Yaza sağlık dolu girin

2 Haziran 2021

Hoş geldin yaz, hoş geldin haziran!! Artık sebze ve meyveler de yaza uyum sağlamaya başladılar. Rengârenk sebze meyveleri görmek hem mutluluk hem de sağlık dolu günlere işaret ediyor. Günde en az beş porsiyon sebze ve meyve tüketmenin birçok hastalığa karşı koruyucu ve bağışıklık sistemini de destekleyici olduğunu hatırlatmakta fayda var. Yaza tabağınızda ne olduğunu bilerek sağlıklı girmek ise kendinize yapacağınız en güzel iyiliklerden.

Geçtiğimiz hafta yazımda dünya genelinde artan yiyecek ve içecek trendlerinden bahsetmiş ve raflarda sıklıkla göreceğimiz bazı besinleri detaylı olarak aktarmıştım. Pandemi sürecinin de etkisiyle tüm dünyada tüketiciler daha sağlıklı ve doğal içeriklerle beslenme eğiliminde. Organik, vegan/vejetaryen, daha az şeker, tuzlu, yağ içeren, katkısız, glutensiz, bitki bazlı beslenme trendleri giderek yaygınlaşıyor. Çevresel konuda duyarlı sahip tüketiciler, yerel ürünleri tercih ediyor.

Kovid-19 salgını, tedarik zincirinde ve tüketici davranışlarında köklü değişimlerin yaşanmasına sebep oldu. Gıda güvenliği sağlık ve hijyen konusunda daha bilinçli olan tüketicilerin şeffaflık beklentisi artmış durumda. Artık günümüzde tüketiciler satın aldıkları gıdanın üzerinde yer alan etiketteki bilgilerden çok daha fazlasını istiyor.

Aslında bu çok sevindirici bir haber.

Tüketici tercihlerini doğru okuyabilen gıda şirketlerin, tedarik zincirlerinde önemli dönüşümleri başlattığını gözlemliyorum. Bu konuda marketler ve restoranlar yeni beslenme trendlerine uyum sağlamak için çalışmalı. HORECA’nın (Otel/Restoran/Kafe) sürdürülebilirlik yolculuğuna eşlik ederek sürdürülebilir restoran konseptinin yaygınlaşmasıyla tüketiciye pek çok seçenek sunulmuş oluyor. 2019’da yayımlanan bir rapora göre, tüm dünyada tüketicilerin %44’ü daha az şeker, %33’ü ise daha az hayvansal protein tüketmek istediklerini söylüyor.

Metro Türkiye de bu konuda denetim sistemleri ve bilgilendirme çalışmalarıyla tedarikçilerin güvenlik ve kalite yolculuklarına önemli katkı sağlıyor. Yüzde 100 gıda güvenliği hedefiyle 30 yılda toplamda 189 bin analiz, 1.550 tarla denetimi gerçekleştiren Metro Türkiye organik gıda ürün gamının da 2020 yılında bir önceki yıla göre %139 oranında büyüdüğünü belirtiyor. Tüketicilerin değişen beslenme alışkanlıklarına uygun daha az yağlı, tuzlu, şekerli ürünlerinin sayısını, vegan, vejetaryen ve bitki bazlı ürün çeşitliliğini artırmaları da bir diğer sevindirici haber.

Sağlıklı ve besleyici ürünler stratejisi kapsamında ürün yelpazelerini genişleterek tüketiciye sunuyorlar. Glutensiz, vegan, vejetaryen gibi yeni beslenme türlerine yönelik çeşitliliği artırma çalışmaları da devam ediyor. Bunun yanı sıra şeker/tuz içeriği azaltma çalışmaları da oldukça değerli. 2020 yılında trans yağ riski taşıyan tüm Metro markalı ürünleri test edilmiş ve analiz sonuçlarına göre, içeriğinde trans yağ olan Metro markalı bir ürün bulunmamış.

Herkes için sağlıklı beslenme anlayışı çerçevesinde sağlıklı, organik, vegan ürün çeşitliliğinin sürekli arttığını görmek bir beslenme uzmanı olarak beni çok mutlu ediyor.

Yazının devamı...

