Doğru kişisel markalaşma

12 Haziran 2022

Herkesin öyle veya böyle bir kişisel markası var. Nasıl bir kişisel markanız olduğunu kolayca anlamak isterseniz sizi tanıyan -yakın veya uzak- 10 kişiye sorun. Onların üzerinde olumlu ya da olumsuz nasıl bir etki bıraktığınıza bakın. Gelen yanıtlar sizi mutlu ediyorsa kişisel markanız doğru yolda demektir. Eğer yansıtmak istediğinizden ya da yansıttığınızı düşündüğünüzden daha farklı cevaplar aldıysanız üzerine eğilmeniz gereken konular var.

Kişisel markamız hakkındaki bilgi trafikte, sokakta, alışverişte, kısaca varlık gösterdiğimiz her yerdedir. Siz onu aktif bir şekilde yönetmezseniz, kontrol etmeniz mümkün olmaz. Bu durumda kendi markanız başkalarının düşüncelerinden ibaret olur. Neden o işi yaptığınız, uzmanlığınız ve birikiminiz, değerleriniz gibi konulardaki düşüncelerinden… Örneğin işinizle ilgili bilginizi yeterince göstermezseniz insanlar sizin yerinize, bunu göstermeyi bilen bir başkası ile çalışmayı tercih edecektir. Bu nedenle işle ilgili marka ile beraber kişisel markaya da eğilmemiz gerekir.

Kişisel markasını doğru ve etkin yönetenler kontrolü elinde tutar. Başkalarının sizinle ilgili neleri bilmesini ve görmesini istiyorsanız onu gösterirsiniz. Elbette olmayanı varmış gibi göstermeyi kastetmiyorum ki böyle örneklere zaten sosyal medyada bolca rastlıyoruz. Sahte bir karakter değil, hangi özellikleri öne çıkarmak istiyorsak onları, mümkün olan en iyi ışıkta gösterdiğimiz bir kişisel marka inşa ediyoruz.

Doğru bir kişisel marka yönetimi ile kişi neler elde edebilir?

Tanınırlığı, bilinirliği artar.

İyi bir üne sahip olur.

Kalıcı bir iz bırakır.

Aranılan, talep edilen kişi olur.

Yazının devamı...

Eden kendine eder…

17 Mayıs 2022

Küçüklüğümüzde bir sürü atasözü, özlü sözler duyuyor, onlarla büyüyoruz. O zamanlar anlamını anlıyor gibi yapar ya da farklı anlamlar yükler, hayatımıza devam ederdik.

Rahmetli annemin çok kullandığı sözler vardı. Bunlardan biri “Eden kendine eder” idi. Ne güzel bir söz. Üstelik olumlu, olumsuz her duruma da uyuyor. Anneme “Bak anne, ders çalıştık” dediğimizde “Eden kendine eder” cevabını alırdık. Ders çalışmadığımızda ise yanımıza gelip “Çalışmayın. Eden kendine eder” deyip giderdi. Böyle sığ bir şekilde bakınca yani sonucuna sen katlanırsın gibi algılansa da bu sözün altında daha gizemli şeyler var bence…

Olumlu bir karar gibi gözüken bir şeyin ardından attığımız adım başkasına zarar verirse dönüp aslında bize de zarar veriyor. Sonuç, eden kendine ediyor. Yani attığımız adımlarda, verdiğimiz kararlarda başkalarına zarar vermemeye dikkat ederek yolumuza devam edersek onun pozitif sonuçları da dönüp bizi buluyor. Eden kendine ediyor.

Tersi tarafta olup birinin aldığı karar sizi incitir, zarar verirse bilin ki her ne yapıyorsa kendine yapıyor. Aslında hedef siz değilsiniz. Günün sonunda incittiği yerden incinen o olacak. Siz ise yolunuza devam ettiğiniz ve edene uymadığınız sürece ödülünüzü alırsınız. Siz de ne ederseniz kendinize edersiniz. Tıpkı bir bumerang gibi ne yaparsak bize geri dönüyor.

