Cumhurbaşkanı’nın daveti bürokrasiyi harekete geçirdi! Torun: Bürokrasinin tavrı hemen değişti

12 Eylül 2019

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyükşehir belediye başkanlarıyla buluşması bir anda Ankara’nın en çok konuşulan gündem maddelerinden biri haline geldi. CHP cephesinde davete ilişkin iki değerlendirme öne çıktı. Birincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisinden talep edilen randevu, görüşme taleplerini topluca değerlendirilmesi olarak okundu. Davet yapılırken özel bir gündem belirtilmediği için, ‘amacına’ ilişkin yorum yapmaktan kaçınıldı. Yine de önemli bir fırsat olarak görüldü. Öne çıkan değerlendirmelerden diğeri ise; bir süredir konuşulan Büyükşehir Yasası’nda değişiklik hazırlığı için toplantının ilk basamak olabileceğiydi.

Beştepe’deki toplantı öncesinde CHP cephesi hareketliydi. Bazı CHP’li Belediye Başkanları önce kendi aralarında kahvaltıda bir araya geldi ve değerlendirme yaptı. İstanbul, İzmir, Antalya ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanları, Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun ile görüşmeden önce genel merkeze yakın bir kafede kahvaltı yaptılar. Sonra diğer başkanlar ve Torun ile buluştular.

Başkanlarla görüşmesinden sonra konuştuğum Torun’a, ‘taktik’ belirleyip belirlemediklerini sordum. “Taktik vermedik, toplantının amacını da bilmiyoruz” diyen Torun, CHP’li başkanların gündeminin başta maddi zorluklar olmak üzere, seçimden bu yana karşılaştıkları sorunları Cumhurbaşkanına aktarmak olduğunu söyledi. Seyit Torun, başkanları ekonomik güçlükler kadar bürokrasinin de zorladığını belirterek, “Bürokraside CHP’li belediyelerin işleri yürümüyor. Kamuda bir çok noktada sorunlarla karşılaşıyorlar. Bürokratlar telefonlarına bile çıkmıyor, bunları aktaracaklar” dedi.

Ancak toplantının sonuçları ortaya çıkmadan, adı bile bürokraside etkili olmuş. Torun, Cumhurbaşkanına şikayet edilmekten endişe eden bazı bürokratların hızla CHP’li başkanlara dönüş yapmaya başladığını, hatta bizzat aradığını söyledi. Genel Merkez, Başkanların toplantıya ilişkin değerlendirmesini de ayrı ayrı raporlarla alacak.

Yazının devamı...

Siyasette ölçme biçme

25 Ağustos 2019

31 Mart yerel ve 23 Haziran İstanbul seçim süreçleri ve sonuçları, bir dahaki seçime kadar deyim yerindeyse üzerinde “tepinilecek” birkaç başlık ortaya çıkardı. Elbette bu temel başlıklardan yola çıkarak üzerine söz söylenebilecek, tartışılacak, not edilecek bir dizi alt başlık da olacak.

Birincisi; hangi partinin elinde olursa olsun belediyeler mercek altında olacak. Belediye başkanları sadece rakipleri tarafından değil, kendi parti yönetimlerince de bugüne kadar olduğundan daha yakın izlenecekler. Genel merkezlerin her anlamda daha çok müdahil olduğu belediyeler göreceğiz.

İkincisi; ittifakların ya da işbirliklerinin, adına her ne derseniz deyin, mevcut ortaklarıyla devam edip etmeyeceği, ittifaklar arası geçişler olup olmayacağı izlenecek. Şimdilik 4 yıl öngörülen seçimsiz süreç, siyasi partilerin ‘ortakları’ ile yaklaşıp, uzaklaşacakları bir çok ekonomik, siyasi, kültürel ve dış politik gelişmeyi ortaya çıkaracaktır. Seçim tarihi yaklaştığında ise bir önceki ittifak deneyimlerinden çıkarılan dersler ve yeni konjonktüre göre kararlar verilecektir.