Bitkisel beslenmede artış

30 Mayıs 2021

Giderek tüm dünyada birçok ürün artık doğal, organik, yerel ve sağlıklı; “iyi yaşamak iyi beslenmekle başlar” felsefesiyle karşımıza çıkıyor

Son yıllarda hem sağlığa verilen değerin ön plana çıkması hem de çevre bilincinin artmasıyla birçok kişinin, beslenme planında hayvansal ürünleri azalttığını veya tamamen kaldırmayı planladığını gözlemliyorum. Öyle ki market reyonlarında ve menülerde bitkisel ürünlerde daha geniş alternatiflerin ortaya çıktığını fark etmiş olabilirsiniz.

Geçen hafta iş için seyahat ettiğim New York’ta her gittiğim yerde yaptığım gibi pazaryeri ve marketleri de gezdim. Market turunda gördüğüm ve yüksek ihtimalle giderek tüm dünyada trend olacak ve halen popüler olan gözlemlerim şöyle: Birçok ürün doğal, organik, yerel ve sağlıklı; “iyi yaşamak iyi beslenmekle başlar” felsefesiyle karşımıza çıkıyor. Hidrojenize yağlar, yapay tatlandırıcılar, yüksek fruktozlu mısır şurubu, gıdalarda yaygın olarak bulunan 100’den fazla aroma, renk ve koruyucu içeren gıdalar, ayırt edici şekilde tüketiciden uzaklaştırılmaya çalışılıyor.

Gelecek gelenekte

Yerel üretici ve küçük işletmelere verilen destekle elde edilen ürünlerin dünya genelinde artış göstermesi çok sevindirici bir haber. Hep söylerim, yerele yönelmek, “Gelecek gelenekte” ilkesini benimsemek hem kendimiz hem de gezegenin geleceği için önem taşıyor.

Bir diğer iyi haber ise bitki bazlı beslenmede çeşitlerin artmaya devam etmesi. Bitki bazlı diyetlerden önceki yazılarımda detaylarıyla bahsetmiştim. Aslında genelde hayvansal kaynakların sınırlandırıldığı veya tüketilmediği bir beslenme planı olarak tanımlanabilir. Bu beslenme planında aynı şekilde işlenmiş besinler ve paketli gıdaların da sınırlandırılması öneriliyor. Yani temelinde sağlığı iyileştirme söz konusu. Gelecek yıllarda bitkisel bazlı beslenmeden sıklıkla bahsedeceğimizden eminim diyebilirim.

Zerdeçal hep popüler

Bir diğer dikkatimi çeken konu zerdeçalın yıllardır popülerliğini koruması. Takviye olarak tüketilmesine paralel çok fazla gıda ürününde de kullanılıyor. Zerdeçalın şifasının, ona sarı rengini veren kurkumin adlı bileşenden geldiğini hatırlatayım. Kurkumin, antioksidan, antiinflamatuar, antiviral, antibakteriyel, antimantar ve antikanser aktivite gösteren bir bileşen. Zerdeçalın güçlü bir bağışıklığa destek olduğunu gösteren güncel çalışmaların artması, bu bileşenin besinlere eklenmesinin ve takviye olarak kullanımının artmasını da açıklıyor.

Yazının devamı...

Bağırsak floranızı besleyen sebze meyveler

26 Mayıs 2021

Meyve tüketiminizi artırmak için kahvaltılarınıza bir adet taze meyve ekleyebilir veya öğle akşam yemeklerinde bol yeşillikli bir salataya yer verebilirsiniz

"Ne yersen osun" lafını birçok kez duymuşsunuzdur. Bu sözü bağırsak floramıza uyarlayarak bir kez daha düşünelim. Yediğimiz, içtiğimiz tüm besinler bağırsaklarımızdaki bakteri türlerini etkiliyor, bu bakteriler bağırsak mikrobiyotanızı oluşturuyor, diğer bir deyişle bağırsak floranızı etkiliyor. Bağırsak floranızdaki denge vücudumuzdaki pek çok fonksiyonun düzgün çalışmasında rol oynuyor. Bağışıklık sistemi, ruh hali, akıl sağlığı, otoimmün hastalıklar, endokrin bozukluklar, cilt rahatsızlıkları, kanser gibi hastalıkları buna örnek verebiliriz. Bu nedenle de yediğimiz içtiğimiz besinler de doğrudan bağırsak floramız üzerinde söz sahibi oluyor.

Prebiyotikleri yakından tanıyalım

Prebiyotikleri bağırsağınızdaki “dost” bakterileri besleyen diyet lifleri olarak tanımlayabiliriz. Bu dost bakterilerin kalın bağırsakta faydalı bakteriler tarafından fermentasyonları sonucunda kısa zincirli yağ asitleri oluşur. Kısa zincirli yağ asitleri bağırsak sağlığında ve bağışıklık sistemi yanıtlarının düzenlenmesinde görev alır. Sağlıklı bir sindirim sistemi için prebiyotik besinleri beslenme planınıza dahil edin. İşte prebiyotik besinlerden bazıları...

