Sosyal medya planı

6 Haziran 2021

Bu yazıda sosyal medyada yapılmakta olan bir büyük yanlıştan bahsetmek istiyorum. Herkesin yaptığını yapmaktan…

Bütün pazarlama planlarını sosyal platformlar üzerine kurgulamak doğru değil. Sosyal medya, bu planların tamamını değil, sadece bir bölümünü kapsamalı.

Son dönemde özellikle Instagram moda sektörü gibi oldu. Hani bir dönem herkesin sırtında bir oduncu gömlek olması gibi. Kendine yakışıp yakışmadığının ne önemi var canım? Herkes giyiyor. Instagram’da da benzer durum söz konusu. Birbirinin aynı paylaşımlar, aynı söylemler…

Markamız sadece Instagram’dan ibaret olmadığına göre yapacağımız paylaşımların markamıza uygun olması gerekmez mi?

Marka bir puzzle gibi birbirini tamamlayan parçalardan oluşursa ortaya güzel bir resim çıkar. Parça tek başına güzel olsa bile o resmin içinde alakasız duruyorsa, onu kullanmanın ne önemi var?

Başkasının yaptıklarına göre değil, kendi markanıza göre bir sosyal medya planınız olsun ki paylaşımlarınız modaya değil markanıza -büyük resme- hizmet etsin. Ayrıca “Bir yerde okudunuz”, “Çok takipçili biri söyledi”, “Algoritma öyle seviyormuş” diye markanıza uymayan önerilere kulak asmamanızı öneririm. Elbette trendleri ve alanınızdaki uzmanların söylediklerini takip edebilirsiniz ancak benim kastettiğim, bunların marka planlarınıza uyup uymadığını kontrol etmek. Sırf takipçi kazanayım, etkileşimim artsın derken hesabınız asıl amacınıza hizmet etmeyen veya markanıza değer katmayan bir mecra haline gelebilir.

Özellikle hedefleri olan ancak kişisel marka yönetimi konusunda epey zorlanan kişilere sıklıkla rastlıyorum. Profesyonel destek almak yerine birkaç hesap takip edip oralardaki önerileri dikkate alarak sayfasını yönetmeye çalışıyor. Bazı öneriler sizin markanızı desteklerken bazıları zarar verebiliyor. Bazıları ise doğru bile değil.

Bu aralar Reels çekmek çok moda, algoritma seviyor diye. Peki, çektiğiniz Reels videosu sizi nasıl yansıtıyor? Bu yansıma, markanızı parlatmanıza destek oluyor mu?

Yazının devamı...

Hayır sen değil, öteki

11 Nisan 2021

Kişisel marka ve girişimci marka konusunda yaptığımız atölyelerde değindiğim çok önemli bir konu var. Kişisel markanız ya da girişimci markanız sadece sizden ya da sadece ürün ve hizmetinizden oluşmaz. Takım arkadaşlarınız da o markanın bir parçasıdır. Gelin görün ki bu nokta genelde atlanır ya da daha az önem verilen bir konu olarak geri planda kalır. Oysa kendi kişisel deneyimlerimize bakınca aramızda hep şöyle sohbet ederiz:

Restoranın için yemekleri güzel ama garsonların asık suratı yüzünden gitmiyorum.

Bir daha o banka ile çalışmam. Gişedeki memur neredeyse beni azarladı.

O özel okulun müdürü asla çocuklarla iletişim kurmuyor. Göndermeyin siz de çocuğunuzu oraya.

Belediyeye işim düştü, bana ters davrandılar. Bir daha oy filan yok.

Otel güzel ama çalışanları çok ilgisiz. Tatile gidilmez.

O markete gitmiyorum. Kasiyerinin davranışları çok kaba. İnsanın yüzüne de bakmıyor.

Tam tersi, iyi örnekler de var. Eski mahallemde sucu Erkan vardı. Sorsanız hangi marka su sattığını hiç hatırlamıyorum. Suyundan memnun muydum onu bile bilmiyorum. Su bayinin sahibi filan değil, sadece bir çalışan… Ama o adam tek başına tüm gün mahallede koşuşturur, neredeyse herkes suyu ondan alır, almasa bile tanır. Özelliği ne? Selam vermekle kalmaz, bir yere yetişirken bile mutlaka hal hatır sorar. Elinde poşet veya çanta varsa yardım teklif eder. Gözlerinin içinin parlamasından samimiyetini anlarsınız. Su siparişi ile birlikte “Şu fırından da bir ekmek alıp getiriver” dese bir mahalleli, “Tabii abla/abi” der. “Başka bir şey lazım mıydı?” diye de ekler. Elinden gelen ne ise yapar. Ama en önemlisi, her daim gülen yüzüdür. Ben Sucu Erkan’ı hiç asık suratlı görmedim. Erkan mahallede hizmet veren su markasının önünde diyebilirim. Zaman zaman deriz ya şu güler yüzün hatırına diye… Sizin markanızı temsil edenler de markanız kadar hatta hizmet sektöründe daha önemli.

Yazının devamı...

