Kadın cinayetlerine mülteci gerekçesi

Ayşegül Aydın öldü. Kimdi Ayşegül Aydın? 16 yaşında bir lise öğrencisiydi.

12 Temmuz tarihinde Kocaeli’de dershaneden çıkıp evine dönerken bir erkeğin saldırısına uğramıştı. Aydın’a tecavüz etmeye kalkışan adam, direndiği için genç kızın başına taşla vurmuştu. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Ayşegül Aydın dört buçuk aydır yoğun bakımdaydı ve maalesef önceki gün kötü haber geldi.

Peki, bu korkunç haber sosyal medyaya nasıl yansıdı? “Afgan mültecinin saldırısına uğrayan Ayşegül Aydın hayatını kaybetti. Bunlar başımıza bela.” “Sapık Afgan dehşeti”, “Kaçak Afgan vahşeti”, vesaire vesaire. Şiddet ve nefret dozu değişse de içinde Afgan geçmeyen tek bir cümle yok. Gencecik bir kızın hayattan vahşice koparılması bir mülteci sorunu olarak anlam taşıyor. Yoksa bizim ülkede kadınlar öldürülmez, tecavüz desen hiç yoktur. Hiç “Türk erkek bir kadını varile koyup yaktı, çocuklarının önünde kurşunladı, samuray kılıcıyla öldürdü, flaş flaş, Türk erkek dehşet saçtı!” gibi başlıklar görüyor muyuz? Görmüyoruz.

Kabul etmek zor geliyor diye tahmin ediyorum ama “Kaçak Afgan tecavüz etti, Suriyeli öldürdü” ile açıklanamayacak kadar ciddi bir sorun Türkiye’deki kadın cinayetleri. Onlar sınırdan çıkıp giderse hallolacak bir durum yok ortada. Keşke öyle olsaydı. Ama suçu kaçak Afgan ile olmadık saatlerde uygunsuz kıyafetlerle sokağa çıkarak “saldırıya davetiye çıkaran” kadın arasında paylaştırınca mesele çözülmüyor.

Ne tesadüftür ki Ayşegül Aydın’ın ölüm haberiyle aynı gün bianet’in yerel ve ulusal yayın organlarından, ajanslardan derlediği yıllık kadın cinayetleri çetelesi geldi. 1 Ocak 2021-23 Kasım 2021 arasındaki 326 günde, Türkiye genelinde en az 285 kadın öldürülmüş, en az 193 kadının ölümü de basına “şüpheli” olarak yansımış.

Kim öldürmüş bu kadınları? Tamamını erkekler öldürmüş. 172’sinin, yani yarısından fazlasının katili kocası, eski kocası ya da sevgilisi. En az 52’sini abi, baba, oğul, damat gibi aile üyeleri, 28’ini komşu ve arkadaşları öldürmüş. Yani Afgan ya da Suriyeli, kaçak ya da mülteci olmadıkları gibi çoğu yabancı bile değil, aileden. O insanı en koruyup kolladığını kabul ettiğimiz kurumun fertleri. İstediğin kadar sınırları kapat, sınırların değil ailenin içinde bile durum parlak değil yani.

Kadın cinayetlerinin bir diğer gerekçesi olarak beğenilen “O kadın da o ıssız yerde/tekinsiz ortamda/gece karanlığında gezinmeseymiş efendim” için de şu bilgiyi verelim: Erkekler kadınların yüzde 61’ini evin içinde öldürmüş. Evet, gene en “güvenli” alan olan, insanı tehlikelerden koruduğu varsayılan, kapısını kapatınca huzur bulmanız gereken yerde. Olmuyor yani, kadınları eve kapatmak da çözüm değil. 

Hep beraber mültecilere lanet okuyalım, “Ayşegül’ü koruyamadık, diğer kadınlarımızı koruyalım” diye isyan edelim, fırsat bulmuşken mültecilere saldırsın birileri, evlerini dağıtsın, dükkânlarını taşlasın, ne değişecek? Mücadele etmemiz gereken tablo yukarıdaki. Maalesef “Türk erkeğinin” bu korkunç tablodaki payını kabul etmezsek kadınların canı yanmaya devam edecek.