Soğan-sarımsak

Soğan ve sarımsak pek çok insan tarafından doğal antibiyotik olarak bilinir. Antioksidan, antienflamatuvar özelliklerinden dolayı sağlık üzerinde birçok olumlu etkiye sahiplerdir. Soğan ve sarımsak aynı zamanda bağırsakta faydalı Bifidobakterilerin büyümesini teşvik ederek bir prebiyotik görevi görür. Ayrıca hastalık riskini artıran bakterilerin büyümesini önlemeye yardımcı olurlar. İnülin ve FOS (fruktooligosakkarit) içerikleriyle bağırsak florasında önemli rol oynarlar.

Kuşkonmaz

Yazının devamı...

Geleceğimiz için gezegene sahip çıkmak

23 Mayıs 2021

Tabağımıza aldığımız besinlerden, giydiğimiz kıyafetlere kadar sadece kendi sağlığımızı değil, gezegenin sağlığını da düşünmemiz gerekiyor

Doğa ile insanoğlunun uyum içinde yaşadığı bir dünya… Hem kendiniz hem de gelecek nesillere iyi bir gezegen bırakmanın tek yoluyken doğaya hak ettiği saygıyı gösteriyor musunuz? Doğayı korumak için alarm vermesini veya kendisini hatırlatmasını beklemeden harekete geçmeliyiz, çünkü ancak bu şekilde geleceğimize sahip çıkabiliriz. Sel, yangın, hortum gibi felaketler 50 yıl öncesine göre 3 kat artmışken, iklim krizi hayatımıza yeni normaller getirmeden önlem almalıyız. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Nisan 2021 kuraklık haritasına göre ülkenin büyük bölümünde şiddetli kuraklık görünüyor. Nisan ayı ortalama sıcaklığının geçen yıllara göre 1.3 derece artarak 13.4’e çıktığı belirtiliyor. İklim krizini çözmek için 10 yıldan az bir süre kalmışken, tabağımıza aldığımız besinlerden, giydiğimiz kıyafetlere kadar sadece kendi sağlığımızı değil, gezegenin sağlığını da düşünmemiz gerekiyor.

Doğayı sahiplenmenin cinsiyeti olmaz

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada karşılaştığım “toksik maskülenlik” terimi altında doğa ve cinsiyet ilişkisini araştırdım. Erkeklere kıyasla kadınların daha az atığa yol açtığı, daha çok geri dönüştürdüğü ve daha az karbon ayak izi oluşturduğuna dair çalışmalarla karşılaştım. Örneğin Journal of Consumer Research dergisinde yayımlanan araştırmada, bazı erkeklerin çevre dostu davranış ile ürünleri kadınsı buldukları ve erkekliklerini kanıtlamak için çevreye zararlı davranışları tercih ettikleri saptanmış. Bazı katılımcılar markete giderken bez poşet taşımayı kadınsı, tek kullanımlık plastik poşet kullanmayı ise erkeksi bulduklarını da belirtiyor. Vejetaryen ve vegan beslenme, doğa dostu ürünler de erkekler tarafından daha az tercih ediliyor; hatta bu tür davranışları feminen olarak algılayan bireyler var. Yakın çevrenize baktığınızda, bu saptamaların doğru olduğunu fark ediyorsunuz. Doğayı korumak için toplumsal cinsiyet eşitliğinin ne kadar önemli olduğu bir kez daha karşımıza çıkıyor.

Et tüketiminde rekor

Küresel olarak et tüketiminde yeni bir rekor kırma yolunda devam ederken bu tüketimin gezegene etkisini göz ardı etmemek gerek. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, bu yıl küresel et tüketiminin yüzde 1’in üzerinde artacağını öngörüyor. En çok artışın düşük ve orta gelirli ülkelerde gerçekleşeceği belirtiliyor. Daha az kırmızı et, özellikle sığır eti tüketimi, karbon ayak izini azaltmak için atılması gereken adımlardan. Hayvancılık üretiminden kaynaklanan emisyonları insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının yüzde 14.5’ini temsil ediyor. Yakın zamanda BM Çevre Programı (UNEP) tarafından hazırlanan raporda, et sanayisinin ve bu sanayi için oluşturulan tarım sektörünün doğaya en çok zarar veren etmenlerden biri olduğu belirtiliyor. Kırmızı et tüketimini sınırlandırmak istiyorsanız etsiz pazartesi gibi haftada bir gün et tüketmemeyi yaşam tarzınız haline getirebilir, bitkisel protein kaynaklarıyla değiştirmeyi deneyebilirsiniz. Baklagillerin ve yağlı tohumların hayvansal kaynaklara göre daha düşük sera gazı emisyonuna sahip olduğunu unutmayın!

