Girişimci nasıl desteklenir?

29 Kasım 2020

Çevrenizde, hayallerini gerçekleştirmek üzere yola çıkmış girişimciler vardır. İçlerinde arkadaşınız olanlar varsa en zorlandığı konulardan birinin daha fazla kişiye sesini duyurmak, olduğunu bilirsiniz.

Danışanlarım bana hayallerini anlatırken genellikle şöyle bir cümle ekliyor: “Şu kadar arkadaşım var, hepsi beni destekliyor. Sen yap, biz arkandayız diyorlar.” Ben de, “Ne kadar güzel. Ancak arkadaşlarınıza güvenerek yola çıkmayın. Hayalinize ve kendi çabalarınıza güvenin!” yanıtını veriyorum.

Etrafımızdaki girişimciler arkadaşımız bile olsa onlar için bir şeyler yapmayı akıl edemiyoruz ya da unutuyoruz. Belki de nasıl faydalı olacağımızı bilmiyoruz. Hatta bazen farkında olmadan köstek oluyoruz. Onu desteklemek yerine ondan bedavaya faydalanmaya çalışmaktan bahsediyorum. Birkaç örnek paylaşayım.

Diyelim ki arkadaşınız bir kitap yazdı. Onu tebrik ettikten sonra "Bir imzalı kitabını yollarsın artık" diyerek talepte bulunmak. Bir kitaptan ne olacak diye düşünebiliriz ancak 1 kitapla sınırlı kalmayacağı gibi kendisi de matbaadan kitapları para vererek alıyor. (Kontenjanı olan ünlü bir yazar değilse).

El emeği göz nuru seramikler üreten arkadaşınızın atölyesine gidip "Şuradan 2 kupa alıyorum” diye emrivaki yapmak. Hadi emeğini es geçtiniz, malzeme ve fırın vs masrafları var.

Profesyonel fotoğrafçılık yapmaya başladı, “Beni de çek”. Yetmedi, “Bizim kuzen de istiyordu” diyerek akrabanızın işini de aradan çıkarmaya çalışmak.

İnsan arkadaşı için işin maliyetini sorun etmeyebilir ancak işin asıl büyük bir faturası var. Bir girişimciye, bir sanatçıya, bir hizmet üreticisine "Benden de para isteyecek değilsin ya” benzeri bir yaklaşım, her şeyden önce kendisini ve yaptığı işi değersiz hissettirir.

Arkadaşınızın işi ve sektörüyle ilgili bilgi ve deneyiminiz olmadığı halde, “Senin iyiliğin için söylüyorum” diyerek sürekli yorum yapmanız onun için moral bozucu olabilir. Özellikle önerileriniz yeni bir masraf gerektiriyorsa… Bunları arkadaşınız da düşündü belki ama küçük bütçelerle iş yaptığı için bazı şeyleri işini geliştirince hayata geçirebilecektir.

Yazının devamı...

Markan seninle her yerde!

31 Ağustos 2020

Birçok kişi ve işletme sahibi, sunduğu ürün veya hizmet her ne ise, markasının o ürün/hizmet üzerinden temsil edildiğini düşünüyor. Ne büyük yanılgı…

Küçük bir markadan kurumsal bir markaya kadar hepsinin temsilcileri ile her an karşılaşabiliyoruz. Düşünün bir yerden bir şey satın almışsınız, gayet memnunsunuz. O yaz tatilinde gittiğiniz o barda bir adam kavga çıkarıyor, sonra ortaya çıkıyor ki alışveriş ettiğiniz firmanın bir çalışanı. Toplantıdan tanıdığınız x firmasının bir müdürü, sevgilisi ile AVM ortasında uygunsuz hareketleri var... Yemek yiyorsunuz, yan masada iki kişi tartışıyor, suçlamaların tonu diğer masalara ulaşıyor. Sizinle iş yapmak isteyen x hanım değil mi o? Geçenlerde de bir firmanın kurucu ortağının, sosyal medyadan kendisine ulaşıp bir soru soran gence, nasıl bencilce ve üstten bakan, ukala bir üslup ile cevap verdiği haberi vardı, yazdığı mesajları okurken ben utandım.

Sonuç olarak markanız, sadece ürün/hizmetiniz ile sınırlı olan, tek boyutlu bir durum değil. İşin üzücü yanı şu ki birçok kişi bunun ya farkında değil ya da önemsemiyor. Önemsemeyen, “Aman canım bu benim özel hayatım” diye düşünüyor. Aynı anlayışı sosyal medya platformlarında da devam ettirme ihtimalini dikkate alarak, birlikte iş yapacağım kim varsa önce bir sosyal medya hesabına bakıyorum, neler paylaşmış? Nasıl bir yaşam tarzı var? Aslında kendi markasını doğru bir şekilde temsil ediyor mu? Tanıdığım birçok kişi de böyle yapıyor.

İstesek de istemesek de sosyal ve özel yaşantımızda yaptıklarımızla markamızı temsil ediyoruz. Markamız bizimle birlikte uyanıyor, yemek yiyor, iletişimde bulunuyor. Bizimle birlikte her yerde. Ve biz oradan ayrıldıktan sonra da…

Yazının devamı...

