Kartal bayrak gösterdi

19 Eylül 2021

Rosier hasta; Umut, Nkoudou, Vida, Welinton, Teixeira da sakat... Ev sahibinin de iki sakatı var, Nelik ve Bahadır.. Hepsine geçmiş olsun.
Hastalık, sakatlık insanlar için. Futbolcular da insan... Böylesine talihsiz bir ortamda Beşiktaş oynanan oyunda da 2 ilave sakatla darbe alınca taşlar yerinden oynadı.
Satranç masasında, atlar, filler, piyonlar, kale yer değiştirdi. Yedeklerle “vekaleten” oluşmuş kadro, maç içinde de ayrı vekiller aradı. Sağ bek joker Necip /(Dk.22/Pjanic) ve zorunlu stoper Mehmet Topak (Dk.37/Rıdvan) hesapta olmayan biçimde çıktılar. Sergen Hoca, zorunlu olarak satranç masasında taşların yerini oynattı. Nsakala sağ beke, Rıdvan sol beke, Josef stopere geçti. Böyle olunca Beşiktaş savunmasının kimyası bozuldu. Orta alanda Josef’in yeri boşalınca Nuri Şahin ve Poli orada daha rahat ettiler, üretken roller üstlendiler.
Beşiktaş krizi yönetemiyordu. Neden? Oyunu rakip yarı alanda, ikinci ve üçüncü bölgede oynayarak en iyi savunmayı yapan takım, orada hiçbir etkinlik gösteremiyordu. Bu arızanın iki kahramanı Gökhan Töre ile Kenan Karaman oldular. Töre, sağ kanatta oynayan sol ayağını iyi kullanan bir oyuncu olarak beklenen etkinliği gösteremedi. Kenardan kendisine verilen kısa pasta arkası boş olduğu halde dönüp topu hücuma sokmak yerine yeniden pası iade ediyordu.. Top kaybı… Sol kanada bakarsak… Kenan’ın oyunda olup olmadığını merak ettim. Arkadaşlarına mı küstü? Orada oynamıyorlardı. Böyle bir maçta Kenan’dan daha fazla sorumluluk ve katkı beklenirdi. Hiç bir şey yapmadı.
İlk yarıda top alamayan Batshuayi’yi sorgulamak da haksızlık olurdu.
Antalyaspor, kriz devresinde Beşiktaş’ın sorunlarını fırsata çevirmesini bildi.. Hem de son üç dakikada… Poli’nin pasıyla Wright, Rıdvan’ı geçip perdeyi açtı. Sonrasında Güray’ın serbest vuruşunu kafayla tamamlayan Veysel, farkı ikiye çıkardı.
Maçın ikinci yarısı, tam anlamıyla bir dönüş mücadelesiydi. Sergen Yalçın, taşları karmakarışık satranç masasında yeniden kurdu oyunu. Gökhan’la Kenan’ı alıp Ghezzal ve Larin’i sürdü oyuna. Josef’i yeniden orta alana çekip Atiba’yı stoper olarak görevlendirdi. Beşiktaş topu ikinci ve üçüncü bölgeye, kendi egemenlik alanına taşıdı ve filmin hikayesi tersine sarılarak devam etti.

Yazının devamı...

