ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırılarda üç haftayı geride bırakıyoruz. Tahran bir taraftan ağır yara alırken, diğer taraftan dünya ekonomisini sarsıyor.
İsrail’in Güney Pars doğalgaz sahasını vurmasının ardından İran da enerji tesislerini hedef almaya başladı. Sadece İsrail’in Hayfa’daki tesisini değil, Suudi Arabistan’ın Exxon Mobile ile işlettiği Samref’i, Katar’ın en büyük sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) rafinerisini, Birleşik Arap Emirlikleri’nin El Habshan sahasını, Kuveyt’in Mina Abdullah tesisini hedef aldı.
İran’ın savaşın başından beri stratejisi, ABD’yi Körfez’deki müttefikleri üzerinden yıpratmaktı. Körfez’e gönderilen füzelerin sayısı bu stratejiyi açıkça ortaya koyuyor.
İsrail’in beş katı füze Körfez’e
İlk 19 günde Körfez ülkelerine toplamda 3 bin 186’dan fazla füze ve İHA (insansız hava aracı) gönderildi. Bu rakam İran’ın İsrail’e gönderdiği mühimmat sayısının yaklaşık beş katıydı. Aynı dönemde İran, İsrail’i sadece 650
İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney’in ilk mesajlarında dünyayı en çok endişelendiren ‘‘Hürmüz Boğazı’nı kapatma kozunun kullanılmaya devam edileceği’’ sözleriydi.
Hamaney’in mesajı okunmadan birkaç saat önce röportaj yaptığım Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in de en büyük kaygısı buydu. ‘‘Savaş bir an önce bitmeli’’ derken şöyle söylüyordu: ‘‘Özellikle enerji, gübre arzının sıkıntıya girdiği bir eğilim görüyoruz. En hassas durumda olan ülkeler doğrudan etkilenecek.’’ Guterres’in bu kaygılarının zemini BM’nin hazırladığı Hürmüz raporuydu.
En basit ifadeyle şöyle anlatalım: Petrol fiyatı demek, pahalı gübre demek. Pahalı gübre demek, gıda üretiminin düşmesi demek, üretim düşmesi fiyatların artması demek. Üstelik yaşanan kriz yalnızca bugünün fiyatlarını değil, gelecek yılın hasadını da etkiliyor.
BM raporu
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın (UNCTAD)
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, ABD–İsrail ve İran hattında büyüyen savaşla ilgili dikkat çeken açıklamalar yaptı. Guterres, savaşın İsrail’in uzun süredir ABD’yi dahil etmek istediği bir çatışma olduğunu belirterek, “ABD isterse savaş biter” dedi.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile en son Eylül 2022’de röportaj yapmıştım. Ukrayna Savaşı devam ederken ‘tahıl anlaşması’ imzalanmış ve o gün sürecin nasıl işleyeceğini anlatmıştı. Üzerinden dört yıl geçti ve dünya Gazze Savaşı’nı ve İsrail’in bölgeye dönük saldırılarını gördü. Savaşlar listesine son olarak ABD ile İsrail’in İran’a başlattığı eklendi.
Guterres ile savaşın 13. gününde NTV için yaptığımız röportajın manşeti ‘bu savaşı İsrail’in istediğine’ ilişkin sözleriydi. Guterres, ‘ABD’nin bu savaşla amacı nedir? Neyi hedeflediğini anlayabildiniz mi?’ sorusuna ‘‘Açık konuşmak gerekirse, amaçları net değil. Bu, İsrail’in her zaman
ABD Başkanı Donald Trump’ın aldığı savaş kararı sadece İran’ı hedef almadı; aynı zamanda ABD anayasal ve iç siyasi dengelerini de sarstı. Zira hem ‘Destansı Öfke’ adını verdiği ‘harekât’ hem de kullandığı yöntem iç siyasette kutuplaşmayı artırdı. Cebinden başka bir şeyi önemsemeyen ABD halkı da savaşın uzama ihtimaline karşı endişeli. Yaşananlara verilecek tepkinin çıktısını kasımdaki ara seçimde göreceğiz ama gidişat ‘Destansı Öfke’ ile kalkan Trump’ın zararla oturacağını gösteriyor.
Anayasal tartışma
Öncelikle, ABD siyasetinde Trump’ın bu adımının tartışılmasının sebebi ‘İran’a operasyon başlatma kararını Kongre’ye danışmaması.’
ABD anayasasının birinci maddesi Kongre’yi ‘savaş ilan etme’ konusunda yetkilendirirken, ikinci maddesi Başkan’ı ‘ordu ve donanmanın başkomutanı’ olarak tanımlıyor. Yetki tartışmasını alevlendiren ise ‘Savaş Yetkileri Yasası’.
