan var ortada, Aleyna Can. Biz mahkemede çıkıp “Tek suçum sevmekti” diyen adamı okuyoruz gazetelerde. Tek suçu sevmekmiş, belindeki silah ateş alıvermiş. “Silah arkadaşımdaydı, ondan aldım belime koydum, sonra ben çıktım, beriki geldi, ne olduğunu anlamadım”vari karışık ifadeleri mahkeme başkanını “Yeter, tansiyonum çıktı” noktasına getirirken konuyla ilgili her çıkan haberde altının çizildiği gibi, olay “günlük kiralanan bir evde” gerçekleşmiş. Biz bununla ilgiliyiz. Anlamak istiyoruz. Bu arkadaşı cinayete sürükleyen nedenler neler? Günlük kiralık ev olabilir mi? Çünkü zaten o eve gelen kadına hangi gözle bakmamız gerektiğini biliyoruz değil mi, sayın okur? Tamam, tabii ki biz de öldürülsün demiyoruz ama işte ortada tekin olmayan bir durum var belli ki, bunu anladık değil mi hepimiz?

İsteyerek ya da farkında olmadan benimsediğiniz bu söylemleriniz, cinayete aşk süsü veren, kadınların öldürülmesine çaktırmadan bahane üreten ifadelerinizle her ay birer sayı olarak önümüze gelen seri cinayetlere zemin hazırladığınızı biliyorsunuz değil mi?

Mayısta 37 kadın öldürüldü. Hadi sayın bakalım, kaçı aşktan, kaçı namustan, kaçı zedelenen erkeklikten, kaçı günlük evde, kaçı baba evinde, kaçı sokakta...