Başka dil, başka oyun

16 Eylül 2021

Şampiyonlar Ligi’nin galasında dram filmi izledik. Beşiktaş, evet, kendi sahasında Vodafone Park’ta oynuyordu ama, ancak 20 dakika dayanabildi. Sonrasında alışmadığı bir oyun, bilmediği bir futbol diliyle karşı karşıya kaldı.
Oyunun başlarında Batshuayi’nin topla buluşması umut veren bir şuta dönüştü. Dortmund kalecisi güçlükle kornere attı. Sonrasında Pjaniç, Ghezzal, Rosier ve N’Sakala ile oyun kurmaya, pozisyon oluşturmaya çalıştı şampiyonumuz. Ancak Dortmund’un kalabalık oluşturan savunmasında top kayıplarından kurtulmak pek mümkün olmadı. Josef, biraz da Vida’nın yokluğunda daha tedbirli davranarak savunma dörtlüsünün önünde “ihtiyat” nöbeti tutarken oyuna bildiğimiz katkıyı sunamadı. Pjaniç ise iki şık top atıp kendini gösterdikten sonra durakladı. Ghezzal, Rosier ve Batshuayi’nin gayretleri de işe yaramadı.
İlk yarıda dikkatimi çeken olaylardan biri de sol kanatta görev alan Larin’in N’Sakala’yla birlikte oynayamaması, oyuna katılamamasıydı. Garip bir durum… Oysa Sergen Yalçın, Kanada dönüşü Atiba ile ikisini dinlendirmişti. Atiba’ya bakınca daha da belirgin gerçek gözüme battı. Emektar kaptan çok top kaybediyor, geç kalıyordu. Süper Lig’de görmediğimiz, ama Şampiyonlar Ligi’nde ağırlaşan bir yüktü Atiba’nınki.
Başka bir dil dedik. Evet, Beşiktaş Süper Lig’de hiç de alışık olmadığı biçimde savunma yapmak, rakibinin oyununa karşı koymak, mücadele etmek zorunda kaldı. Oyunu rakip sahada oynayarak, orada geçiş üstünlükleri kurup kaptırdığı topu geri alarak hücumunu sürdüren Beşiktaş, dün Dortmund önünde bunları yapamadı. Bireysel gayretleriyle bir şeyler yapmak isteyen oyuncular, fena halde çözülüp dağılmaya başladılar. İlk golde Bellingham topla buluşup şutunu attıktan sonra Atiba ancak yetişebildi. Haaland’ın golünde de top taç atışıyla oyuna girdi, Bellingham’ın o topla buluşup Haaland’a aktarmasını seyretti ev sahibi. Kalesini gole kapatan şampiyon, Şampiyonlar Ligi’nde ilk yarıyı iki golle yenik kapadı.
Borrusia Dortmund, eksik oyuncularına rağmen dün sahada fazla olan takımdı. İki ülke futbolu arasındaki fark, üzücü biçimde ortaya çıkıyordu. Almanya temsilcisi, topu çok gezdirerek, fazla pas yaparak değil, uzun toplarla atak pozisyonuna geçip fırsatçı adamlarıyla golleri buldu.
İkinci yarıda Beşiktaş biraz daha kendi gibi oynadı. Topu kullanmaya başladı.Larin-Kenan, Atiba-Salih, Ghezzal-Gökhan değişikliklerinden sonra oyun karşılıklı ataklara dönüştü. 90+4’de Pjaniç’in kullandığı serbest vuruşu kafa ile tamamlayan Montero seyirciye teselli veren golü attı.
Bu maçtan çıkan bir ders var. Süper Lig’de oynadığı her rakibe kendi oyununu kabul ettirerek savunmaya zorlayan Beşiktaş, zaman zaman da aynı savunma oyununu kendi oynayabilmeli. Hücumdaki çeşitliliğe karşı dün çok fazla pozisyon veren savunma biraz daha organize olmak durumunda. Vida’nın yokluğunda bu gerçeği daha iyi gördük.

Yazının devamı...

Dortmund’a hazır!

12 Eylül 2021

Beşiktaş-ÖK Yeni Malatyaspor maçı komşu çocukların arsada top kapma oyununa benzer keyifli bir gösteriyle başladı. Elbette günümüz gençlerinin bilmediği, izlemediği bir oyun biçimi bu. Bizim kuşağa benzediği için o pencereden anlatıyorum.
Eski sokak oyunlarına benzettim ama, günümüzde hemen her takım, futbolla ilgilenen herkesin aşina olduğu bir oyun bu. Adına “transition” dediğimiz “Geçiş Oyunu”. Evet, goller güzel ama, bence ilk yarıdaki oyun da en az gıoller kadar güzel. Hele o goller de akıcı oyunla gelmişse, alkışı da takdiri de hak eder.
Geçiş oyunu, topu kaybettiğin anda, rakibin oyun kurmasına, pas yapmasına fırsat vermeden o topu geri alma ilkesine dayanıyor. Maça hızlı ve akıcı bir güzellik katıyor.
Dikkat ettim, Beşiktaş topu ne zaman kaybetse 2,5 3 saniye içinde geri alıyordu. Kolektif bir takım becerisi ve hızlı tepki örnekleri peş peşe sıralanıyordu. Bu “geçiş” güzelliği sayesinde Beşiktaş Malatyaspor’un oyuna ortak olmasını engelledi. Tek başına maçın patronu olduğunu ilan etti. Top Y.Malatyaspor yarı alanında oynandı ve hemen her atak, rakip ceza alanında sonuçlandı. Böyle bakınca geçiş oyununun öncelikle savunma güvencesi yarattığı ve çoklu ataklarla skor katkısına yol açtığı da görülüyor.
Beşiktaş’ın ilk golünde çabuk, akıllı ve önceden ne yapacağına hazırlıklı görünen Pjanic’in katkısı var. Batshuayi’nin önüne rakip savunmanın üstünden indirdiği top usta işiydi. Batshuayi de bu fırsatı harcamadı. İkinci golde Beşiktaş baskısı kendiliğinden skoru değiştirdi. Teixeira’nın şutunda Semih’ten dönen topu kullanan NKoudou tabelayı 2-0’a getirdi. Bir de üçüncü gol var: Malatya kalecisi Abdülsamed’in ayakla uzaklaştırmak istediği top Batshuayi’ye çarpınca Belçikalı boş kaleye yuvarlayıverdi.
Üç golün güzelliğini bir yana bırakalım. Maçta kaygı yaratan olay, Vida’nın (Dk.20) sakatlanarak yerini Welinton’a bırakmasıydı. Sonrasında 43’de Teixeira-Can Bozdoğan değişikliğini izledik. Yine sakatlık. Sakatlık geçiren NKoudou-Kenan Karaman, Ghezzal-Gökhan Töre ve Pjanic-Mehmet Topal (Dk.68) değişiklikleri geldi. Sergen Yalçın’ın Dortmund maçı öncesinde Ghezzal ve Pjaniç’i yormamak için yaptığı hamleler doğruydu. Ayrıntıları bilmiyoruz ama iki sakatlık tedirginliğe yol açabilir. Oyuncu değişikliklerine rağmen Beşiktaş’ın yavaşlamadan, gevşemeden baskılı oyununu devam ettirmesi de önemli ve olumluydu. Pjanic, Ghezzal, Rosier, Necip, Rıdvan, Batshuayi, NKoudou, hem bireysel performanslarıyla göz doldurdular, hem de birlikte takımca oynayıp uyumlu bir ekip olarak alkışlandılar. Evet, böyle oynayan her takım alkışlanır.
Maçın mesajı şu olabilir: Beşiktaş Dortmund’a hazır! Vida, Teixeira ve NKoudou da hazır olur mu? Bilmiyoruz. Şans diliyoruz.

