Sabıkası olan mı korksun?

“Benim sabıkam yok ki endişe edeyim, sabıkası olan korksun”. Çarşı ve mahalle bekçilerine silah ve zor kullanma, kimlik sorma, üst arama gibi yetkiler veren kanun teklifinin kabul edilmesinin ardından, doğal olarak bunun gündelik hayatımızı ne şekilde etkileyeceği tartışılır oldu. Vatandaşın huzur ve güvenliğini artıracak bir uygulama mı olacak, yoksa fazladan tedirginlik vesilesine mi dönüşecek?

Başta alıntıladığım cümle, Sputnik’teki Burcu Okutan ve Elif Sudagezer imzalı haberden. 23 yaşında Barış adlı bir vatandaşımız, bekçilerin yetkilerinin artırılmasından duyduğu memnuniyeti bu şekilde ifade ediyor. Geceleri daha da tehlikeli hale gelen sokaklarda insanların rahatça dolaşabilmesinin güvencesi olarak görüyor bekçileri. Hırsızlık, kadına taciz gibi vakaları önlemede bir destek kuvvet, başımıza bir şey geldiğinde yardım isteyebileceğimiz bir merci.
Böyle baktığımız zaman bu uygulamanın işe yarayacağına, tacizciler, tecavüzcüler için bekçi düdüğünün caydırıcı olacağına, artık evimize herhangi bir saatte korkmadan, çaktırmadan arkamıza bakmadan yürüyebileceğimize inanmak hoş olur elbette. Neden istemeyelim daha güvenli sokaklar, değil mi?
Ya da yolda hastalanan, kazaya uğrayan, yardıma muhtaç olanlara yardım edecek, yol soranlara bilgi verecek, doğum, ölüm, hastalık, kaza, yangın veya afet gibi önemli, acele haller sebebiyle gelecek yardım isteklerini gücü dâhilinde karşılayacak bir bekçiye kimin itirazı olabilir? Bunlar da bekçinin görevleri arasında sayılmakta.

Gelgelelim insan ister istemez üç ay gibi hayli kısa bir eğitim süresinin sonunda elde edilen bir gücün nasıl kullanılacağından endişe ediyor, haberde konuşan vatandaşımız Barış kadar emin olamıyor, sabıkası yoksa başına bir şey gelmeyeceğinden mesela. Ya da durup dururken yolda çevrilmeyeceğinden, üstünün başının aranmayacağından, canının sıkılmayacağından.

“O kim oluyor da üstümü arıyor, kafamı kesse aratmam, dokunamaz bana” diyen hanımefendi gibi özgüvenle karşı çıkmak kulağa hoş geliyor da uygulamada olabilecekleri tahmin etmek zor değil o kuşanılan yetkilerle. Evet, yasaya göre mahalle bekçisinin birini durdurması için makul bir sebebinin olması gerekiyor, durup dururken, keyfi olarak yapamıyor bunu ama ben o sebebin kolayca bulunabileceğinden korkuyorum. Bana sinir olan yan komşumun şikâyeti dâhil pek çok şey pekâlâ “makul sebep” sayılabilir.

Nitekim aynı haberde, 33 yaşında lise mezunu bir bekçi, “Mesela saat 22.00’den sonra alkol aldığından şüphelendiğimiz birini durdurabiliriz.” diyor. Bir diğeri, “Alkollü bir şahsın yanına gidiyorsam beni devlet gönderiyor,” diye ekliyor; “Ama keyfi olarak kimsenin karşısına çıkmam. Gidersem ya anons gelmiştir ya vatandaş şüphelenmiştir.”

Buyurun işte, vatandaş ‘şüphelenmiştir’. İnsanların kafasını kızdıran kişiyi türlü yaftalar yapıştırarak gammazlamaya niyetlendiği bir zamanda, alkol aldığından ‘şüphelenmenin’ bir şikâyet sebebi sayılabilmesi, öyle olmasa da bir bekçinin böyle olduğuna inanması endişe yaratmıyor mu? Nasıl diyeceğiz, “Sabıkası olan korksun” diye o zaman?