Doğu Akdeniz gazı AB’yi kuran demir çelik gibi olabilir mi?

İsrail kaynaklı haberlere göre, Türkiye bir kaç hafta önce, İsrail’e ait bir araştırma gemisini Rumların tek taraflı olarak parsellediği alandan çıkardı.

Haberlere göre İsrail ayrıca; Türkiye’yi by pass etmeyi amaçlayan İsrail-Mısır-Lübnan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ortaklığı EastMed boru hattı projesi konusunda uyarıldı, Libya ile yapılan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasının benzerinin yapılabileceği mesajı verildi. Haberler Ankara tarafından henüz teyit edilmediği gibi yalanlanmadı da... Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Libya anlaşmasından bu yana bir kaç kez dile getirdikleri GKRY hariç Akdeniz’deki tüm ülkeler ile benzer anlaşmaların yapılabileceği vurgusu bulunuyor. Hepsi alt alta sıralandığında, GKRY ve Yunanistan ile yapılan anlaşmaların yerini, Türkiye ile imzalanan yeni anlaşmaların alabileceği olasılığı güçleniyor.

Mısır sorguluyor

Ankara’ya, 27 Kasım tarihli Libya-Türkiye anlaşmalarının, İsrail ve Mısır’da, daha önce GKRY ile imzaladıkları anlaşmaların sorgulanmasına yol açtığı duyumları geliyor. Mısırlı bir diplomat, uluslararası düzeydeki toplantıda Türk heyetine yanaşıp, Libya anlaşmasını sorarken, duydukları ile gözleri faltaşı gibi açıldıktan sonra neden uzaklaşsın? Libya’nın; kendi kıta sahanlığının artacağını fark edip Türkiye ile anlaşması gibi, Mısır da GKRY ile yaptığı anlaşmanın kendisine bazı deniz alanlarını kaybettirdiğini fark etmiş durumda. GKRY, Mısır’la ada-ana kara ayrımı olmaksızın, Akdeniz’in ortasından çizgi çekip anlaşma yaptı. Ancak Türkiye-Libya anlaşması gösterdi ki; adaların yetki alanı, karalarla aynı değil. Türkiye, GKRY ile anlaşma imzalarken Mısır’ı uyarmıştı. Ama o zaman Ankara’ya kulak vermeyen Mısır şimdi kaybını fark etmiş görünüyor. “Türkiye oturup Sisi ile elbette kahve içmez” deniliyor, ama alt düzeyde zaten mevcut olan temaslar, önümüzdeki dönemde ivmelenirse şaşırmamak gerekiyor.

Güven artırıcı unsur

Ankara, ilişkilerin yukarı yönlü ivme kazanması fikrine uzak değil. Doğu Akdeniz gazına, tıpkı demir ve çelik gibi yaklaşılıyor. Yani; demir ve çelik, Almanya ve Fransa’yı yakınlaştırdı ortaya AB’yi çıkardı fikrinden hareketle; Akdeniz gazının da bu havzadaki ülkeler için barış ve güven artırıcı unsur olabileceği vurgulanıyor. Bu noktada KKTC’nin, Rumlara ortak enerji komisyonu ya da enerji konsorsiyumu önerisini hatırlamakta fayda var. Bu formül, bölge ülkelerini enerji işbirliği çerçevesinde bir araya getirebilir görüşü Ankara’da bu vesileyle bir kez daha hatırlatılıyor.

Libya’nın talepleri ne?

Bu arada, kısaca ‘askeri hibe’ olarak anılan ve önceki gün Meclis Dışişleri Komisyonu’nda kabul edilen, son 3 haftanın üçüncü Libya anlaşması, içerde tartışma yarattı. Muhalefet partileri, ‘yeni cephe açıldığı’, ‘Türk askerinin başka bir ülkedeki savaşın tarafı olacağı’, ‘milis güç ihraç edileceği’ gibi gerekçelerle anlaşmayı eleştiriyor, muhalefet şerhi düşüyor. Anlaşmada geçen ‘güvenlik ve savunma kurumları’ ile ‘askeri ve sivil personel’ ifadeleri de kanaatte soru işaretlerine neden oldu.

Hükümet ve bürokrasiden yansıyan bilgilere göre; bu ifadeler Libya’nın Türkiye’den talepleri ve koşulları nedeniyle tercih edildi. Türkiye, Aralık 2018’de, iki ülke arasında 2013’de yürürlüğe giren askeri eğitim anlaşmasını genişletmek için bir metin hazırlayarak Libya’ya sundu. Ancak o zaman alınamayan yanıt, 4 Nisan’da Trablus’a saldırıların artması üzerine bu kez Libya’nın talebi olarak Türkiye’nin önüne, bir an önce imzalanmak istenen bir anlaşma olarak geldi. Son anlaşmanın 2013 anlaşmasının genişletilmiş versiyonu olduğu kaydediliyor. Libya’nın ‘Türkiye’deki Çevik Kuvvet ve Özel Kuvvetlerin benzerinin oluşturulması için eğitim ve planlama desteği ile Güvenlik ve Savunma İşbirliği Ofisi kurulması’ gibi iki temel talebi bu anlaşma ile karşılandığı belirtiliyor.

Anlaşma ile eğitim ve danışmanlık dışında bir şey yapılamayacağı söyleniyor. İki ülkenin polis ve askerlerinin eğitim ve danışmanlık için karşılıklı gidip gelmesinin önünün açıldığı vurgulanıyor. Bazı altyapıların oluşturulması için destek verilmesinin sağlanabileceği kaydediliyor. Yurt dışına muharip güç göndermenin ve yurt dışında kuvvet kullanmanın bir tezkere konusu olduğu hatırlatılarak, ‘Bu anlaşma ile Libya’ya tugay gitmesi söz konusu değil’ cümlesinin altı çiziliyor.

Ya Hafter gelirse?


Anlaşmaya muhalefetin şüpheyle yaklaştığı, soru işaretleri oluşturan konular da netleşmeye başladı. Muhalefette askeri ve güvenlik işbirliği, askeri hibe konularında oluşan soru işaretlerden birinin nedeni de; ABD, Fransa, Rusya, BAE, Suudi Arabistan ve Mısır destekli Hafter güçlerinin galip gelmesi halinde ne olabileceği. Anlaşma imzalanan hükümet gider yerine yenisi gelirse ne olur? Bu konuda Ankara’nın görüşü Libya’da kim galip gelirse gelsin, hükümet ne şekilde değişirse değişsin, gelenin bu anlaşmadan geri adım atamayacağı şeklinde. “Kıta sahanlığını küçülten bir anlaşmayı kim kendi halkına anlatabilir” deniliyor ve ekleniyor “Bugün Mısır’ı zorlayan budur.”

Türkiye neden yanında?

Libya uzun süredir ciddi bir kargaşa içerisinde. Türkiye onlarca yıldır kadim bir ilişki sürdürdüğü Libya’nın, 1974’de herkes kendisine ambargo uygularken petrol vermeye devam etmesini de unutmuyor. BM tarafından meşru hükümet olarak kabul edilen Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne ve Başbakan Sarrac’ın tüm baskılara rağmen Türkiye ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması imzalamış olması takdir ediliyor. Son anlaşma için “Sorumluluğumuz var. BM’nin tanıdığı meşru hükümet bizden yardım istemiş. Destek vermekten daha doğal bir şey yok” ifadesi kullanılıyor.