Bir annenin çığlığını duyuramamak!

Otizmli çocukların bakımını üstlenen insanların nasıl bir eğitimden geçmiş olduğu da son derece önemli. Otizmli bir çocuğun bakımını herhangi biri üstlenebilir mi? Peki bunca insanlık dışı muamelelere maruz kalan bu çocukları nasıl koruyacağız?

Türkiye kadına şiddet haberleriyle sarsılırken, olanaksızlıklar ve çaresizlik içerisinde bırakılmış bir anne, 26 yaşındaki otizmli oğlunun bir destek evinde uğradığı şiddetten davacı olmak için savcının kapısını çaldı. Anne Ayfer Öztürk, oğlu Sinan’ın, İstanbul Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğü’ne bağlı Pendik’te bulunan bakım ve rehabilitasyon merkezine yerleştirildiğini, ancak burada şiddet gördüğünü söyleyerek suç duyurusunda bulundu.

Bianet’ten Evrim Kepenek imzalı habere göre, anne Ayfer Öztürk şöyle diyordu: “Oğlumun oraya gittiğinden beri bakışları değişti. Telefonla bilgi vermiyorlar, gidip görmek istiyorum göstermiyorlar. Çocuğumun sesini duymak istediğimde de olumsuz yanıt veriyorlardı. Bir kere uzaktan camdan gösterdiler. ‘En azından bana fotoğrafını atın’ dedim. Gelen fotoğrafları görseniz ben kendi oğlumu tanıyamadım. Daha önce de bir başka çocuğa şiddet uyguladığı için bir bakıcıya sadece bir ay maaş kesme cezası verilen bu kurumun müdürüne ulaştım. Müdüre Sinan’ın durumunu sordum. Bana ‘Ben sizi yarın arayacağım’ dedi. O an anladım ters bir durum olduğunu, benim çocuğuma da şiddet uyguladıklarını anlamıştım.”

Bitmeyen şiddet!

Yanılmamıştı. Müdür ertesi gün anneyi arar ve olayı doğrular. Müdür, bir bakıcının Sinan’a şiddet uyguladığını, Sinan’ı hastaneye kaldırdıklarını söyler. Pendik Devlet Hastanesi’ne… Müdür şiddet uygulayan hizmetliyi kurumdan uzaklaştırdıklarını açıklar. Hastane polisi savcılığa haber verir, savcılık da soruşturma başlatır.

“O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Başka annelerle de konuştum. Mesela Fatma Yılmaz’ın da oğluna şiddet uygulanmış, fotoğrafları var; o da mahkemeye başvurmuş. Biz çocuklarımız için çok endişeliyiz. Her iki çocuğa yönelik şiddet soruşturuluyor. Biz de savcılarımızdan destek bekliyoruz. Çocuklarımız için adalet bekliyoruz. Ben korkmuyorum. Canım orada. Çocuğumun canı için mücadele ediyorum. Oranın psikoloğundan tüm görevlilerine kadar hepsinden şikâyetçi olduğumu savcılık dilekçemde de isimleri ile belirttim.”

Merkez açmakla  sorun bitmiyor

Sinan hastaneden çıkınca yine şiddet gördüğü o bakım evine götürüldü. Bir anneye çocuğu neden gösterilmez? Oğlunu görmek için direnen bir anneye neden engel olunur? Çocuğu hakkında neden bilgi vermekten kaçınılır? Bir annenin oğlunun fotoğrafını çekmek istemesine niçin izin verilmez? Bir devletin sosyal devlet olma sorumluluğu sadece bir bakım ve rehabilitasyon merkezi açmakla sınırlı değildir. Mesele sadece rehabilitasyon merkezi açmakla bitmiyor. O çocukların bakımını üstlenen insanların nasıl bir eğitimden geçmiş olduğu da son derece önemli. O kurum çalışanlarının nasıl seçildiği, hangi aşamalardan geçtiği, hangi eğitime tabi tutulduğu da bu sorumluluğun içindedir.

Örneğin otizmli bir çocuğun bakımını herhangi biri üstlenebilir mi? Ailelerden bilgi ve yardımlaşma sağlanıyor mu? Bu soruların yanıtı yok. Bu kurumlarda koruma altına alınan, bakımları, eğitimleri üstlenilen ama insanlık dışı muamelelere maruz kalan o kadar çok insan var ki!

Düşünün; ülkemizde otizmli çocuk sayısı 550 bin olarak tahmin ediliyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre de Türkiye’de devlet okullarında eğitim gören 2 bini aşkın otizmli çocuk var. Yani otizmli bireylere kapsamlı bir şekilde eğitim verebilecek kapasiteye sahip eğitim alanı henüz oluşturulamamış durumda. Yani çözüm üretemediğimiz sürece bu sorun daima karşımıza “şiddetle” çıkacak.