Kadın düşmanlığı kazandı

Çok şükür, flaş haberden yana hiçbir sıkıntısı olmayan, her sabah yeni bir ‘son dakika’ bombasıyla gözünü açan güzel ülkem, bu sefer yalnız hissetmedi kendini. Bütün dünya ABD başkanlık seçim sonuçlarının şokuyla açtı gözünü 9 Kasım sabahına.

45. Başkan Donald Trump’ın sevmediği iki şey var; yabancılar ve kadınlar. Galiba ikincisi biraz daha fazla. Nitekim Independent gazetesi ilk haberi verdiği tweet’inde “Amerikalılar kadınlardan bu kadar mı nefret ediyormuş?” yorumunu yapmıştı. Başka açıklama bulamamışlar belli ki bu seçime.

Çünkü normal şartlarda, ne diyelim, başka bir dünyada sırf kadınlar hakkında on yıllardır sarf ettiği inciler Trump’ın oylarına engel olmalıydı.

Evlilik sözleşmesi imzalamayı reddeden kadınları hesapçı, karşılarındaki erkekleri enayi ilan eden o, hoşlanmadığı kadınları ‘şişman domuz’, ‘köpek’ ve benzeri sıfatlarla tanımlayan o, estetik anlayışını tanımlarken ‘bina’larla kadınları aynı kefeye koyan, bebeğini emzirmek için duruşmaya ara verilmesini isteyen avukatı ‘iğrenç’ bulan, seksi bir kız arkadaşa sahip olmanın faydalarını “Yanında genç ve güzel bir popo olduktan sonra medyada hakkında ne yazıldığı önemli değil” diye açıklayan, Arianna Huffington için “Hem içi, hem dışı çirkin, kocası onu bir erkek için terk etmekte haklı”, Angelina Jolie için “O kadar çok erkekle çıktı ki yanında kendimi bebek gibi görüyorum ve bana çekici bile gelmiyor”, Bette Medler için “Yüzünün de vücudunun da çirkin olduğunu söylerdim ama ‘politik doğruculuğa sığmaz” diyen hep o.

En son rakibi Hillary Clinton’ı eşi Bill Clinton’ın başkanlık döneminde yaşadığı ilişkiden sorumlu tutup “Kocasını tatmin edemeyen Amerika’yı nasıl tatmin edecek?” diye sorması da tuzu biberi. Nitekim ABD de bu sözlerin sahibini seçerek bir başkandan ne beklediğini ortaya koymuş oldu. Dünyaya hayırlı olsun.

Dediğini yaptı

Seçim sonuçları açıklanmaya başladığından beri, twitter Donald Trump’ın zaferinin artçı sarsıntılarıyla yıkılıyor. Hiç tahmin etmeyip şok geçirenler, seçileceğini bilmiş olmakla övünenler, Green Card hayallerini belirsiz bir tarihe erteleyenler, can havliyle Kanada kapılarına dayananlar... Başka hiçbir şey konuşulmuyor yeryüzünde. Simpson’ların on altı yıl önceden geleceği görmüş olmaları ise artık absürt bir şaka olmaktan çıktı. Senaristleri “O ABD’ye bir uyarıydı” demiş ama dinleyen kim?

İyi tarafından bakalım, ciddi sözün anlamını yitirdiği çeşitli zamanlarda olduğu gibi mizah aldı yürüdü,

Karikatüristler derhal ellerini Donald Trump çizmeye alıştırmaya başladılar. İnternet siteleri, gazete portalları ha bire yeni içerik üretiminde.

Trump Amerika’sında hayatta kalma rehberleri mi istersiniz, Trump’ın gözünden yeni dünya haritaları mı, ‘Dünyanın Sonu’nda dinlenecek şarkılar listesi mi, “İngiltere: ‘Brexit’ten daha kötüsü olamaz’ dedi, ABD: ‘Bekle ve gör’ diye cevap verdi” esprileri mi...

Fakat kendi mizahını bizzat kendi üreten bir başkandan daha iyi şaka yapmak da zor. 1998 yılında People dergisine verdiği röportajda “Başkanlığa aday olacak olsam Cumhuriyetçilerden olurdum. Ülkedeki en aptal seçmen onlarda. Fox News’da gördükleri her şeye inanıyorlar. Yalan söylerdim, onlar da yerdi. Bahse girerim, muazzam oy alırdım” demiş birinin 2016’da Cumhuriyetçilerden aday olup başkanlığı kazanması mizah değilse ne?