Kimsenin kötülüğü istemeden kendi hayatımızla ilgili adımlar atar insanlar ne demiş ne yapmış umursamadan kendi yolumuza gider adımlar atarsak kendimize yaptığımız en doğru yatırım olur diye düşünüyorum. Ve ödülü mutlaka gelir…

Yazının devamı...

Instagram’da kişisel markayı yönetmek

25 Mart 2022

Kişisel marka, elbette sadece sosyal medyada paylaştığımız harika fotoğraflar ve yazılardan oluşmuyor. Ancak kalabalıklara kendimizi açtığımız yer tam da orası olduğundan neyi nasıl paylaştığımız konusu çok önemli.

İş gereği özellikle Instagram’ı sıklıkla kullanıyorum. Kendi hesabım dışında ünlü, iş insanı, sanatçı, girişimci vs. kişilerin hesaplarını inceliyorum. Gündemleri ne, neler yapıyorlar veya kendilerini ne yaparken gösteriyorlar, zevkleri, alış verişleri, duyarlılıkları, hepsini izliyorum.

Son dönemde bir iki ünlü gözüme takıldı. Reklam işbirliği yapmış belli ki bir tanesi. Çocuklarının önüne sağlıklı olmayan yiyecekler koyuyor. Diğeri aynı şekilde sağlıksız bir tarif veriyor. Ve büyük ihtimalle hiç biri çocuklarına gerçek hayatta ne bunları yediriyor ne de pişiriyor. Ama onları takip eden birçok kişi bu durumu sorgulamıyor. Bunda ne var peki?

İki önemli konu var bir bu paylaşımları yapanlar, benim ve benim gibi sorgulayan kişilerin gözünde kişisel marka güvenilirliklerini yitirdi. Çünkü samimi değiller. Kendi hayatları ve bize gösterdikleri hayat farklı. “İyi de bu işlerden para kazanıyorlar” dediğinizi duyar gibiyim. Elbette para kazanacaklar. Reklam filmlerine çıkabilir, şarkı söyleyebilir, filmlerde oynayabilir vb. Ama gerçekte olmayan bir şeyi miş gibi yapmak ve sunmak bana doğru gelmiyor. Hele konu çocuk sağlığı ise… Ve çocuklarına abur cubur yediren bir ebeveyn görüntüsü ile kişisel markalarına da zarar veriyor.

Kişisel markanızı sosyal medyada doğru yönetmek gerçekten zor bir iş…

İyi bir nefs terbiyesi, bolca sabır sınavı diyebiliriz. Ürün paylaşımı için gelen teklifler nefsinizi zorlar. Yaptığınız paylaşımların altına insanlar öyle saçma şeyler yazarlar ki ekran karşısında nefes egzersizleri yaparsınız. Yanıt verseniz bir dert, vermeseniz ayrı… Arka planda DM’den yazılanları saymıyorum bile. Bitmiyor paylaşım sonrası eş dost arıyor, yazıyor. Böyle mi oldu diye soruyor…

Sosyal medyada işimiz gereği var olmak zorundayız. Durum en azından şimdilik öyle gözüküyor. Burada kişisel marka açısından en doğrusu düzgün bir plan dahilinde hareket etmek. Kim olduğunuza göre ve kişisel markanızın değerlerine uygun hazırlanmış, hedef kitlenize hitap eden bir sosyal medya ve iletişim planı, sizi ve kişisel markanızı güvenilir ve tutarlı kılar. Neyi ne zaman nasıl paylaşacağınızı bilir, size uygun olmayan içerikleri markanızdan uzak tutabilirsiniz. Ayrıca ne tarz yorum ve mesajlara cevap verip vermeyeceğinizi de önceden bilir ve hazırlıklı olur, böylece içiniz rahat işinize odaklanabilirsiniz.

Yazının devamı...

Hikayene sahip çık!

