Kadınlar hatırlıyor ve anlatıyor

Anne babalarımızın genelde sahip olduğu “Bak, burası benim doğduğum evdi, şurada falanca amcalar otururdu, bu arsada top oynardık” diyebilme, büyüdüğü, sokaklarında oynadığı mahalleyi çoluğuna çocuğuna gösterip hikâyelerini anlatma hakkına biz pek sahip değiliz. Muhtemelen çoğumuzun doğduğu ev çoktan yerle yeksan olmuş, yerine kim bilir ne dikilmiş, hatta binanın kendisini geçtim, ona çıkan sokaklar bile bize yabancı hale gelmiş durumda. Hele hele o çocukluk Diyarbakır’da geçmişse mesela, bütün o çok bildik sokaklar insana tamamen içinden çıkılmaz bir labirent gibi geliyor olmalı.

Kadınlar hatırlıyor ve anlatıyor

Başka Sinema Ayvalık Film Festivali’nde tam da bu duyguyu anlatan, hatta izleyene de nefes nefese hissettiren bir kısa film izledik: “Bir Çember Düşün”. Genç bir kadın Diyarbakır’ın dar sokaklarında yolunu kaybetmiş, hızlı hızlı yürüyerek yönünü bulmaya çalışıyor, arkada konuşan falcıların sesleri de yol boyu ona eşlik ediyor. “Çok fazla yolun çıkmış aslında, fincanın her bir köşesinde yollar var. Bir çember düşün, o çemberin ortasında çıkmaz bir yola girmişsin sanki. Aslında yolun çok basit, bir kapın var yakın. Ama sen sürekli dönüyorsun, dönüyorsun etrafında, uzun yolu seçiyorsun. Aslında ilk yolu seçersen yolun daha aydınlık”.

Genç kadın o taraf mı bu taraf mı diye sonu aydınlığa çıkan yolu ararken biz de onunla birlikte Diyarbakır’ı dolaşıyoruz köşe bucak. Temiz haberin izini sürüyoruz. Beş dakikalık bir “yürüme” filmi.

“Bir Çember Düşün”, “Kulaktan Kulağa - Bak” projesi kapsamında Ayvalık Film Festivali’nde tek seansta peş peşe gösterilen 12 kısa filmden biri. Proje Diyarbakır, Batman ve Mardin’den kadınların katılımıyla Temmuz 2020-Mart 2021 tarihleri arasında hayata geçirilmiş. Daha önce kamera deneyimi olmayan kadınların katıldığı bir atölye bu. Katılımcılar atölyenin sonunda çektikleri filmlerle şehre ve hafızaya dair hikâyelerini anlatıyorlar. Unutulmaya yüz tutan hikâyeleri kulaktan kulağa aktarıyorlar. Berivan Bagı, Mardin’in bir köyünde bahçeli bir evde yaşayan Zeki Nine’ye çeviriyor kamerasını mesela. Ama ne nine, bir kere yüzükleri, küpeleri, kınalarıyla çok güzel bir kadın, evi de müze gibi, her tarafında başka anılar. Öyle de güzel anlatıyor ki, o reyhanlı bahçeye gitmiş kadar oluyorsunuz.

Rozerin Tadik imzalı
“4 Aralık 2020, Nusaybin”, gene bir mekânını yitiren çocukluk hikâyesi anlatıyor. İki kuzen telefonla konuşuyorlar ve biz yıkılan evin yerine inşa edilen toplu konutların birinin penceresinden dışarıyı izliyoruz. Kuzenler de dedelerinin artık yerinde olmayan evinin konumunu tahmin etmeye, orada kuzenler olarak nasıl oynadıklarını, ne kadar güzel anıları olduğunu birbirlerine aktarmaya devam ediyorlar.

Aralarında belgeseller var, son derece başarılı animasyonlar var, deneysel filmler var, her birinin ayrı bir karakteri var ama hepsinin arasında da bir kardeşlik bağı var sanki. Nitekim gösterimden sonra projenin koordinatörü Bilge Işık ve yönetmenler Fatoş Güneri ile Rozerin Tadik bu kardeşliğin altını çizdiler. Bilge Işık “Birbiriyle konuşan filmler” ortaya çıkarmayı amaçladıklarını söyledi. Rozerin Tadik ise atölye için bir araya geldiklerinde hikâyelerinin birbirine ne kadar yakın olduğunu görünce birbirlerine “Acaba biz aynı evde mi yaşamışız?” dediklerini anlattı.

Dün sona ermiş olan 4. Başka Sinema Ayvalık Film Festivali’nin en özel buluşmalarından biriydi. Ne kadar heyecan verici bir şey o “aynı evden” çıkan bu kadar farklı hikâyenin kadınların kamerasından perdeye ulaşması.