Yapboz parçası

23 Ocak 2021

Rekabetin sıkı olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Rekabet ettiğimiz alanlar artıyor, yeni yeni alanlar çıkıyor. Son yıllarda sosyal medyadaki rekabet çılgınlar gibi büyüyor. Ee pasta büyüdükçe herkes bir bazen birkaç dilim alma peşinde koşuyor ama unutulan bir konu, pasta hiçbirimize ait değil. Üstelik para vermek de yetmiyor.

Bir dolu şey daha isteniyor bizden. Kaliteli içerik, yaratıcılık, bağ kurma, farklılaşma… En önemlisi de zamanımızı vermemiz isteniyor, en kıymetli şeyimizi… Hepsine razı oluyor, dijital dünyada var olmaya çalışıyoruz. Peki, dijital dünyada sadece var olmak mı önemli, yoksa nasıl var olduğun mu?

Ürün/hizmetini pazarlayan birçok kişinin sosyal medya dünyasına girdiğinde odağını kaybettiğini sıkça gözlemliyorum. Markasını, markasının amacını, iletmesi gereken mesajı unutuyor. A kişisi yapmış, ben de yapayım. Rakibim B paylaşmış benim sayfamda da aynısı olsun. İşte markaya zarar burada başlıyor. Aynı ürünü üretiyor aynı hizmeti veriyor olsanız bile potansiyel müşterileriniz, markanızın ulaşacağı hedefler, sizin işi yapma şekliniz aynı mı? Aynı olacaksanız zaten marka olmazasınız. Rakibinizi yaşatan gölgesi olursunuz.

Marka yaratmayı ben puzzle parçalarına benzetirim. Önce bir resim önünüze koyarsınız, bu sizin hayalinizdir. Sonra nereden başlayacağınız, hangi renklere göre ayıracağınız konusu sizin yol haritanız olur. Başlangıçta her şey yolunda gidebilir. Zaman geçtikçe dikkatiniz dağılmaya ve bulduğunuz her parçayı denemeye başlarsınız. Markanızı oluşturma sürecinde de öyle elinize geçen her parçayı kullanamazsınız. O parça tek başına veya rakipte ne kadar hoş durursa dursun, sizin marka bütünlüğünüze hizmet etmezse hiçbir işe yaramayacaktır.

Elbette ki rakiplerinizi takip edin, ne yaptıklarına bakın. Ama en önemlisi siz hayalinizdeki büyük resme odaklanın. Yapbozunuzun eksiklerini ona uygun parçalarla tamamlayın.

Tüm hayallerinizin gerçek olması dileğiyle…

Yazının devamı...

Girişimci nasıl desteklenir?

29 Kasım 2020

Çevrenizde, hayallerini gerçekleştirmek üzere yola çıkmış girişimciler vardır. İçlerinde arkadaşınız olanlar varsa en zorlandığı konulardan birinin daha fazla kişiye sesini duyurmak, olduğunu bilirsiniz.

Danışanlarım bana hayallerini anlatırken genellikle şöyle bir cümle ekliyor: “Şu kadar arkadaşım var, hepsi beni destekliyor. Sen yap, biz arkandayız diyorlar.” Ben de, “Ne kadar güzel. Ancak arkadaşlarınıza güvenerek yola çıkmayın. Hayalinize ve kendi çabalarınıza güvenin!” yanıtını veriyorum.

Etrafımızdaki girişimciler arkadaşımız bile olsa onlar için bir şeyler yapmayı akıl edemiyoruz ya da unutuyoruz. Belki de nasıl faydalı olacağımızı bilmiyoruz. Hatta bazen farkında olmadan köstek oluyoruz. Onu desteklemek yerine ondan bedavaya faydalanmaya çalışmaktan bahsediyorum. Birkaç örnek paylaşayım.

Diyelim ki arkadaşınız bir kitap yazdı. Onu tebrik ettikten sonra "Bir imzalı kitabını yollarsın artık" diyerek talepte bulunmak. Bir kitaptan ne olacak diye düşünebiliriz ancak 1 kitapla sınırlı kalmayacağı gibi kendisi de matbaadan kitapları para vererek alıyor. (Kontenjanı olan ünlü bir yazar değilse).

El emeği göz nuru seramikler üreten arkadaşınızın atölyesine gidip "Şuradan 2 kupa alıyorum” diye emrivaki yapmak. Hadi emeğini es geçtiniz, malzeme ve fırın vs masrafları var.

Profesyonel fotoğrafçılık yapmaya başladı, “Beni de çek”. Yetmedi, “Bizim kuzen de istiyordu” diyerek akrabanızın işini de aradan çıkarmaya çalışmak.

İnsan arkadaşı için işin maliyetini sorun etmeyebilir ancak işin asıl büyük bir faturası var. Bir girişimciye, bir sanatçıya, bir hizmet üreticisine "Benden de para isteyecek değilsin ya” benzeri bir yaklaşım, her şeyden önce kendisini ve yaptığı işi değersiz hissettirir.

Arkadaşınızın işi ve sektörüyle ilgili bilgi ve deneyiminiz olmadığı halde, “Senin iyiliğin için söylüyorum” diyerek sürekli yorum yapmanız onun için moral bozucu olabilir. Özellikle önerileriniz yeni bir masraf gerektiriyorsa… Bunları arkadaşınız da düşündü belki ama küçük bütçelerle iş yaptığı için bazı şeyleri işini geliştirince hayata geçirebilecektir.

Yazının devamı...