8 Şubat 2022

Birçok insan her şeye herkese sahip çıkarken, çoğu zaman bir tek kendi hayallerine sahip çıkmaz. Oysa ki tüm hayat yolculuğunu yine kendisi ile yapacaktır. Dünyaya geldiğimizde ne hikaye yazacağımızı bilmeden geliriz. Ama hepimiz bir hikaye yazarak gideriz. Hikayelerimizi daha çocuk yaşlarda hayallerimizle oluşturmaya başlarız. O hayaller için bazen adım atar, bazen işi kadere bırakarak yaşarız. Peki kurduğumuz, hayal ettiğimiz hikayelerin kahramanları mıyız? Oysa ki o hikayelerin kahramanları olarak attığımız her adım, yaptığımız her hareket de bizim hikayemizde nasıl birer kahraman olduğumuzu gösterir.

Her kahramanın da bir özeliği vardır. Süpermen uçar, insanlara yardım eder, kırmızı pelerini vardır. Pamuk Prenses iyi kalplidir, cücelerle yaşar, kabarık elbisesi, küt saçları, kırmızı kurdelesi vardır. Heidi dağlarda yalın ayak gezer ama mutludur. Polyanna hep pozitiftir, o da etrafına mutluluk saçar vb. Hepsi tüm hikayeleri boyunca davranışları ile bize nasıl kahramanlar olduklarını anlatırlar. Ve hikayelerine uygun adımlar atar, öyle konuşur, öyle giyinirler… Düşünsenize Heidi dağlarda şık kıyafetlerle geziyor, Polyanna her akşam yatağında ağlıyor.

Peki biz hikayemiz içinde ne anlatıyoruz? Ya da anlatabiliyor muyuz? Hikayemizin bütünlüğüne uygun adımlar atıyor, hikayemize göre mi davranıyoruz? İşte burada kişisel markamızı gözden geçirmemiz gerekiyor. Sadece “kişisel markam beni doğru anlatıyor mu” diye değil. Çünkü biz değişmiş ve başlangıçta kurduğumuz hikayeyi yaşamak istemiyor olabiliriz. Seçimlerimiz, ruhsal gelişimimiz bambaşka bir yola gitmiş olabilir.

Hikayenin kahramanı olan kendimizi yeniden gözden geçirmemiz gerekir. Böylece tekrardan ne istediğimize karar verip hikayemizi yeniden yazabiliriz.

Her yeni hikayenin hepimize iyi gelmesi dileğiyle…

Yazının devamı...

10 adımda kişisel markanızı parlatın

28 Ocak 2022

1. Kim olmak ve ne yapmak istediğinize karar verin. Kararınızı bir kağıda el yazısıyla yazın. Bunu yaparken şu birkaç şeyi düşünün: İnsanlar sizin hakkınızda ne söylesin istersiniz? Arkanızdan nasıl konuşulsa hoşunuza gider? Ne yapmaktan çok keyif alıyorsunuz?

2. Şimdi verdiğiniz bu kararlara uygun adımlar atmaya başlayın.

3. Daha önce almadıysanız alan adınızı (domain) alın. Web sitesi açmayacak olsanız bile birilerinin sizin adınız üzerinden bunu yapmasının önüne geçersiniz.

4. Yukarıdaki kararlarınız ışığında sosyal medya hesaplarınıza bakın. Paylaşımlarınız, olmak istediğiniz insanı, yapmak istediklerinizi anlatıyor mu? Dürüst olun ve bir başkasının hesabına bakıyormuş gibi bakın. Eğer anlatmıyorsa aldığınız kararlar doğrultusunda yeni bir sosyal medya planı hazırlayın.

5. Yaşam şekliniz, haliniz, tavrınız, dışarıya kendinizi ifade etme şekliniz başta karar verdiğiniz kişi ile uyumlu mu? Sakın öyleymiş gibi yapmayın. Bir yerde kendinizi ele verirsiniz ve tüm çabalarınız boşa gider. Onun yerine kendinizin en iyi versiyonu olmaya odaklanın. Daha iyisi nasıl olabilir? Neler hayatınızda yapmak istediklerinize hizmet ediyor? Hizmet etmeyen şeyler hangileri? Bütün bunlara çalışıp iyi yönlerinizi daha fazla ortaya koyarak kendinizi parlatabilir, olumsuz bulduğunuz tarafları ise silikleştirebilirsiniz.