Toprak hastaysa biz de hastayız

Biyoçeşitlilik azalıyor; toprak sağlığını iyileştirmek sorumluluk değil zorunluluk haline geliyor. Bizleri besleyen nüfusun yüzde 80’ini oluşturan kırsalda yaşayan küçük aile çiftçiliğini desteklemek zorundayız. Ne kadar çok küçük çiftçiye ulaşılır, ekonomik anlamda desteklenirlerse üretimin devamına da o oranda katkıda bulunmuş olunur.

Yazının devamı...

HEM KENDİNİZ HEM BEBEĞİNİZ İÇİN

19 Mayıs 2021

Hamilelik ve emzirme dönemi kadınlar için en özel, en önemli dönemlerden biri. Bu dönemde annenin beslenmesi bebeği doğrudan etkiliyor. Öyle ki anneler çocukları için fedakârlık yapmaya aslında hamilelik haberini aldıkları ilk anda itibaren başlıyor. Geçtiğimiz pazar Anneler Günü’ydü, tüm fedakâr annelerin gününü tekrar kutluyor ve bebeğini eline almış, çiçeği burnunda yeni anne ve anne adaylarımıza bazı önerilerde bulunmak istiyorum.

Konu anne çocuk beslenmesi olunca gerek sosyal medya hesaplarımdan gerek ise danışanlarımdan pek çok soru alıyorum. Emziren annelerin bu konuda kafaları biraz karışık olabiliyor. “Ne kadar yemeliyim, nelerden kaçınmalıyım, beslenme düzenim bebeğimi nasıl etkiler?” bu sorulardan bazıları. Sağlıklı bir çocuk yetiştirmek istiyorsanız değişime kendinizden başlamanız gerektiğini lütfen unutmayın.

Emzirme döneminde beslenme bebeğin gelecekteki sağlığı ve anne sütü verimliliği için çok önemli. Beslenmenizde çeşitli besin gruplarına yer vermek, öğün aralarında sağlıklı atıştırmalar yapmaya özen göstermek gerekiyor. Bütün besin gruplarından dengeli bir şekilde aldığınız sağlıklı beslenme programı, hem sizin hem de bebeğinizin sağlığı için en ideal olanı. Aslında anne karnında olmasalar bile bebeğinizi hâlâ sizin beslediğinizin ve yediklerinizin sütünüze etkisinin olduğunu her zaman göz önünde bulundurun.

Bağışıklık sistemlerini de etkiliyor

British Columbia Üniversitesi’nde geçtiğimiz ay yapılan çalışmada emziren annenin tükettiği yağ türlerinin bebeğe etkisi değerlendirilmiş. Araştırmacılar emzirme döneminde tüketilen yağ türünün, bebeğin bağırsak mikrobiyatasında, bağışıklık sisteminin gelişmesinde ve hastalık riski oluşumunda uzun vadede farklı şekilde etkilerinin olabileceğini belirtiyor.

Yağlı tohumlar mutlaka beslenme planınızda olsun

Yağlı tohumların sağlığa olan faydalarını eminim çok defa duymuşsunuzdur. Yapılan bazı çalışmalar, gebeliğin ilk üç ayında fındık, ceviz, badem, yer fıstığı ve çam fıstığı açısından zengin bir beslenmenin çocuğun beyin gelişimi üzerine olumlu etkilere neden olabileceği belirtiyor. Sadece gebelikte değil, emziklilik döneminde de yağlı tohumlara beslenme planınızda mutlaka yer verin. İçeriklerindeki omega-3 ve omega-6 gibi esansiyel yağ asitleriyle hem kendi sağlığınıza hem de bebeğinizin sağlığına olumlu yönde katkıda bulunabilirsiniz. Sağlıklı çocuk-sağlıklı yetişkin ilişkisini göz ardı etmeyin.

Yazının devamı...