Hayat akıp giderken ne biriktirdiniz?

22 Temmuz 2020

Zaman zaman bu soruyu kendime ve danışanlarıma sorarım. Bazıları para, bazıları dost, bazıları öfke ve kin, bazıları harika anılar biriktiğini söyler.

Eğer biriktirdiklerinizden memnunsanız sorun yok. Ama şu an bulunduğunuz durumdan şikayetçi iseniz ya da geçmişe bakıp sürekli ‘keşke’ diyor, yaptıklarınıza veya yapamadıklarınıza hayıflanıyorsanız belki de birikiminizden memnun değilsiniz. Bundan 10 yıl sonra da hayattan topladıklarımızdan pişman olmak istemiyorsak hadi bugün küçük bir alıştırma yapalım.

Son zamanlarda en çok pişmanlık duyduğunuz, “keşke yapsaydım/keşke yapmasaydım” dedikleriniz neler? Peki, şu an sizi mutlu eden şeyler ne veya neler?

Bu soruların yanıtlarını yazıyoruz. İçimizden cevaplamayalım, mutlaka kağıt üzerinde görmemiz gerekiyor. Bu iki sorunun yanıtlarını yazdıktan sonra sıra şu soruda: “Bugünlerde neyi farklı yapsanız sonuçları farklı olur?”

Ben kendime bu soruları yönelttiğimde beni en çok güzel anıları hatırlamak mutlu ediyor diyorum. Ama iş, güç, koşturmaca içinde aslında çok daha fazla mutlu anılar biriktirebileceğimi görüyorum. Beni en çok yoranlar ise gereksiz streslerim ve kaygılarım... Gelecek için kaygılanmak özünde o kadar saçma bir kaygı ki yarın yaşayıp yaşamayacağımız bile belli değilken bilmediğimiz bir sürü şey için kaygılanıyoruz. Üstelik kaygı duysak da duymasak da gelecek gelecek.

Bugünlerde kendi adıma güzel anlar, anılar biriktirmeye çalışıyorum. Şimdiye kadar hiç yapmadığım ama mutlaka yapacağım güzel şeylerin listesini çıkardım, yavaş yavaş onları hayata geçiriyorum. Beni mutlu eden güzel şeyleri…

Hem, ileride torunum olursa sıkıcı bir anneanne olmak istemem. Anlatacak güzel hikayelerim, neşeli anılarım olsun!

Yazının devamı...

Önce kendini ikna etmek

15 Haziran 2020

İnsanın aklına hayata geçirmek istediği bir fikir, bir proje gelirse ya da başarmak istediği bir amacı varsa genelde en yakınlarından onay bekler. Kendi hayatımda bolca deneyimlediğim bir durumdur. Ne zaman “Acil konuşmamız lazım” cümlesini duysam, devamında beni ikna etme çabaları gelir.

Siz o fikrin başarılı olacağına inansanız da karşınıza fikirle gelen kişi, sizin onu ikna etmenizi bekliyor. Oysaki anahtar cümle; başarılı olacağına önce kendin inan.

Bazıları zihnindeki projeyi tam anlatmaz ya da anlattığı kişi sayısı çok azdır. Bazıları ise her önüne gelene anlatır, bir türlü kendi projesine kendi ikna olamaz.

Benim tercihim ise aklımdaki proje ile ilgili bütün detayları vermeden, özet olarak anlatıp bir iki kişinin fikrini almak ama sonuçta yine kendi bildiğimi yapmak…

Bırakalım projeyi, hayatlarında herhangi bir konuda küçük bir adım atmak için bile onaya ihtiyaç duyanlar var. Telefona sarılır, bütün detayları ve yapacaklarını anlatır, sonra da “Değil mi ama?” diyerek onaylanmayı bekler.

Tam da bu noktada kişi önce kendini ikna etmeli. Kendisi inanmıyorsa başkası nasıl inanacak onun fikrine, planına? Projesinin tutacağına inananların başarılı, diğerlerinin ise genellikle başarısız olduğunu görüyoruz. Her şey bir yana, bir işe başlarken inancın tam olması en önemli konu bence...

Şimdi bakın bakalım hayatınıza. En çok hangi konuda bir şeyler yapmanız gerekiyor? Harekete geçmek istediğiniz şey nedir? Peki, o konu hakkında ne düşünüyorsunuz? İçsel inancınız ne yönde? Eğer başarısız olacağınızı düşünüyorsanız, evet başarısız olacaksınız çünkü bu inançsızlıkla başarılı olmanız neredeyse imkansız.

Diyorum ki, öncelikle içinizdeki o olumsuz duygunun kaynağını bulun. Bu inanmama durumunun sebebi ne? Eğer sebebi korkular ise öyleyse önce onları ortaya dökün, yüzleşin onlarla. Eğer kendinize olan güvensizliğiniz nedeniyle kendinize engel koyuyorsanız bu engelleri nasıl aşarsınız, ona çalışın.

Yazının devamı...