Üçüncüsü; AK Parti özelinde yaşanması beklenen gelişmeler. Partide uzun süre siyaset yapan bazı isimlerin henüz tam olarak vücuda bürünmemiş “mesajlarının” nereye varacağı ve dolayısıyla AK Parti’ye etkisi. Şimdilik bu konudaki olabilecek gelişmeler bazılarınca salt AK Parti’nin iç meselesi olarak tanımlanmaya çalışılsa da öyle değil. Genel siyaset açısından muhtelif çıktıları olacak bir konu.

Muhalefetin bakışı

Bir süre önce görüştüğümüz İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, kendi eleştirilerinin artık AK Partililer tarafından da dile getirildiğini belirterek, bunun çok önemli olduğunu söylediler. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da partisinin MYK toplantısında yeni oluşum girişimlerini destekleyen cümleler kurduğu biliniyor. Bu partiler şu anda AK Parti içinden “muhalif ses” yükselmesini kıymetli buluyor, olası parti girişimlerini “demokrasi” adına destekleyen ifadeler kullanıyor. Muhalefetin, siyaseten bu şekilde ifade etmesi gerekebilir. Sonuçta karşı taraftaki herhangi bir aşınma, onlara yarar.

Oysa konuya bakışın tamamının bu olmadığı, olamayacağı yine aynı partilerdeki başka isimlerin, “izliyoruz, gözlüyoruz” ifadesi ile ortaya çıkıyor. Çünkü “arayış içinde olanlar” sadece AK Partililerin değil, muhalefet partilerine mensup olanların da kapısını çalıyor. Genel merkezlerden, taşra teşkilatına kadar “nabız ölçme”, “görüş sorma” diğer partiler için de geçerli. Dolayısıyla muhalefet partileri kendi içlerine de bakıyor, temasları izliyor. Hareketliliğin boyutunu, etkisini ölçmeye çalışıyor. Arayış içinde olanların sadece AK Parti tabanını hedeflemediği, temas etmeye çalıştıkları kişilerin farklılığından anlaşılıyor. Bu durumda muhalefet partileri milletvekillerinden ya da il, ilçe teşkilatlarından olası ayrılıklara ne kadar hazır? Soruyu yönelttiğim muhalefet temsilcileri kesin bir şekilde yanıtlamadılar. Sorunun henüz erken olduğu, o aşamaya gelinmediği görüşünde birleştiler.

Bu ne demek? Muhalefetten ve AK Parti’den fikrine başvurduklarımın ortak görüşü, arayışlarla ilgili asıl ölçümü siyasilerin değil seçmenin yapacağı. Mesaj verme aşamasından sahneye çıkma aşamasına gelindiğinde, sahnede ve kuliste kimlerin olacağı, söylenecek sözler, elbette önemli bir gösterge deniliyor. Ama belirleyici olan, her ne niyet ve amaçla ortaya çıkılırsa çıkılsın, hesaplar yapılırsa yapılsın, seçmenin bunu nasıl okuyacağı, nereye konumlandıracağı olacak.

Yazının devamı...

Yeniden Asya derken

10 Ağustos 2019

Büyükelçiler Konferansı’nın başlangıcında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun gündeme getirdiği Yeniden Asya yaklaşımını bundan sonra daha sık konuşacağız. Ne şekilde konuşacağımızı ise zaman gösterecek. Ne demek istediğimi biraz açayım. Ankara’da kimilerine göre, Çavuşoğlu’nun açıklaması zamanlama olarak Milli Savunma Bakanlığı çatısı altında ABD’lilerle güvenli bölge görüşmeleri yürütülürken verilen bir mesajdı. Bazılarına göre ise yine aynı zamanlama kullanılarak, hem ABD, hem AB’ye, özetle batıya; bir kez daha doğu işaret edilerek ‘beni kaybedebilirsin, alternatifim var’ uyarısıydı. Bunlar arasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin diyalog ortağı olduğu Şanghay  İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) tam üyeliği bir kaç kez gündeme getirdiğini anımsatan, ancak bunun hep söylemde kaldığını belirtenler de oldu. Yani Ankara’da Yeniden Asya’nın büyük ölçüde ‘söylemden’ ibaret olduğu düşünenler var.