Bayram sonrası denge

16 Mayıs 2021

Bayramda biraz fazla kaçıranlar için, dengelemek adına bayramdan sonra öğünleri hafif tutmakta fayda var

Ramazan ayında kilo aldıysanız, bayramda ipin ucunu biraz kaçırdıysanız hiç telaşlanmayın, bu durumun önüne geçmek sizin elinizde. Hazır yaz ayları kapıdayken ve mevsim meyve sebzeleri tezgâhlarda rengârenk yerini almışken kendinize dengeli bir beslenme planı hazırlayabilir, belki ramazanda belki de bayramda aldığınız kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.

İlk adım meyve sebze

Bayramda, hatta ramazan boyunca sebze meyve tüketiminde azalma ve buna bağlı olarak bağırsak hareketlerinde yavaşlama, kabızlık sıkça görülüyor. Bayram denilince akla gelen tatlılar, yağlı besinler, bağırsak sağlığınızı olumsuz etkileyebiliyor. İçindeki lif, vitamin ve minerallerin şifasından ötürü ilk adımınız daha fazla mevsim sebze meyvesi tüketmek olsun. Amerikan Kalp Derneği’nde yayımlanan bir araştırmada, 2’si meyve 3’ü sebze olmak üzere günde yaklaşık 5 porsiyon meyve ve sebze tüketmenin daha uzun ve sağlıklı bir yaşam için en ideal miktar olarak belirtildiğini hatırlatayım.

Detoksun bir numarası 

Yaz aylarına girerken hem vücudunuzdaki zararlı toksinlerden kurtulmak hem de fazla kilolarınızı vermek biliyorum ki çoğunuzun isteği. Her gün düzenli sebze meyve tüketiminin detoks etkisine sahip olduğunu hatırlatmakla birlikte yeterli sıvı tüketmeyi de ihmal etmeyin. Vücudumuz zaten doğal bir detoks sistemine sahiptir ve bu detoks sisteminin en önemli parçalarından biri de sıvı desteğidir.

Kaybedilen sıvı ve elektrolit dengesini yerine koymak için gün içinde 2.5-3 litre su 1-2 şişe maden suyu tüketebilirsiniz. Havalar ısınmışken içinizi ferahlatacak şeftalili soğuk çay gibi tarifime göz atabilirsiniz.

Ödem sorununa çözüm

Yazının devamı...

Bayrama doğru

12 Mayıs 2021

Son bir senedir bayram yazılarıma “Nerede o eski bayramlar” diye başlıyorum. Heyecanla uyandığımız, en yeni kıyafetleri giydiğimiz, poşetler dolusu şeker topladığımız, büyük aile sofraları kurduğumuz, çocukluğumuzdaki bayramlar çok eskide kaldı. Ama son bir senedir bayramlar çok daha buruk geçiyor. Sevdiklerimizle kalabalık sofralarda muhabbet etmek, özlem gidermek en çok özlediğimiz anlardan. Umarım bugünleri bir an önce geride bırakır ve sevdiklerimizle doyasıya sarıldığımız nice sağlıklı bayramlar yaşarız.

Bu sene tam kapanma sebebiyle hepimiz bayramda evdeyiz. Eskisi gibi büyük aile sofraları ve bayram tatilleri için önerilerimi veremeyeceğim. Ama yine de ramazan ayından normal beslenme düzenine geçişte dikkat etmemiz gereken noktalar var.

Hedefiniz kilonuzu ve sağlığınızı korumak olsun

Bayram ve sonrasında beslenme düzeni eskiye dönmeye başlar. Genelde bayramlarda akla gelen ilk şeylerden biri ise tatlı olur. Bayram tatlısını fazla kaçırdığınızda sonrasında tartıdaki değişimler sizi şaşırtabilir. Elbette bayramda tatlı yemeyin demeyeceğim fakat tatlı tercihiniz veya tatlı tüketiminden sonraki öğünü dengelemeniz gibi bazı küçük noktalara dikkat etmenizde fayda var. Her zaman vurguladığım dengeyi sağlayarak, bayramı tahmin edebileceğinizden çok daha sağlıklı geçirebilirsiniz.

Ramazanda kilo alanlardansanız aman dikkat!

