Nerede kalmıştık?

Türkiye ve Yunanistan, 4 yıllık bir parantezi kapatıyor. Doğu Akdeniz’de yaz aylarında yaşanan büyük gerginlikten sonra taraflar, 1 Mart 2016’da kesilen istikşafi görüşmeler için yeniden masaya oturmaya hazırlanıyor. Arapça “istikşaf” yani “keşf”ten türeyen, “keşif ve tahkik etmeye çalışma” anlamına gelen istikşafi görüşmelerde taraflar, temel sorunların çözümü için bir zemin olup olmadığını araştıracak. Yani ikili sorunları hemen çözmek için müzakereye başlamayacak, bu konularda bir müzakereye başlayıp başlayamayacaklarını tartacaklar.

Ancak daha masaya oturmadan, hangi konuların görüşüleceği bile sorun oldu. Yunanistan tarafı “Sadece adaların kıta sahanlığı ihtilafını görüşürüz”,
Türkiye ise “Tek sorun adaların kıta sahanlığı değil, sorunlar paket halinde görüşülmeli” dedi. Yeni görüşmelerin hangi çerçevede yapılacağı ve masada hangi konuların olacağına dair ortak bir açıklama yok. Ancak Yunanistan Hükümet Sözcüsü, “masada deniz yetki alanları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge”nin olacağını söyledi. Türk yetkililerse, tüm sorunların masada olacağına atıf yapıyor. Diyaloğa başlanması önemli olmakla birlikte, Türkiye açısından Yunanistan ile ilişkilerde 5 temel sorun alanı var.

Nerede kalmıştık

Ege’ye Akdeniz de eklendi

Türkiye ve Yunanistan arasındaki istikşafi görüşmelerin ruhu, iki ülke arasında Ege Denizi’ndeki sorunların çözümüydü. Bu sorunlar da 5 temel başlıkta toplanmıştı. Temmuz, Ağustos ve Eylül ayında Doğu Akdeniz’de yaşanan sorunların ardından bugün gelinen noktada sorunlara Akdeniz de eklenmiş durumda. Mevzubahis Akdeniz olunca, siyasi çözümün bulunamadığı Kıbrıs Adası’nda, Türk ve Rum tarafının hakları, talepleri ve Ada’ya ait deniz yetki alanları da devreye girecek. Yani bir anlamda, iki ülkenin Ege’de 14 yılda çözemediği sorunlar, Akdeniz için de tartışılmaya başlanacak.

Geçmişte masada ne vardı?

1 - Deniz yetki alanları:

Karasularının belirlenmesi,

Kıta sahanlığının belirlenmesi,

2 - Doğu Ege Adalarının Silahsızlandırılması:

Adaların silahsızlandırılmasını öngören 1923 Lozan, 1947 Paris Antlaşmalarına aykırılığın önlenmesi,

Silahlandırılan adaların belirlenmesi, silahtan arındırılması,

3 -  Statüsü Belirsiz Adaların Durumu:

Ege Denizi’nde egemenliği açık olarak Yunanistan’a bırakılmayan, Türk kıyılarına çok yakın ada ve adacıkların durumunun görüşülmesi,

Bu adalar yüzünden sınırların belirlenememesinin önüne geçilmesi,

4 Hava Sahası (Fır hattı)

Hava sahasının genişliğinin kara sularıyla eşit olduğunun kabul edilmesi. Yunanistan karasuları genişliği 6 deniz mili olmasına rağmen, ulusal hava sahasını 10 deniz mili olarak açıklıyor.

5 - Arama Kurtarma Faaliyetleri:

1979 Hamburg Sözleşmesi’ne aykırılığın giderilmesi. Sözleşmeye göre, sınır sorunları yüzünden arama kurtarma sahaları belirlenemezse ortak koordinasyon kurulmalı.

Yunanistan ortak koordinasyon mekanizmasına yanaşmıyor,

Türkiye kendi arama kurtarma sahasını (SRR) Uluslarası Denizcilik Örgütü’ne kaydettirdi.

Nerede kalmıştık

En büyük ikilem: Sosyal Medya

Son dönemin en dikkat çeken belgeseli, Netflix’te yayınlanan “Social Dilemma” yani “Sosyal İkilem” filmi. Belgesel, genç yaşlı herkesin kullandığı sosyal medyanın hayatlarımızda ne kadar büyük bağımlılığa dönüştüğünü, ABD’nin Kalifornia eyaletindeki Silikon Vadisi’ndeki dev şirketlerin bu bağımlılık için yarattığı algoritmaları ve bu tablonun sonucunda bağımlılığın insan psikolojisinde yarattığı sonuçları anlatıyor. Filmde dünya siyaset arenasındaki dönüşümler de (ABD seçimlerinde sosyal medya etkisi) çarpıcı şekilde ortaya konuyor.

Belgesel filmi eşsiz kılan ise tüm bunları, o dev sosyal medya şirketlerin eski yöneticileri veya çalışanların anlatıyor olması. Bu kişiler, işi mutfağında görüp, sosyal medya şirketlerinin para kazanma odaklı kurdukları sistematiğinden rahatsız olmuş uzmanlar. Kuşkusuz onların anlatımları belgesel filmi daha da etkileyici yapıyor. Filmin sonunda size kalan iki soru ise şu oluyor: Hepimiz bağımlı mıyız, sosyal medya insanlığın sonunu mu getirecek?

‘Uluslararası kuralı yok’

Teknoloji yazarı ve gazeteci Serdar Kuzuloğlu geçmişte de yeni teknolojiler ortaya çıktığında benzer bağımlılık kaygılarının ortaya çıktığını hatırlatıyor, bugünün farkının “güç” olduğunun altını çiziyor. Kuzuloğlu “Amerika seçimlerinde sosyal medyanın gücünü düşünün. Bir ülke bu ağları kullanarak başka bir ülkenin siyaset sistemini etkileyebiliyor” diyor. Kuzuloğlu’na göre en büyük risk, bu araçları kontrol edenlerin niteliği. Kuzuloğlu “Burada sorun, güçlü mesajların insan, insanlık ve tarih hakkında neredeyse bilgisiz küçük bir grup yazılımcı tarafından devasa bir kullanıcı grubunun önüne hiçbir eğitim alınmadan, doğru dürüst bilgilendirme yapılmadan sunulması. Mesele şu, Silikon Vadisi’nde dünya nüfusunun bilmem kaçını temsil eden küçük bir grup mühendis, dünyanın tamamında iç savaşlardan terör örgütlerinin finansmanına, siyasi seçimlerden, flörtlere kadar her konuya sirayet eden güçlü araçlar geliştiriyor ve bunun bir düzenlemesi, uluslararası kural-kaidesi ve yaptırımı yok” diyor.

Aktif sosyal medya kullanıcıları:

Facebook: 2.6 milyar
Youtube: 2 milyar
WhatsApp: 2 milyar
Facebook/Messenger: 1.3 milyar
WeChat: 1.2 milyar
Instagram: 1.08 milyar
Tiktok: 800 milyon
(Statista, Temmuz 2020)

Sosyal medya kullanım artışı:

2017: 2,8 milyar
2020: 3,6 milyar
2025: 4.4 milyar (tahmini)
(Statista)