Görüşlerin bu çerçevede ifade edilmesinde görünen o ki yaklaşıma ilişkin henüz ‘somut paylaşımlar’ yapılmamış olması etkili. Ancak bazı Asya ülkelerinin başkentte görev yapan diplomatları yaklaşımının içeriği ve öngörüleri hakkında daha fazla ayrıntı olup olmadığını gazetecilere sormaya başladığına göre, o kanatta bir etki yaratmış. Fakat yabancı diplomatlar da kendi başkentlerinin yaklaşımı konusunda yorum yapmak konusunda iyi niyet temennilerinde bulunmakla birlikte, temkinli denilebilir. Önce Ankara’nın samimiyetinin, söylemden eyleme geçen adımların görülmek istendiği söylenebilir.

Şu aşamada kulislerde, somut hedefler konusunda fikir verebilecek bazı açıklamaların ay sonundan itibaren yapılmasının planlandığını belirtmekle yetinelim. Ancak bu konuda fikir verebilecek bazı geçmiş dönem göstergeleri var. Örneğin; Cumhurbaşkanı Erdoğan son bir yıl içerisinde 5 Asya ülkesini ziyaret etti. Rusya’yı farklı vesilelerle bir kaç kez. O coğrafyadan ağırlanan konuk sayısı da bir o kadar. Haziran ayında Tacikistan’da düzenlenen Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katıldıktan sonra Erdoğan uçakta; “Dış politikayı sıfır toplamlı bir oyun olarak görmedik, görmüyoruz. Bir ülke ya da bölge ile kurduğumuz ilişkiler, diğerlerine yahut üçüncü ülkelere asla karşı değil” demişti.

Bir başka gösterge; eylülde Asya İşbirliği Diyaloğu’nun (AİD) bir yıllık süreyle dönem başkanlığının üstlenilmesi. Türkiye, 2002 yılında kurulan diyaloğun 33. üyesi.

AİD’in ASEAN, CICA, İİT, KİK ve ŞİÖ ülkelerinin de içinde olduğu farklı coğrafyalardan üyeleri var. Çavuşoğlu nisanda Doha’da diyaloğun dışişleri bakanları toplantısına katıldığında

“Dünyanın 30 büyük şehrinin 21’i Asya’da. Son 50 yılda Asya’da yüzlerce, binlerce kişi yoksulluk seviyesini aştı ve birçok Asya halkı orta gelirli ya da gelişmiş ekonomiler statüsüne yükseldi. Bugün büyük bir geri dönüş görüyoruz. ‘Asya yüzyılı’ gerçekleşmeye başlıyor” demişti.

Asya-Pasifik ülkelerinin küresel ekonomi içerisindeki payı 2017 yılında yüzde 30’a ulaştı. Küresel ihracattan aldığı pay ise yüzde 34’e yükseldi. Ancak Türkiye en yüksek dış ticaret açığını bu bölgede veriyor. Bunu değiştirmek için Ekonomi Bakanı Ruhsar Pekcan kasım ayında Çin ve Hindistan gibi özel hedef ülkeler belirlendiğini, sektör ve eyalet bazında eylem planları hazırladığını söylemişti.

Geçmiş dönem hatırlatmaları alt alta konulduğunda Yeniden Asya yaklaşımı sadece fırsat yakalanmışken verilen bir mesaj gibi görünmüyor. Ancak içerde ve dışarıda daha fazlasını söyleyebilmek için çerçevenin net olarak ortaya konulması gerekiyor.

Yazının devamı...

Çinliler ‘batılı’ bakış açısından rahatsız

17 Temmuz 2019

Çin’i uluslararası kamuoyu gündeminde tutan konulardan biri Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki bazı politika ve uygulamalar. Ailelerinden alınan çocuklar, kamplarda zorla tutulan Uygurlar, düşüncesini ifade ettiği için cezaevinde bulunan sanatçı ve düşünürler olduğuna dair haberler bunlara kanıt olarak gösteriliyor. Örneğin geçen hafta Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’ne üye 22 ülke Uygur Türklerine baskıyı eleştiren, “kitlesel gözaltıların durdurulması” çağrısında bulunan bir mektup imzaladı. Çin, kendisine 37 ülke tarafından verilen desteği duyurarak o mektuba cevap verdi.