Yazının devamı...

Kaza oldu, yazık olmasın

2 Eylül 2021

Avrupa’da şoka uğradık, tamam… Peki Dünya’da ne yapacağız? Kırık-dökük ve dağınık Haziran maceramızı mı sürdüreceğiz, yoksa lider olarak bıraktığımız grupta yine liderlik mi yapacağız? Dünya’ya dönüşün kritik sorusu bu.
Hemen yanıtlayalım: Haziran’da yaşadığımız o kötü macerayı unutmak ve unutturma gayreti vardı Milli Takım’da. Futbolcular daha diri, daha istekli ve daha etkiliydiler. En önemlisi de Leicester’deki kiralık dönemini pek de iyi geçiremeyen Cengiz Ünder Marsilya’da eski kişiliğine dönmüş, hücuma adeta enerji katmaya başlamıştı.
İngiltere’nin pandemi konusundaki sert kısıtlama ve engellemelerine takılan Çağlar, Ozan Kabak, Ozan Tufan ve Halil Dervişoğlu’nun bu maçta forma giyememesi, özellikle savunmada zorlanmamıza neden oldu. Şenol Güneş’in kaleci Uğurcan Çakır’ı yedeğe çekip Altay Bayındır’a görev vermesini de yadırgadık. Sanıyorum Trabzonspor’un Konferans Ligi’nde Roma karşısında farklı bir yenilgi alması, Uğurcan’ın dinlendirilmesine yol açtı. Bu karar ne kadar isabetli oldu, bilmiyorum.
Karadağ maçın başından itibaren baskılı ve sert bir oyunla karşılamaya başladı bizim çocukları… Sahanın her yerinde oyuna ortak olmak istiyorlardı. İşte tam da zamanında (Dk.9) Cengiz Ünder sağdan topla birlikte çıktı, ortaya yöneldi ve ceza alanına girmeden soluyla muhteşem bir şut çıkardı. Savunmadan seken topa kaleci Mijatoviç müdahale edemedi. Golle rahatladı çocuklar. Üst üste pozisyonlara girmeye başladılar. Burak Yılmaz üç şutla yokladı, gol atamadı. 30’da yine Cengiz Ünder yine sağdan yüklendi ve rakip kale ağzında ortalık karıştı. Orada ustaca dokunan Yusuf, farkı ikiye çıkardı.
İki golün devamını getirmek gerekiyordu. Fırsat da vardı, kullanamadık. Oyunun akışı karışmaya başladı. Orta alanda Kenan-Okay arasındaki derin boşluktan Kosoviç’in attığı uzun topla buluşan Marusiç (Dk.40) skoru 2-1’e getirdi.
Sonrası kabustu. Karadağ bastırdıkça daha sert ve faullü oynayan Milli Takım, rakibe duran top fırsatları vermeye başladı. 90+6’da Radunocviç’in serbest vuruşu, hepimizi korktuğumuza uğrattı.
Bu maçta Cengiz’in 81’de çıkışını anlayamadık. Şenol Güneş’in biraz da panikle yaptığı oyuncu değişiklikleri de hem ritim bozdu, hem de telaş yarattı.

Yazının devamı...