'AB pandemiden güçlenerek çıkacak'

Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Faruk Kaymakcı pandemi sonrası Avrupa Birliği’ni Milliyet’e değerlendirdi.

Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı, AB’ye 18 Mart mutabakatının güncellenmesi konusunda çağrı yaptı. Birkaç ay sonra pandeminin olumsuz etkileri dolayısıyla göç dalgasının artacağını ve herkesi etkileyeceğini belirten Kaymakcı, “Şimdi yönetilebilirken sorunu çözmek daha kolay ve yararlı. İleride bu sorun çok daha karmaşık hale gelebilir” uyarısı yaptı.

Türkiye’nin 1999 Helsinki Zirvesi’nde Avrupa Birliği (AB) üyeliğine resmen aday gösterilmesinden sonra AB Genel Sekreterliği adıyla çalışmalarına başlayan AB Başkanlığı 20. yaşını kutluyor.

AB pandemiden güçlenerek çıkacak

BEKLENTİ YÜKSEKTİ

Ulusal Eylem Planını, “AB’nin geleceğine de katkı sunma” anlayışıyla güncelleyecek olan Başkanlığın hedefi, pandemi sonrası dönemde Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir ivme yakalayabilmek. Almanya’nın bugünden itibaren sürecek 6 aylık dönem başkanlığı bu açıdan büyük önem taşıyor. AB Başkanı ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Faruk Kaymakcı ile Türkiye’nin beklentilerini ve AB’nin yeni dönemini konuştuk.

- Pandeminin başlarında AB’de sert tartışmalara tanıklık edildi. Ne yaşandı ve nasıl bir ders çıkarıldı?

Pandemi ortaya çıktığında AB’den beklenti çok yüksekti. Çünkü kabul edelim, etmeyelim, üyesi olalım veya olmayalım AB şu an dünyada en başarılı örgütlenme ve AB’de beklenti yüksek. Dünyanın hangi bölgesine bakarsanız bakın, hiçbir örgütün üyelerine bu kadar yarar sağlayabildiğini göremiyorsunuz. Bu örgüt aynı zamanda Avrupa’nın ötesinde barışa ve istikrara katkıda bulunuyor. Ancak AB’yi ne çok abartmak, ne de küçümsemek doğru olmaz. Pandemi ile mücadelede şu unsurlar önemli:

Birincisi, AB’de yetki dağılımı gereği, sağlık AB’nin kurumsal olarak yetkisinde değil. AB, Brüksel’den sağlık alanında üye ülkelere şunu yapacaksın, bunu yapmayacaksın diyemez, diyemedi de. İkincisi, AB Komisyonu ve Parlamentosu daha yeni oluşmuştu. Birlikte çalışma kültürü oluşturulamamıştı. Ayrıca AB aslında kriz yönetimi için kurulmuş değil. Barışı, istikrarı, statükoyu koruma ve üye ülkelerin ve vatandaşlarının refahını arttırma politikaları izleyen bir kuruluş. Dolayısıyla, AB kendisinden beklenen başarıyı başlangıçta sergileyemedi.

‘YETKİYE İHTİYACIM VAR’

Ancak haber verilmeden üyeler arasında sınırların kapandığını ve uçuşların durdurulduğunu görünce AB dedi ki “Bu, ülkelere bırakılacak bir konu değil.” Aslına bakılırsa, AB bu krizi biraz gözlemledi ve bu konuda yetkiye ihtiyacı olduğunu gösterdi. Martın ikinci yarısından itibaren devreye girdi. Bağlayıcı değil fakat tavsiye kararları aldı. Ülkelere, “kimse uçuşları kriz merkezine haber vermeden kapatmasın”, “tıbbi malzeme ihtiyacı varsa ortak tedarik programı geliştirelim” dedi. “En fazla zarar gören ülkelere öncelik verilmek üzere mali kaynak sağlayacağım” dedi. Malların dolaşımı için Yeşil Hattı çalıştırdı. Ekonomileri rahatlattı. Bu sayede birçok AB ülkesi paniğe kapılmadı.

AB olmasaydı tam bir kaos yaşanırdı. Ülkeler sınırlarını kapatırdı. Biri diğerine karşı hamle yapmaya çalışırdı. Korumacılık kültürü güçlenirdi. Ticaret sistemi bozulurdu. Lojistik sistemleri tam bir karmaşa içine girerdi.

‘HEPİMİZİ ETKİLEYECEK’

Şimdi ne oluyor? Avrupa’da “Avrupa Sağlık Birliği” oluşturulması çağırısı yapılıyor. AB sağlık alanında kurumsal yetkilerini arttırmaya başladı. Adını duymadığımız merkezi Stokholm’de bir örgüt, yani Avrupa Hastalık Engelleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) ön plana çıkmaya başladı. Tek yanlı politikaları engelleyerek, birlik olmak amacıyla, bu merkez etkin hale geliyor ve AB ortak sağlık politikası oluşuyor. Dolayısıyla AB geçmişte olduğu gibi bu krizden de güçlenerek çıkacak.