1973’teki yasa yeni Vietnam Savaşlarını önleme mantığıyla çıkarılmıştı ve savaş kararında Başkan’a Kongre
ABD ile İran arasında perşembe günü Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerde masa devrilmedi. İran’dan yapılan açıklamaya göre, taraflar haftaya önce teknik sonra siyasi düzeyde bir kez daha görüşecek. Anlaşılan o ki, ABD’nin ‘nükleer, balistik füzeler ve vekil güçler’ talebiyle oturduğu masada, Tahran’ın istediği gibi şu aşamada sadece ‘nükleer program’ konuşuluyor.
Peki o zaman ABD Başkanı Donald Trump, eski Başkan Obama’nın kabul ettiği ama kendisinin yırtıp attığı 2015 anlaşmasından daha iyi bir anlaşmaya nasıl ulaşmış olacak? İran’ın geçmişteki iki anlaşmasını, 2010-2015’teki metinleri ve yıllar içinde İran’ın verdiği tavizleri bilenler bugünkü müzakerelerde neyin pazarlığının yapıldığını da tahmin edecektir.
2015’in 2010’dan farkı
2010’daki anlaşma ‘yakıt takasıydı’, yani sadece bir malzeme yönetimiydi; 2015’teki ise ‘zenginleştirilmiş uranyuma limit koymaydı’. Bugünse İran ‘nükleersizleştirme ve altyapı tasfiyesine’ zorlanıyor.
T
TBMM’deki komisyon raporunu tamamladı Kimilerine göre zor eşik aşıldı, kimilerine göre asıl sınav şimdi başlıyor. Artık mesele yalnızca silahların susması değil, bu suskunluğun hangi hukuki ve idari mimariyle kalıcı hale getirileceği. Tam da bu noktada ‘Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ yeniden gündemde.
Avrupa Konseyi’nin temel metinlerinden biri olan bu sözleşme, yerel yönetimleri bir ‘idari tercih’ değil, ‘demokratik rejimin asli unsuru’ olarak tanımlıyor. Türkiye Şart’a taraf; ancak koyduğu çekinceler sebebiyle tartışma hiç kapanmadı ve Meclis raporuyla mesele yeniden gündemimizde.
Rapor ve İmralı mesajı
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na, Meclis raporunda ‘demokratikleşme önerileri’ bölümü ‘yerel yönetimler’ başlığı altında, isim vermeden şöyle işaret ediliyor: “Demokratik ve hukuki standardın, anayasadan kaynaklanan idari vesayet yetkisinin demokratik toplum gereklerine uygun olarak kullanılması önerilmektedir”.
İmralı ise 18 Şubat’ta gönderdiği mesajda
Irak, 11 Kasım 2025’te sandığa gitti ve her seçim sonrasında olduğu gibi başbakanlık pazarlıkları yine siyasal sistemi kilitledi. Şiî gruplar, İran destekli eski Başbakan Nuri El Maliki’yi aday çıkardı. ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘‘El-Maliki geri dönerse Irak’a yardımı keseriz’’ tehdidi Şiî gruplar arasında farklı seslerin yükselmesine yol açtı. Dahası bu kez Kürtler arasında da bir görüş ayrılığı var. İki Kürt grup Cumhurbaşkanı ismi konusunda henüz uzlaşamadı. Tüm süreçlerin birbirine bağlı olduğu Irak’ta, siyaset, bu karmaşık denklemden çıkmanın yolunu arıyor.
Nuri El-Maliki sancısı
Seçimde mevcut Başbakan Muhammed Es-Sudani’nin koalisyonu birinci çıkmış, 329 sandalyeden yaklaşık 50’sini kazanmıştı ama bu hükümet kurmak için yeterli olmamıştı. Ne zaman ki parlamentodaki Şiî gruplar ‘Koordinasyon Çerçevesi’nde’ birleşti ve Eski Başbakan Nuri El-Maliki’yi aday gösterdi, çarşı karıştı. Zira İran destekli El-Maliki’nin ilk başbakanlığı
İran’ın nükleer programı, balistik füze kapasitesi, vekil güçlerinin sınırlandırılması...Bunlar, Umman’daki masaya giderken Washington’ın Tahran’ın önüne koyduğu üç dosyaydı. Bu üç dosyanın hemen hepsi İsrail’in güvenliği ile ilgili konular; ancak ABD’nin İran’ı sıkıştırmasının bir sebebi de küresel enerji savaşı: İran’ın ‘hayalet filolarıyla’ Çin’e gönderdiği petrolün akışını kesmek.
Çok katmanlı operasyon
Trump’ın nihai hedefi buysa işi hiç kolay değil. Zira teknolojinin gelişmesiyle ambargo altındaki petrolün ticareti denetimden uzak, yasal sınırların ‘flulaştığı’ sularda yapılıyor. Hatta bu bir eko-sisteme dönüşmüş durumda. Bu ticaret, modern uydu teknolojilerinin kullanıldığı, dijital bankacılık alternatiflerinin devreye sokulduğu, takibi zor, çok katmanlı bir operasyon.
İran-Çin ilişkisi
İran’ın ham petrol ihracatının yaklaşık %90’ı Çin’e gidiyor. Çin ise tahminlere göre petrol ithalatının yüzde 12’sini İran’dan