Erdoğan’ın istismar ve rant uyarısı

Türkiye’de de bazı siyasetçi, kişi ve gruplar, Çin’in bölgede baskıcı tutum izlediği görüşünde. Sert eleştiriler, zaman zaman protesto gösterilerine de dönüşüyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümet ise uzun süredir ‘tek Çin’ politikasını desteklediğini yüksek sesle söylüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son bir ayda, ikisi uluslararası zirvede olmak üzere 3 kez Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya gelmesi, Türkiye’nin bakış açısını dair önemli bir gösterge. Erdoğan, 2 Temmuz’da Pekin’de Şi Cinping ile görüşmesinden sonra hem konuya karşılıklı hassasiyetleri dikkate alarak çözüm bulunabileceğine inandığını söyledi hem de içinde ‘istismar’ ve ‘rant’ sözcüklerinin geçtiği dikkat çekici cümle kurdu. Erdoğan; “Bu konuyu istismar eden yaklaşımlar da var. Bu tür istismarları yapanlar, bir tür rant elde etme gayretine girenler ne yazık ki işin büyük ölçekte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir karşı devletle ilişkilerini düşünmeden duygusal bazı hareketler içine girerek bedelini, faturasını gerek kendi soydaşlarına, gerekse Türkiye Cumhuriyeti devletine ödetiyorlar” dedi. Erdoğan ardından inceleme için bir heyetin Sincan’a gidebileceğini açıkladı.

‘Her soruya açığız’

Çin, bu konuda kendini anlatabilmek ama özellikle de çoğunluğu Müslüman Türkiye’de anlaşılmak için bir süredir yoğun çaba içerisinde. Türkçe kitapçıklar bastırılıyor, sık aralıklarla gazeteciler Sincan’a davet ediliyor. Ramazan ayında büyükelçilikte ilk kez iftar düzenlendi. Geçtiğimiz hafta da bundan sonra düzenli hale getirilmesi planlanan ‘çay sohbeti’ için bir grup gazeteci büyükelçiliğe davet edildi. Türkçeye son derece hâkim Maslahatgüzar Cheng Weihua ve Siyasi İşler Müsteşarı Wang Fei sözlerine “Çin ve Çinlilerin içe kapalı olduğu algısı var ama bu doğru değil. Her soruyu cevaplamaya hazırız” diyerek başladı.

Büyükelçilikte rap müzik

Gazetecilere Uygurların kimlik kartlarını, Çin parası üzerinde etnik grupların dillerine ait yazıları gösteren, ünlü Uygur aktör ve aktristleri, futbolcuları tanıtan, Uygurca ve Çince şarkıların söylenebildiğini büyükelçilikte yüksek sesli Rap müzik klibi izleterek gösteren yetkililer, “160 milyon Çinli serbest seyahat ediyor. Bu kadar merhametli bir diktatörlük olabilir mi?” diye sordu. Çin açısından özgürlük ve güvenlik ayrımı ise, “İdlib’de 5 bin ila 7 bin arasında Uygurlu savaşçı olduğu düşünülüyor. Savaş tecrübesi elde ederek Çin’e gelip cihat yapmak istiyorlar. Terör ve şiddet konusunda Çin’in karşı karşıya kaldığı tehdit çok açıktır” cümlesiyle anlatıldı.

Yazının devamı...

ABD’li bakana ‘haritalı’ delil elden verildi

27 Haziran 2019

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, 11 Haziran 2019’da ABD Adalet Bakanı William Pelham Barr ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: “Özellikle Türk yargı makamlarının ABD’ye iletmiş olduğu deliller, belgeler ve iade talepnameleri buraya ulaşmasına rağmen konunun adli mercilere intikal ettirilmemiş olmasını kabul edemeyiz.”

Gül’ün dikkat çeken ikinci cümlesi ise, “15 Temmuz darbe girişimiyle FETÖ’nün doğrudan ilişkisini ortaya koyan delilleri, belgeleri kendileriyle paylaştık. Bu yeni ve önemli delilleri doğrudan Sayın Bakan’a iletmiş olduk” ifadesiydi. Bu cümleleri şu şekilde söylemek de mümkün: “size belge, bilgi gönderiyoruz, ama bunları rafa kaldırıyorsunuz” diyen Gül, yeni bazı delilleri ABD Adalet Bakanı’na elden verdi.