- Cumhurbaşkanı’nın mart başındaki Brüksel ziyaretinde, Türkiye ile AB arasında 18 Mart Mutabakatı’nın güncellenmesi için çalışma yapılması kararı verilmişti. Siz Türkiye’de oluşturulan teknik ekibin başındasınız. Pandemi sürecinde bu iki konuda ne kadar yol alınabildi?

Pandemide, “şu anda hareketlilik yok, göç dalgası durdu, dolayısıyla niye acele ediyoruz” anlayışına girildi. Bu arada, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Doğu Akdeniz’de sondaj çalışmalarımızı ve yaşanılan gerginlikleri gündeme getirerek, 18 Mart Mutabakatı’nın güncelleme çalışmasının ağırdan alınmasına neden oluyorlar. Ama biz AB’ye şunu söylüyoruz; pandemi Irak’ta, Suriye’de, İran’da, Asya’da, Afrika’da sosyo-ekonomik sıkıntılara neden oluyor. Birkaç ay sonra, pandeminin olumsuz etkileri dolayısıyla artacak göç dalgası hepimizi çok etkileyecek. Dolayısıyla şimdi yönetilebilirken sorunu çözmek daha kolay ve yararlı.

‘AB DAHA AÇIK GÖRÜYOR’

İleride bu sorun çok daha karmaşık hale gelebilir. Bazı AB ülkeleri de daha güçlü bir dalganın gelebileceğinin ve tüm Avrupa ülkelerini zorlayabileceğinin farkında aslında. İddia ediyorum, Türkiye 10-12 yıl önce AB üyesi olmuş olsaydı, Irak’taki müdahale ve istikrarsızlık önlenmiş olur, Suriye iç savaş noktasına gelmezdi. Türkiye ve AB, ortak hareket etmiş olabilseydi, Libya bu noktaya gelmezdi. AB’de bazı kesimler Türkiye ile bir şekilde sağlıklı bir ilişki kurulmasının önemini yeniden görmeye başladı. AB’nin büyük resmi ve Türkiye’nin AB üyeliğinin katkısını bir an önce görmesi lazım.

- Borell’in geçen hafta Yunanistan’a yaptığı ziyarette sarfettiği, “Dış sınırlarımızı koruyoruz” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

AB’nin mevcut sınırlarından bahsedersek, Borell’in söylediği sınırlar, Türkiye-Yunanistan-Bulgaristan sınırıdır. Ancak Avrupa’nın sınırlarının Türkiye’nin güneydoğu ve doğu sınırları olduğunu hepimizin aklında tutması lazım. Çünkü Türkiye de bir Avrupa ülkesi. Avrupa’da göç dalgası, enerji arzı ve güvenlik konuları Türkiye gibi önemli bir ülke olmadan çözülemez. Bu gerçeği görmek lazım, zaten AB de şimdi daha açık görüyor.

Son dönemde Yunanistan ve GKRY; AB’de “saldırgan, kural tanımayan, tehdit eden Türkiye” algısı yarattı. Kendilerini de korku ve mağduriyet içine soktular. AB de bundan gerçekten sıkılmaya ve zarar görmeye başladı. Borell’in ziyareti “sizin kaygılarınız nelerdir bunları dinleyelim ama Türkleri de dinleyelim, anlaşmazlıkları artık hızlı bir şekilde aşalım” ziyareti... Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir ivme kazandırmak için hem yeni AB Komisyonu çalışıyor, hem de başta Almanya olmak üzere bazı ülkeler uzlaşma arayışlarına önem veriyor. Çünkü, Türkiye-AB ilişkilerinin iyi olmadığı bir ortamın hiç kimseye yararı yok.

AB pandemiden güçlenerek çıkacak

‘AB İÇİ TURİZMİ TEŞVİK EDİYORLAR’

- Dışişleri ve Turizm Bakanları yarın Almanya’ya gidiyor... Türkiye’nin turist çekmesinin önüne siyasi engel mi çıkarılıyor? 

Siyasi ve ekonomik bir tutum denebilir. AB ülkelerinin kendi sağlık endişeleri de var. AB aynı zamanda, AB içi turizmi teşvik ederek Birlik ülkelerinin toparlanmasına katkı yapmak istiyor. AB dayanışması var. 3-4 aylık yaz tatil dönemini düşünürsek, bu önemli bir ekonomi. Ancak birçok AB vatandaşı ise Türkiye’yi tercih ediyor. 2019 verilerine göre 20 milyondan fazla turist Avrupa’dan, bunun 15 milyonu AB ülkelerinden ve 5 milyonu Almanya’dan gelmiş.

