CHP ve ‘dostlarının’ kurultayı

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 37. Olağan Kurultayı, kurultaylar partisi olarak anılan partinin, tarihine en coşkusuz olmasının yanı sıra CHP’nin resmen ‘tek başına iktidar’ iddiasından vazgeçtiği kurultayı olarak geçecek. Coşku eksikliğinin nedeni pandemi nedeniyle alınan önlemler, kısıtlar, seyircisizlik değildi sadece. Renksizlik, ellerde sallayacak bayrak bulunmayışından, havada uçuşan konfeti eksikliğinden, tempolu şarkılara avuçlarının içi acıyana kadar eşlik eden seyircilerin yoksunluğundan da kaynaklanmıyordu.

Kurultayın yapıldığı Bilkent Odeon’a tempolu bir şarkı eşliğinde eşi ile giren Kemal Kılıçdaroğlu’nun doğrudan oturacağı koltuğa yönelip delegeleri selamlamak için podyumun sonuna kadar bile gitmemesinden itibaren bir ruh eksikliği vardı. Maskelerle yapılmak zorunda kalınan bir kurultayda beklenen coşkunun boyutu tartışılabilir ama belki de sonucu daha en baştan belli olduğu için heyecansızdı. Genel başkanlık için bir yarışın başlamayacağı en baştan belliydi. Sadece Parti Meclisi’ne girme çabasında olanların afişleri ve temas trafikleriyle ortama bir parça hareket katıyordu.

Dostlarla iktidar hedefi

Ancak coşku ve heyecan eksikliğinden çok daha önemli olan, CHP’nin 6. kez genel başkanı seçilen Kılıçdaroğlu’nun, kurultay konuşmasında bir kere bile CHP’nin tek başına iktidarından bahsetmemesiydi. Bir süredir ‘CHP iktidarı’ ifadesini kullanmayan Kılıçdaroğlu kurultayda üzerine basa basa “İlk seçimlerde dostlarımızla birlikte iktidar olacağız” dedi. Dostlar; ‘Millet İttifakı ortakları’. Kılıçdaroğlu kurultay konuşması ile Millet İttifakı’nı uzun ömürlü bir birliktelik olarak gördüğünün, korumak ve mümkün olduğunca genişletmek için çaba harcayacağının mesajını, “31 Mart’ta dostlarımızla birlikte duvarın arkasına geçtik. Yine dostlarımızla o duvarı parça parça yıkacağız” sözleriyle açık olarak verdi. Bu noktada; CHP’nin sıkıştığı yüzde 22-23 bandından yukarı ne yaparsa yapsın çıkamayacağını kabullendiği de ileri sürülebilir, artık tüm partiler için ittifaksız iktidarın mümkün görünmediği için ittifaklara sahip çıkmanın bir zorunluluk haline geldiği de...

İddialar ve yeni söylemler

Kemal Kılıçdaroğlu’nun merakla beklenen manifestosunun başlığı “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi”ydi. 13 maddeden oluşan ve Kılıçdaroğlu’nun delegelerin oylarına sunduğu beyannamenin adı kadar, Kılıçdaroğlu’nun kurultay için ortaya koyduğu iddia da dikkat çekiciydi. “Yüz yılı geride bırakan ve önümüzdeki yüz yıla açılan bir kurultay”, “sadece sevgili vatandaşlarımızın değil, Orta Doğu’dan Avrupa’ya, Avrupa’dan Afrika’ya, Amerika’dan Rusya’ya, uzak Asya’ya kadar tüm dünyanın gözünün kulağının olduğu bir kurultay”, “sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik buhrandan nasıl çıkacağımızı anlatacağımız kurultay”, “çıkış yolu tüm dünyaya örnek olacak” kurultay tanımlamalarıyla bu iddia ortaya konuldu. Ancak bu sözlerden sonra Türkiye’nin 5 temel sorunu olarak sıralananlar, 2018 kurultayında sıralananlar ile aynıydı; demokrasi, ekonomi, dış politika, eğitim ve toplumsal barış...

Kılıçdaroğlu’nun delegelerden ezberlemelerini istediği ve ilki ‘yeni bir anayasa ve güçlendirilmiş parlamenter sistem’ olan 13 madde de bir süpriz, yenilik ya da ilk yoktu. Örneğin TBMM’nin açılışının 100. yılındaki özel oturumda Kılıçdaroğlu Türkiye’de yapılması gerekenleri 16 maddede sıralamıştı zaten ve beyannamede yer alanlar bunlardan oluşuyordu.

Dolayısıyla manifestonun başlığını ve ‘dostlarla’ ilgili vurguyu saymazsak, kurultay konuşması açık havada yapılan bir grup konuşması gibiydi.