Hasta ve hasta yakını olmak!

Sevdiğiniz insanları hastane kapılarında beklerken, kurtarılacağına dair hep bir umudunuz vardır. Oysa umut etmek, bazen çok tehlikeli bir duygudur

Geçen yıl kardeşimi kanserden kaybettiğimde, bıçak kesiği gibi insanı delip geçen bir acı, içimde inanılmaz bir öfke patlamasına dönüştüğünde, o an, o hastanenin camını, çerçevesini aşağı indirmek istedim; bütün doktorlardan, hemşirelerden, hastaneden nefret ettim, etrafımda o an benim yaşadıklarımı hissedebilecek ne bir doktor ne bir hemşire ne de bir psikolog vardı. Zihnimde hiç yanıt bulmamış yüzlerce soru ve “Aslında isteseler kurtarılabilirdi” düşüncesiyle öylece kalakaldım…

Doktorlar beni hastamın hastalığı konusunda, önceden bilgilendirmemiş, hastanenin çabası beni bu olası sonucu metanetle karşılamam için yeterince hazırlamamış olsaydı o travmayla nasıl başa çıkardım bilemiyorum. Ama artık biliyorum ki, tıp her şeyin çaresi olamıyor.

Bu şiddetin kaynağı da belli

Sorun şu ki o gün benim yaşadığım bu acıyı şiddete, eyleme döken binlerce cahil, eğitimsiz hasta yakını var. İki yıl önce yapılan bir araştırmaya göre 2012-2018 tarihleri arasında sağlık çalışanlarına yönelik şiddet vakası 68 bin 375 olarak kayıtlara geçti.

Sağlık çalışanlarının çalışma koşullarındaki eksiklikler, hasta yakınlarının eğitimsizliği ve medyanın, sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti sıradan adli bir vaka olarak sunması. Ve denildi ki bu şiddetin durması için yasa şart. O yasa çıktı. Geçen ay “Sağlıkta şiddetin önlenmesi” düzenlemesi yasalaştı. Peki, şiddete karşı yasalar tek başına çözüm mü? Yasalardan önce hastanelerin hasta yakınlarıyla ilişkisini gözden geçirmesi, yakınını kaybeden bir insana neyin, nasıl söyleyeceğinin bilinmesi ve elbette hasta yakınının travmalarıyla nasıl başa çıkılması gerektiği yönünde de eğitimli olması gerekmez mi?

Çünkü biliyoruz ki; yasaya rağmen geçtiğimiz günlerde akciğer kanseri nedeniyle ölen bir hastanın yakınları doktorların tulumlarla, maskelerle girdiği servise zorla girerek, oksijen tüpüyle doktora saldırdı. Böylesine zorlu süreçte, hayatlarını virüs nedeniyle tehlikeye atarak görev yapan sağlık çalışanlarına şiddet uygulamanın affedilir bir yanı yok elbette.

Hekimlik tanı ve tedaviyle sınırlı değil

Belki de hasta yakınlarının hastayla ilgili yeterince bilgilendirilmemesinin, hastanın neye karşı savaş verdiğini yeterince algılayamamasının ya da umudunu yitirmeyen hasta yakınına psikolojik destek sunulmadan bir anda “hastayı kaybettik” demenin yaratacağı travmanın sonuçlarını da irdelemeliyiz. Hastaneler bu konularda donanımlı mı? Doktor - hasta - hasta yakınları arasında nasıl bir ilişki var bilmiyoruz çünkü.

Türk Toraks Derneği (TTD) Etik Kurulu’nun ilkeleri bunun önemini ortaya koyuyor. Etik Kurulu’na göre; hekimlik sadece tanı ve tedaviyle sınırlı değildir. Hekim, hasta ve hasta yakınlarıyla insani bir ilişki kurmalıdır. Hastanın ve hasta yakınlarının hastalıkla başa çıkması için yüreklendirilmesi, sorularının yanıtlanması, endişe ve korkularının giderilmesi, teselli edilmesi de esas olmalıdır. Hekim, hasta ve yakınlarıyla karşılaştığı ilk birkaç saniye içinde oluşturacağı izlenimin, sonraki süreci belirleyeceğini bilerek, bu anı iyi kullanmalıdır. Hekimler bu anı iyi kullanabiliyor mu? Belki de şiddete karşı, çözüme yönelik yanıt bulunması gereken soru tam da bu.