Kızlar, kadınlar, anneler...

Ve küresel ekonominin getirisinden, sadece yüzde 1'lik bir pay alan kadın nüfusu...***TV yorumcularıyla "ulema"sı ağzında sakızlaşarak dolaşıp duruyor sorunlarımız; Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu, Ege sorunu, yoksulluk sorunu, işsizlik sorunu, göç sorunu, kuraklık sorunu, trafik sorunu, asayiş sorunu, uyuşturucu sorunu, cinsel taciz sorunu vs...Bütün bu sorunlara, bir türlü kalkınamamış ülkelerin övünme tamtamları da ekleniyor; şöyle kalkınıyoruz, böyle kalkınıyoruz.***Kalkınmayla övünmenin nedeni, bir türlü kalkınamamış olmak.Bir türlü kalkınamamış olmanın nedeni ne ki acaba?Bunun politik yanıtı, daha önceki yönetimlerin beceriksizliği.Daha önceki yönetimlerin beceriksizlik nedeni ne ki acaba?Bu soruya da, birbiriyle çelişen bin bir yanıt bulunup verilebilir. Bulunup veriliyor da zaten...***Şimdiye dek vazgeçtik gündemlere gelmesinden, akla da gelmeyen bir yanıt daha var ki; "gelişmekte olmak"la, "gelişmiş" olmak arasındaki uçurumun derinleşmesine kazmalık, yahut ekskavatörlük etmede.O da "erkek millet" olmakla övünmek.***"Erkek millet" olmakla övünmek, aynı zamanda "kadınsız millet" olmakla da övünmek anlamına gelir ki; böyle bir övünme doğa ile tekmeleşerek, "ucube"leşmenin hamurunu yoğurur.***- Karı gibi gülme...- ...- Sana erkek sözü veriyorum...- ...- Erkek gibi kadın doğrusu...- ...- Anasını şey ettiğimin hergelesi...- ...- Herif tam anasının gözü...***Kadınlarına böylesine hakaret etmenin bedeli, Türk şiirinde acı yalnızlıkların ahlarıyla vahlarını çınlatarak çıkmakta. "Yalnızlık şiirleri" üstüne bir antoloji yapılsaydı da, bütün evlerde şöyle bir karıştırılsaydı. O zaman çok daha iyi anlaşılırdı "gelişmekte olmak"tan, "gelişmiş"liğe neden bir türlü ulaşılamadığı.***Anneler, annelerin anneleri, annelerin annelerinin anneleri...Çocuklar:- Anneciğim, anneciğim, diye ağlarlar.Yaşlısı, genci, kadını, erkeği, canı yanan her insanın ağzından çıkan ilk söz:- Ah anam...Başa gelen sıkıntıları, en kestirmeden özetleyen dertleniş:- Anam ağladı vallahi...***Halk deyimlerinde de, anaların sevgisi bayraklaşır gök katlarında:- Ağlarsa anam ağlar, kalanı yalan ağlar.- ...- Ana gibi yâr olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz.***Bir de Bağdat'ın bugünkü durumuna bakın. Bir de Bağdat'taki kızların, kadınların, annelerin durumuna...***Dünya nüfusunda kadın-erkek eşitliği arasındaki dengesizlik; doğanın diyalektiğiyle öylesine bir çatışma içinde ki, silah piyasasının görünmeyen dokularında da aynı tümör yatmakta, enerji kaynaklarının ülkeler arası siyasetteki kıskaçlarında da...***Şayet kızlar, kadınlar, anneler; saltanat ve kazanç kaynaklarının şeffaflaşmasına merak sarsalardı; bambaşka bir insanlık tablosu çıkardı ortaya...Böyle bir merakın hiçbir yerde yaygın olarak filizlenmemesi dikkat çekicidir.Gövdesel zevklerin aracı ve manivelası olma "vudu"suna tutsak düşmekle, beyinsel zevklerin merak merdivenlerine tırmanmak arasında da; genç kuşaklar, kendi yaşam mühendisliklerinde kötürümleşmekte...***Kadınların, toplumsal ve politik hayat dışına itildiği ve sürekli horlanıp ezildiği ülkelerin başında geliyor Türkiye...***"Vatandaş" mı "devlet" içindir; "devlet" mi "vatandaş" içindir sorusuna, henüz net bir yanıtın bile kristalleşmediği bir diyarda, bir de "erkek millet", yahut "kadınsız millet" övünmesi benimsenince...Hiç değilse, KKTC'deki Lokmacı üstgeçidi kadar bir ilgi odağı olabilseydi kadınlarla erkekler arasındaki köprü ve köprüsüzlük de...***Elbet "uzay çağı", kadın nüfusunun da, layık olduğu düzeye çıkmasında asansörlük edecek.Ama bendenizin gönlü şimdiden, kızların, kadınların, annelerin; yeryüzündeki kadın heykelleri ve romanlardaki ünlü kadın kahramanlarla ilgilenmelerini çok isterdi.Böyle bir ilgi, okullardan çok daha geniş ufuklu pencereler açardı hem sevdikleri, yahut sevecekleri erkeklerde; hem de doğurdukları, yahut doğuracakları yavrularında... c.altan@prizma.net.tr 6.5 milyarlık dünya nüfusunun yarısından biraz daha fazlasını oluşturan kızlar, kadınlar, anneler...