Vandallık mı protesto mu?

Dünyanın birçok ülkesinde heykeller, ırkçılığa, sömürgeciliğe ve köleliğe karşı eylem ve gösterilerin aracı haline geldi. Geçmişin mirası heykellere zarar vermek, bir tarihin sorgulanması mı yoksa vandallık mı?

Yıl 2004... Venezuela’da bir grup gösterici, tarih kitaplarında adı “Amerika’yı keşfeden kâşif” olarak geçen Kristof Kolomb’un heykelinin üzerine çıkarak, sanal bir mahkeme kurdu. 500 yıl önce Venezuela’yı işgal eden ve ülkeye İspanya bayrağını diken Kolomb’u soykırım yapmakla suçladılar. Heykeli devirerek meydana kadar sürüklediler. Boynuna ip geçirip bir ağaca astılar ve heykelin kaidesine de “Kolomb=Bush” yazdılar. Bu olaydan 13 yıl sonra bu kez Amerika’da göstericiler, köleliği savunan güneylilerin komutanı General Lee’nin heykelini yıkmakla kalmadı, kâşif Kristof Kolomb’un da 225 yıllık heykelini baltayla parçaladı. “Kolomb, Avrupa kapitalizminin istilasının sembolüdür. Asırlarca süren terör, cinayet, soykırım, tecavüz, kölelik, sistemini başlatan kişidir” diyerek.


Vandallık mı protesto mu


Yıl 2015... Chumani Maxwele adlı bir öğrenci, Cape Town Üniversitesi’nden içeri girdi. Elinde içi pislik dolu bir kovayla… İngiliz elmas kralı, sömürgeci, politikacı ve beyaz üstünlüğünü savunan Cecil Rhodes heykelinin önünde durdu ve “Burada ortak bir tarih yok. Kahramanlarımız ve atalarımız nerede?” diyerek kovanın içindekini heykelin üzerine döktü.

Heykeller düşse de hikâyeler bitmez

Dünyanın birçok yerinde geçmişin kültürel mirası sayılan bazı heykellerin, bugün çeşitli protestoların, büyük çaplı gösterilerin simgesel aracı haline gelmesi, ırkçı, sömürgeci, kimliklere, dikta rejimlerin vücut bulmuş haline, simgesel anlamda karşı çıkışın bir aracı olarak sunuluyor.

Peki, ülkelerin geçmiş tarihi, bu tarihte rol oynayan karakterlerin heykelleri üzerinden sorgulanabilir mi? Bu sorgulamayı New York Times’tan Jacey Fortin yaptı. “Yıkılan Heykeller ve Görsel Bir Tarih” başlıklı makalesinde, “Amerika’nın kuruluşunda rol oynayan komutanların heykelleri, köleliği savunanları anmak için mi yoksa bir tarihi hatırlatmak için mi?” diye sordu. Fortin’e göre bu eylemleri, bir heykelin yıkılışı yok olmuş bir lider kadar anlamlı kılabilir. Ancak, bireylerin etrafında inşa edilen propaganda yanıltıcı da olabilir. Tarihçi Lucia Allais ise heykelleri kamusal anıtlara dönüştürmenin tarihin bireyler tarafından yapıldığı fikrini aktardığını, ancak bugün çok kişiselleştirilmiş bir aktivizm anlayışının geliştirildiğini belirtiyor. O da diyor ki: “Heykeller düştüğünde hikâyeler bitmiyor. Tarihî miras, heykeller yıkılsa da son bulmaz.”

Vandallık mı protesto mu



Tarih gerçekten yana

Bugün tarihte yer edinmiş ama tartışmalı isimlere ait heykellerin kamusal alanlardan kaldırılarak müzelere yerleştirilmesini isteyenler; hangi gerekçeyle olursa olsun, heykellerin yerlerinden sökülüp nehirlere denizlere atılmasına, zarar görmelerine “tarihi bir miras” olduğu için karşı çıkıyor. Ancak göstericilerin ırkçılığa ve sömürgeciliğe karşı hedefinde heykellerin olmasını vandallık olarak açıklayanlar da var. Onlar da heykellerin kamusal alanlardan çekilmesini istemiyor.

Peki, vandallığı belirleyen ne? İki yıl önce Amerikan medyası, vandallık olayına, köleliğin kaldırılması için mücadele vermiş yazar Frederick Douglass’ın heykeline zarar veren iki öğrencinin davasını örnek gösterdi. Medya, olayı vandalizm olarak yorumlarken, mahkeme, öğrencileri, köleliğin kaldırılması için mücadele veren yazarın felsefesini anlamaları için kitaplarını okumakla cezalandırdı.

Yani tarih, söz konusu miras da olsa sadece gerçekten yana.