Biliyorsunuz ki Kovid-19 nasıl bir salgın olarak etkisini gösteriyorsa, obezite de tıpkı öyle etkisini göstermeye devam ediyor. Dünya çapında yaklaşık 3 milyar insan fazla kilolu veya obez kategorisinde yer alırken, pandemiyle birlikte hareketsizliğin artması durumu ciddileştiriyor. Geçtiğimiz ay Amerikan Kalp Birliği’nin yayımladığı bildirgeye göre, beden kitle indeksi olarak sağlıklı aralıkta olsanız bile bel çevrenizin yüksek olması, yani abdominal karın yağları kalp sağlığınızı olumsuz yönde etkiliyor. Bel çevresinin erkeklerde 102 cm, kadınlarda ise 88 cm’nin üzerinde olmaması gerektiğini bir kez daha hatırlatayım. Sağlıklı beslenme ve egzersizin gücünü bir kez daha hatırlayın. Ramazan dolayısıyla egzersiz yapamayanlardansanız bayramla birlikte kendinize yeni bir sayfa açıp, egzersiz planı oluşturmakta fayda var.

Sıvı tüketimini ihmal etmeyin

Sıvı tüketimi her zaman önemli, fakat özellikle sıvı tüketiminin azaldığı ramazan ayından sonra su tüketimini bir kez daha hatırlatmak istedim. Gün için de 2-2.5 litre su içmeye özen gösterin, suyun toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağladığını unutmayın. Havalar iyice ısınmışken ter yoluyla kaybedilen elektrolitleri dengelemek için doğal maden suyunu da beslenme planınıza ekleyebilirsiniz.

Yazının devamı...

Aralıklı oruca detaylı bakalım

9 Mayıs 2021

Herkese uygun tek bir beslenme programı olmadığını, size en uygun olanının sürdürülebilir bir program olması gerektiğini unutmayın

IF (Intermittent fasting), yani “Aralıklı oruç” kavramını daha önce sıklıkla duymuş, hatta bu beslenme düzenini uygulamış olabilirsiniz. Aç kalma ve yeme periyotlarını belirleyen bu sistem konusunda gerek danışanlarımdan edindiğim tecrübeler, gerekse okuduğum güncel çalışmalar, bu konuda hâlâ belirsizlikler olduğunu gösteriyor. Bu düzeni uygulayarak kilo verenlerin sayısı oldukça fazla, ancak bazı bireyler uyum sağlayamıyor. Bunun sebebi ise aslında kendi içinde saklı.

“Aralıklı oruç”, aslında bir diyet şekli değil daha çok beslenme düzeni. Hangi yiyecekleri yemeniz gerektiğini değil de onları ne zaman yemeniz gerektiğini planlıyor. Bu beslenme düzeninin sizin için uygun olmadığını düşünüyorsanız, vücudunuzu bu konuda zorlamanız gerekmiyor. Herkese uygun tek bir beslenme programı olmadığını, size en uygun programın ömür boyu devam ettirebileceğiniz, sürdürülebilir bir program olması gerektiğini unutmayın. Ben de bu yazımda aralıklı orucu güncel çalışmalar ışığında tüm yönleriyle ele alalım istedim.

Çalışmalar ne diyor?

Metabolizma üzerinde etkileri var

Aralıklı orucun kilo kaybı, insülin duyarlılığı, kan şekeri, kalp hastalıkları, kan basıncı üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çalışmalar var. Hatta bazı çalışmalar, açlık durumunda hücrelerin hücresel onarım işlemlerini başlattığını söylüyor. Açlık, insülin duyarlılığını artırır ve seviyelerini düşürür. Bu durum depolanan yağın daha kolay yakılmasını sağlar. The Obesity Society dergisinde yayımlanan çalışma, 4 gün boyunca uygulanan IF diyetinde sabah saat 08.00, öğleden sonra saat 14.00 arasında yemek yiyenlerin iştahlarının azaldığını ve yağ yakımının arttığını belirtiyor.

Düşük kan şekerinin yol açtıkları

Gelelim olumsuz olarak nitelendirebileceğimiz bazı yönlerine… Bazı araştırmalar aralıklı orucun yorgunluk ve düşük enerji seviyesi ile ilişkili olduğunu gösterse de bazı araştırmalar ise vücut adaptasyon sağladıktan sonra yorgunluğun azalabileceğini belirtiyor. Bir diğer etki de uyku bozuklukları. PLOS One dergisinde yayımlanan, bin 422 katılımcının gözlemlendiği bir çalışmada 4-21 gün süreyle aralıklı oruç uygulayan katılımcıların yüzde 15’inin uyku bozuklukları bildirdikleri görülmüş.

Yazının devamı...