6. Doğru yerde misiniz? Bazen hayallerimizi, isteklerimizi yanlış yerlerde gerçekleştirmeye çalışırız. O yüzden bu soru önemli. İş yeriniz, eviniz hedeflerinize uygun konumda mı? Hedef kitleniz orada mı? Orada kendiniz rahat hissediyor musunuz?

7. Kiminle ya da kimlerle arkadaş olduğunuza dikkat edin. Sizi destekleyen, yukarı çeken insanlarla mı berabersiniz yoksa sürekli şikayet eden, enerjinizi düşüren insanlarla mı? Çevrenizi gözden geçirin.

8. Her gün hedefe giden yola kilitlenin ve küçük de olsa oraya doğru bir adım atın. Sosyal medyada hedeflerinize uygun bir paylaşım yapmak, birileriyle network amaçlı bir kahve içmek…

Yazının devamı...

Markan nereye gidiyor?

26 Ekim 2021

"Nereye gittiğini bilen kişiye yol vermek için dünya bile bir kenara çekilir." David Starr Jordan, eğitimci

Son dönemde belki her yerde aynı şeyi duyuyor olabilirsiniz: Marka olmak…

Aslında her şeyin ve hepimizin bir markası var. Burada asıl soru markanız doğru yerde mi? Eğer markanızın halinden memnunsanız sorun yok. Ama memnun değilseniz ve markanızın ışığının kısık olduğunu düşünüyorsanız o zaman bu konuda kafa yormaya başlamalısınız.

Diyelim ki markanız üzerine çalışmaya başladınız, epey de yol kat edip onu doğru konumlandırdınız. Her şey yolunda görünüyor. Peki hep böyle kalabilir mi? Elbette hayır… Markanızın yenilikleri takip etmesi, teknolojiye ayak uydurması ve kendini dinç tutması gerek. Burada ince bir detay var. Her yenilik, her gelişme sizin markanız için gerekli mi? Hangi amaç doğrultusunda zaman/emek/bütçe yatırımı yapıyorsunuz? Bir arkadaşınız böyle yapmanızı önerdi diye mi? O dönemde reveçta olduğu için mi? Büyük şirketlerde yatırım uzmanları bunun için vardır. Ama küçük işletmeler ve kişisel markanız için kendi yatırım uzmanınız kendiniz olmak zorundasınız.

Peki nasıl? Bu noktada işinize yarayacak en önemli şey, elinizde hayallerinizi destekleyecek bir yol haritanızın olmasıdır. Bu haritayı çıkarabilmek için önce kendinize şu soruları sormalısınız:

Kim olmak istiyorum? Nasıl bir marka olarak bilinmek istiyorum? Başkaları markam hakkında nasıl konuşmalı? Neler yapmak istiyorum? Yeteneklerim, becerilerim neler? Gibi. Şimdi de kendinize şunları sorun ve bir kağıda yanıtlarınızı yazın:

En büyük hayalim ne? (Mümkün olduğu kadar detaylı)

Hangi konu/konularda keyifle, uzun uzun konuşabilirim?

Yazının devamı...

Sosyal medya planı

6 Haziran 2021

Bu yazıda sosyal medyada yapılmakta olan bir büyük yanlıştan bahsetmek istiyorum. Herkesin yaptığını yapmaktan…

Bütün pazarlama planlarını sosyal platformlar üzerine kurgulamak doğru değil. Sosyal medya, bu planların tamamını değil, sadece bir bölümünü kapsamalı.

Son dönemde özellikle Instagram moda sektörü gibi oldu. Hani bir dönem herkesin sırtında bir oduncu gömlek olması gibi. Kendine yakışıp yakışmadığının ne önemi var canım? Herkes giyiyor. Instagram’da da benzer durum söz konusu. Birbirinin aynı paylaşımlar, aynı söylemler…

Markamız sadece Instagram’dan ibaret olmadığına göre yapacağımız paylaşımların markamıza uygun olması gerekmez mi?

