Türk sinemasını kurtarmak

2018 biterayak kültür dünyamızda çok önemli ve aslında hayırlı - bir tartışma baş gösterdi: Sinema piyasasının en çok izlenen (tabii öncelikle en çok salon bulan) filmlerinin yapımcıları, 2016 yılında Güney Koreli CJ CGV şirketine satılan Mars Group’un sinemalarında mısır, meşrubat gibi promosyonlarla artırılan bilet fiyatlarından kendilerine düşen pay doğru dağıtılmadığı için isyan etmişti.

Hürriyet yazarı Cengiz Semercioğlu’nun Yılmaz Erdoğan’ın gösterime gireceği aylar öncesinden belli olan “Organize İşler 2: Sazan Sarmalı” filminin vizyonunun son dakikada ertelenmesinden yola çıkan haberinden öğrendik ki, anlaşmazlığın bir tarafında BKM, Boyut Film, Çamaşırhane Film, Fikir Sanat, Madd Entertainment, Mustafa Uslu, NuLook ve TAFF durmaktaydı. Ve Mars ile anlaşma sağlanamazsa vizyona girmeyecek filmler arasında da Cem Yılmaz’ın “Kara Komik Filmler”i, Şahan Gökbakar’ın “Recep İvedik 6”sı, Mahsun Kırmızıgül’ün “Mucize 2”si de vardı.

Mustafa Uslu önceki gün Mars ile anlaşmazlıklarını çözdüklerini duyururken, diğer yapımcılar “Bizim filmlerimiz olmazsa mısır da olmaz, meşrubat da” diyordu özetle. Ama Mars’ın Kurumsal İlişkiler Direktörü Aslı Irmak Acar’ın açıklamaları gösteriyor ki, Mars kanadı da geri atmaya niyetli değil, “Cem Yılmaz olmazsa başka Cem Yılmaz’lar bulunur” demekteler. Hatta piyasanın çeşitlenmesinden, yeni aktörlerin dahil olmasından söz ediyorlar ki, insan ister istemez düşüncelere gark oluyor: Hangi çeşitlilik? Benzer sorular Yılmaz Erdoğan “Geri adım atmayacağız. Türk sinemasını kurtarmak zorundayız” dediğinde de üşüşüyor insanın beynine tabii: Hangi Türk sineması?

Tamam, adı geçen yapım şirketlerinin filmlerinin seyirci tarafından çok ilgi gördüğünü biliyorum ve bunun önemsiz olduğunu asla iddia etmiyorum. Ama Türk sineması bunlardan ibaret değil. Nice dünya festivallerinde övgülere boğulan, küçük bütçeler, büyük fikirlerle çekilmiş, anlatacak hikayesi, söyleyecek sözü olan film Türkiye’de izleyiciye kendini gösterecek salon bulamıyor. Bunun başlıca falan değil, tek nedeni de, dağıtım ve gösterim ağlarındaki tekelleşme.

“Seyirci tercih etmiyor” diyemezsiniz çünkü bunu test edecek fırsatları bile olamıyor. Sen aynı koşulları, vazgeçtim, onda birini ver, o zaman görebilirsin, seyirci hangisini ne kadar tercih ediyor. Vizyon haftası söz konusu büyük yapım şirketlerinden birinin filmiyle denk düşmüşse hele, - ki düşmemesi mümkün mü? daha üç sinemada “ce” derken, ikinci haftayı göremeden tarihe gömülüyor bu filmler. Ve orada gerçek bir “çeşitlilik” ve “yeni aktörler” var aslında. Seyirci neden sonra internette bir yerde yakaladığında
“Ben nasıl kaçırmışım bu filmi?” diye şaşırıyor.
Halbuki asıl yakalayabilmesi mucize. Ciddi bir takip, her AVM’de karşısına çıkan o filmi değil de bunu izlemek için saplantıya yakın bir kararlılık gerekiyor.

Bu yüzden dileyelim ki sinema salonu pazarının neredeyse yarısına tek bir şirketin sahip olmasının sonuçları bu kez ‘büyükleri’ etkilediği için daha net görülsün. Türk sinemasını kurtarmaktan söz edeceksek, bunu o sinemanın hayati bir parçasını yok sayarak yapamayız çünkü.

- Bir de herkese huzurlu bir yeni yıl dileyelim tabii.