Burada kısa bir parantez açalım. Gül’ün gerçekleştirdiği son görüşme ile Gülen ve avanesinin iadesi için bugüne kadar yapılan üst düzey görüşme sayısı 7’ye ulaştı. Gönderilen onlarca dosya, ifade ve yazı dışında.

Aktivasyon haritası

Gül’ün Barr ile görüşmesinde masaya konulan ise, “delilin haritası” oldu. Aslında söz konusu delil, geçtiğimiz yıl haziran ayında ABD Adalet Bakanlığı’na resmi bir yazı ile gönderilmişti. Kamuoyu o delili Akıncı Davası sırasında ortaya çıkan “Abi bozun nmz” (Abi bozun namazı) mesajından hatırlayacaktır. Akıncı Davası’nın dört önemli sanığından biri olan, “kurmay subaylar abisi” olarak örgütün tepe yöneticilerinden aldığı talimatları kurmay subaylara ileten, kapatılan Anafartalar Koleji’nin sahibi sivil sanık Hakan Çiçek’in darbe gecesi Pensilvanya ile yaptığı telefon görüşmelerinden öğrenilmişti. Sadece Çiçek’in değil, başka isimlerin de görüşmelerine ilişkin tespitler yapılmıştı.

İşte Barr’ın önüne konulan harita bu görüşmelerin haritası. Darbe gecesi yapılan telefon görüşmelerinde kullanılan telefonların nerede, ne zaman aktive edildiği, yapılan konuşmalar ve daha da ötesi konuşmaların yapıldığı, mesajların atıldığı yerlerin üzerine işlendiği bir harita. Haritanın doğrudan Barr’a iletilmesinin nedeni, mart ayında göreve gelen, dolayısıyla “yeni” olan bakana adeta “İşte bu detaya kadar biliyoruz” mesajının verilmek istenmesi.

Gelişme olur mu?

Yazının devamı...

Irak’ta yumurta kapıya dayandı

24 Haziran 2019

Irak ile yumurta krizini değerlendiren Ticaret Bakanı Pekcan, “Irak geçici diyor, bizim geçici süreye tahammülümüz yok” uyarısında bulundu

Siyasi ve askeri alanda yeni bir dönemin kapısını aralayan Türkiye ile Irak, ticarette daha da yakınlaşma çabasında. Türkiye Müteahhitler Birliği’nin (TMB) Irak’ın yeniden yapılandırılması sürecinde aktif rol almak için nisanda gerçekleştirdiği ziyaretin hemen ardından bu kez Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) İş Forumu için Bağdat’taydı.

İş insanları heyetine başkanlık eden Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın sadece ilgili bakanlar ile görüşmeyip, Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve Başbakan Adil Abdulmehdi tarafından da kabul edilmesi önemli bir gösterge.

Türkiye, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yılın son çeyreğinde Irak’a gerçekleştirmesi planlanan ziyaretine kadar Yatırımların Karşılıklı Teşviği ile Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşmalarıyla, ülkenin yeniden yapılandırılmasında Türk firmalarının üstlenebileceği projeleri masada görmek istiyor.

Bakan Pekcan iki ülke arasındaki yumurta krizini, ihracat master planını ve Türkiye ile ABD arasındaki yaptırım gerginliğini Milliyet’e değerlendirdi:

“- Amacımız, Cumhurbaşkanlarımızın 20 milyar dolarlık bir ticaret hedefine ulaşmak. Ekonomik ve ticari işbirliği yapan coğrafyaların zenginleştiğini görüyoruz. AB ve Asya Pasifik buna örnek. Yatırımların artması için, Yatırımların Karşılıklı Teşviği, Korunması ve Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşmalarının imzalanması gerektiğini gündeme getirdik. Büyük bir olasılıkla cumhurbaşkanımızın ziyaretleri sırasında imzalanacak.

İmara talibiz

Yazının devamı...