Marka bir puzzle gibi birbirini tamamlayan parçalardan oluşursa ortaya güzel bir resim çıkar. Parça tek başına güzel olsa bile o resmin içinde alakasız duruyorsa, onu kullanmanın ne önemi var?

Başkasının yaptıklarına göre değil, kendi markanıza göre bir sosyal medya planınız olsun ki paylaşımlarınız modaya değil markanıza -büyük resme- hizmet etsin. Ayrıca “Bir yerde okudunuz”, “Çok takipçili biri söyledi”, “Algoritma öyle seviyormuş” diye markanıza uymayan önerilere kulak asmamanızı öneririm. Elbette trendleri ve alanınızdaki uzmanların söylediklerini takip edebilirsiniz ancak benim kastettiğim, bunların marka planlarınıza uyup uymadığını kontrol etmek. Sırf takipçi kazanayım, etkileşimim artsın derken hesabınız asıl amacınıza hizmet etmeyen veya markanıza değer katmayan bir mecra haline gelebilir.

Özellikle hedefleri olan ancak kişisel marka yönetimi konusunda epey zorlanan kişilere sıklıkla rastlıyorum. Profesyonel destek almak yerine birkaç hesap takip edip oralardaki önerileri dikkate alarak sayfasını yönetmeye çalışıyor. Bazı öneriler sizin markanızı desteklerken bazıları zarar verebiliyor. Bazıları ise doğru bile değil.

Bu aralar Reels çekmek çok moda, algoritma seviyor diye. Peki, çektiğiniz Reels videosu sizi nasıl yansıtıyor? Bu yansıma, markanızı parlatmanıza destek oluyor mu?

Yazının devamı...

Hayır sen değil, öteki

11 Nisan 2021

Kişisel marka ve girişimci marka konusunda yaptığımız atölyelerde değindiğim çok önemli bir konu var. Kişisel markanız ya da girişimci markanız sadece sizden ya da sadece ürün ve hizmetinizden oluşmaz. Takım arkadaşlarınız da o markanın bir parçasıdır. Gelin görün ki bu nokta genelde atlanır ya da daha az önem verilen bir konu olarak geri planda kalır. Oysa kendi kişisel deneyimlerimize bakınca aramızda hep şöyle sohbet ederiz:

Restoranın için yemekleri güzel ama garsonların asık suratı yüzünden gitmiyorum.

Bir daha o banka ile çalışmam. Gişedeki memur neredeyse beni azarladı.

O özel okulun müdürü asla çocuklarla iletişim kurmuyor. Göndermeyin siz de çocuğunuzu oraya.

Belediyeye işim düştü, bana ters davrandılar. Bir daha oy filan yok.

Otel güzel ama çalışanları çok ilgisiz. Tatile gidilmez.

O markete gitmiyorum. Kasiyerinin davranışları çok kaba. İnsanın yüzüne de bakmıyor.

Tam tersi, iyi örnekler de var. Eski mahallemde sucu Erkan vardı. Sorsanız hangi marka su sattığını hiç hatırlamıyorum. Suyundan memnun muydum onu bile bilmiyorum. Su bayinin sahibi filan değil, sadece bir çalışan… Ama o adam tek başına tüm gün mahallede koşuşturur, neredeyse herkes suyu ondan alır, almasa bile tanır. Özelliği ne? Selam vermekle kalmaz, bir yere yetişirken bile mutlaka hal hatır sorar. Elinde poşet veya çanta varsa yardım teklif eder. Gözlerinin içinin parlamasından samimiyetini anlarsınız. Su siparişi ile birlikte “Şu fırından da bir ekmek alıp getiriver” dese bir mahalleli, “Tabii abla/abi” der. “Başka bir şey lazım mıydı?” diye de ekler. Elinden gelen ne ise yapar. Ama en önemlisi, her daim gülen yüzüdür. Ben Sucu Erkan’ı hiç asık suratlı görmedim. Erkan mahallede hizmet veren su markasının önünde diyebilirim. Zaman zaman deriz ya şu güler yüzün hatırına diye… Sizin markanızı temsil edenler de markanız kadar hatta hizmet sektöründe daha önemli.

Yazının devamı...