Turizm ülkesi Türkiye’nin pandemi verileri birçok AB ülkesinden daha iyi. Çok önemli koruyucu önlemler alındı. Şuna da dikkat etmemiz lazım. Türkiye en zor günlerinde, AB üyesi ve aday ülkeler olmak üzere 22 ülkeye tıbbi malzeme göndermişti. AB adayı ve Gümrük Birliği tarafı Türkiye ile de AB dayanışma sergilemek durumunda. Bu ziyaretin turizm alanında da Türkiye-AB işbirliğini ve dayanışmasını arttırmasını bekliyoruz.

‘ALMANYA’NIN DÖNEM BAŞKANLIĞI BİR FIRSAT’

- Almanya bugünden itibaren dönem başkanı... Türkiye’nin bu dönemde Almanya ve AB’den beklentisi nedir?

Almanya’nın AB Dönem Başkanlığını bu dönemde üstlenmesi hem Türkiye, hem Avrupa, hem de Almanya için büyük bir fırsat. Almanya’nın öncelikli hedefi pandemi sonrası “toparlanma”. Bizim açımızdan da önemli. Almanya toparlanmayı tüm Avrupa için, büyük resim olarak düşünüyor. Avrupa’da toparlanma bağlamında Türkiye-AB Gümrük Birliği güncellenmesine başlanması önemli bir imkan. Türkiye’de 9 bine yakın Alman ve binlerce AB şirketi var ve GB’nin güncellenmesinden yanalar. Dolayısıyla bir sinerji var. 

‘AB esnek olmalı’

Diğer bir konu ise, vize serbestisi. Şu an seyahat sınırlamaları nedeniyle çok önde olan bir konu değil. AB ülkeleri kendi aralarında bile kısmen sınırları kapattı. Ama orta vadede çok önemli bir konu. Çünkü bu Türkiye’den en az 10-15 milyon kişinin AB ülkelerine turizm, hizmet, iş, eğitim, spor, kültür, sanat için gidebilmesi ve 15-20 milyar avroluk ekonomi demek.

Almanya, 18 Mart 2016 Mutabakatı’nın kararlaştırılmasında önemli üç ülkeden biriydi. Vize serbestisi konusunda da sözünü tutmak isteyen bir ülke. Dolayısıyla biz kriterleri yerine getirdiğimizde, bu süreci ilerletebiliriz. AB’nin de bizi daha teşvik edici ve esnek olması lazım. Yani güvenlik konusunda Lüksemburg’dan beklediklerini bizden beklememeleri lazım.

Bir başka Dönem Başkanlığı konusu AB’nin gelecek 7  yıllık bütçesinin onaylanması.  Ülkeler arasında bu konuda daha mutabakat sağlanmadı. Bu bizim için Katılım Öncesi Mali Yardım (IPA) fonlarından 4-5 milyar Avro civarında bir kaynağı alabilmemiz için önemli. IPA III’de ülke tahsisatı yok. Havuza proje sunulacak ve başarılı projeler fon alacak, IPA’da en deneyimli ülke biziz. Bizim arzumuz bir an önce çok yıllı Avrupa Birliği bütçesinin kabul edilmesi. Bu ülkemizdeki Suriyelilere yönelik mali yardım (FRIT) için de önemli.

Almanya’nın bir başka önceliği Brexit’i tamamlamak. Bu bizi de doğrudan etkiliyor. Birleşik Krallık (BK) birlikten eğer GB dışında bir ilişki kurarak çıkarsa, yani serbest ticaret anlaşması yaparsa, bizim de BK ile ayrı bir serbest ticaret anlaşması yapmamız gerekecek; GB içinde kalarak çıkarsa o zaman mevcut ticari ilişki devam edecek.

‘Ciddi bir maliyet’

Artık AB bundan sonraki tüm politikalarını Yeşil Mutabakat ve Dijitalleşme çerçevesinde değerlendiriyor. Yani sanayiden tarıma, spordan sağlığa, izlenen, alınan tüm kararlar çevre dostu politikalardan oluşmak ve dijitalleşmeyi içermek zorunda. Aslında bu çok gerekli ancak kısa vadede ciddi bir maliyet anlamına da geliyor. Bunu da yakından takip etmemiz gerekecek.

Sonuç olarak; Almanya’nın dönem başkanlığında, Türkiye ve AB ilişkilerinde önemli bir ivme yakalamak istiyoruz. Merkel, Türkiye ve Avrupa Birliği arasında gerginlik istemiyor ve işbirliğini teşvik ediyor. Bu konuda birtakım yapıcı çabalar içerisinde.