Karamollaoğlu’nun açıklamaları ve Saadet’in pazarlık gücü

Ekim ayı başında vefat eden Saadet Partisi’nin (SP) Yüksek İstişare Kurulu eski Başkanı Oğuzhan Asiltürk, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile iki görüşme gerçekleştirdiğinde yapılan ilk yorum, ‘Saadet’i Millet İttifakı’ndan uzaklaştırma girişimi’ydi. Zira Erdoğan, Parti’nin genel başkanı Temel Karamollaoğlu yerine Asiltürk ile görüşmeyi tercih etmişti. Asiltürk ve Karamollaoğlu arasında, ‘Millet İttifakı’nda olmanın kazandırdıkları, kaybettirdikleri ve eleştiri dili’ konularındaki görüş ayrılığı biliniyordu. Asiltürk’ün yaz başındaki kongre çağrısı da anlaşmazlığı, gerilimli bir hale getirmişti. Bir de kulaktan kulağa Asiltürk’ün Cumhur İttifakı’nda yer almak için 20 milletvekilliği şartı ileri sürdüğü aktarılıyordu.

Yakın çevresi, Erdoğan ile görüşmede, ittifak daveti olduğunda, Asiltürk’ün “İttifak meselesi seçim dönemi meselesidir. Buna şimdi girmek bize yarar sağlamaz. Bizim, Millet İttifakı ile de dirsek temasımız, görüşmelerimiz var. Bize Meclis’te lazım olan bir gruptur ama o da 20 ile olmaz, 22-23 olur. Zamanı gelince o ölçüde rakamları konuşuruz” dediğini aktarıyor. Hatta Asiltürk’ün aynı sözleri, Kurban Bayramı’ndan kısa süre önce görüştüğü CHP’de siyaset yapan bir isme de tekrarlayarak, “Benim verilmiş bir sözüm yok. Bunlar seçim dönemi geldiğinde konuşulacak konular. Kemal Bey’e selamımı böyle iletin” dediğini belirtiyor.

Asiltürk zor, tavizsiz bir siyasetçi ama aynı zamanda tam bir stratejistti. 1 Kasım 2015 seçimlerine giderken de AK Parti ile ‘seçim iş birliği’ pazarlığını yürütürken aynı talepte bulunmuştu. Ancak AK Parti’nin sayıyı 20’nin altında tutmak istemesi üzerine, “Bizim derdimiz 10-15 milletvekilini Meclis’e sokmak değil, Meclis çalışmalarında etkili olmaktı. Onlar bunu kabul etmeyince bitti. ‘Allah selamet versin’ dedik.” demişti.

SP görüşmeden ne ölçüde faydalanabilecek?

 Temel Karamollaoğlu’nun, 10 Kasım’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 2 saati aşan görüşmesi, Asiltürk’ün görüşmeleriyle gündeme taşınan ‘ittifak değişikliği mi’ sorusuna yanıt anlamında elbette önemliydi. Ancak onu önemli kılan başka unsurlar da vardı. Öncelikle SP içinde güçlü bir biçimde “eğer tüm partilerle görüşülecekse AK Parti ile de görüşülmeli” görüşü vardı. Aksi takdirde “kutuplaşmadan şikâyet eden SP’nin bunu kendisinin de yaptığı”nı ileri sürmek mümkün hale geliyordu. İkincisi, SP açısından böyle bir görüşme Millet İttifakı ile hareket etmeye başlanıldığından bu yana kendisine yöneltilen ve tabanını rahatsız eden, “teröristlerle yan yana” eleştirilerine karşı gösterilecek bir fotoğrafa imkân sağlayacaktı. Üçüncüsü de SP’nin içindeki “bir sonraki seçimde nerede olmalıyız?” tartışması henüz nihayetlenmemişti. Geçen seçimden bu yana, bir sonraki seçime tek başına mı, mevcut ittifaklardan biri ile mi yoksa tamamen üçüncü bir ‘iş birliği’ ile mi hazırlanması gerektiğini tartan SP’de, Asiltürk ile yaşananlar ve arkasından onun vefatı gibi nedenler tartışmayı biraz daha zamana yaymış görünüyor. Dolayısıyla, Karamollaoğlu’nun Erdoğan ile görüşmesi, ‘tartma’ noktasında fikir verici olabilecekti.   

Karamollaoğlu’nun Erdoğan’ı ziyaretinin ardından peş peşe yaptığı, görüşmenin içeriğine ilişkin detaylı açıklamalar ve tercih ettiği ifadeler, sadece bir araya gelinmesinden dahi üretilebilecek politika enstrümanlarına ne ölçüde katkı sağlayacak ya da sağlayacak mı zamanla göreceğiz.

SP Genel Başkanı da tıpkı Asiltürk gibi uzun süredir, “Seçim kararı alınmadan ittifaklar oluşturmak kamplaşmayı artırır” diyerek, partisinin şu anda herhangi bir ittifakın parçası olmadığını vurguluyor. Lakin görüşme sonrası açıklamalarının, hem Asiltürk’ün, hem de partinin hangi ittifakta yer alırsa alsın daha fazla pazarlık gücüne sahip olmasını savunanların beklentisini karşılayacağı şüpheli. Karamollaoğlu, “koltuk yerine kanapenin” işaret edilmesinden olumsuzluk çıkarılmasına izin vermedi ancak “anlaşamamakta anlaştık” ifadesiyle sadece Cumhur İttifakı’na koyduğu mesafeyi sabitlemiyor, diğer ittifak olasılıklarındaki pazarlık gücünü de törpülüyor gibi.