D VİTAMİNİ VE SELENYUM DÜZEYLERİMİZ KOVİD-19 ÜZERİNDE ETKİLİ Mİ?

8 Temmuz 2020

Koronavirüs hayatımıza girdiğinden beri birçok vitamin ve mineral de hastalığa karşı koruyucu olduğu veya tedaviyi kolaylaştırdığı düşüncesiyle gündeme geldi. D vitamini ve selenyum da bu süreçte en çok konuşulan ikililerden. Peki, bilim bu konuda ne diyor, hep beraber bakalım...

D vitamini düzeyleri Kovid-19 ölüm oranlarında rol oynuyor mu?

D vitaminin bağışıklık sistemi desteklediğini, kanser, diyabet, kemik hastalıkları, depresyon gibi birçok hastalığa olumlu etkilerinin olduğunu daha önceki çalışmalardan biliyorduk. Pandemi sürecinde ise elde edilen küresel veriler, şiddetli D vitamini eksikliği ve ölüm oranları arasında bir ilişki olabileceğini gösterdi. İtalya, İspanya ve İngiltere gibi yüksek ölüm oranlarına sahip ülkelerden gelen hastaların, ciddi şekilde etkilenmeyen ülkelerdeki hastalara kıyasla D vitamini seviyelerinin daha düşük olduğu gösterildi. Bunun yanı sıra yapılan çalışmalar gösteriyor ki D vitamini virüse yakalanmanızı engellemez ama enfekte olan kişilerde komplikasyonları azaltabilir ve ölüm oranlarını azaltmaya yardımcı olabilir. Kısacası, D vitamininden mucizevi bir tedavi beklemek doğru değildir ama herhangi bir eksiklik durumu söz konusuysa tamamlanması hem koronavirüs süreci hem de genel sağlık için önemlidir.

Bilinçsiz takviye kullanmayın

Bu süreçte hem bağışıklık sistemini güçlendirmesi hem de koronavirüsten koruması düşüncesiyle birçok kişi takviyelere yöneldi. Fakat bilinçsiz takviye kullanımının faydadan çok zarar getirebileceğini de hatırlatmak isterim. Aynı durum D vitamini için de geçerli. Bağışıklık sistemi için önemli etkilerinin olması herkesin özellikle de yetersizliği bulunmayan bireylerin takviye kullanmaları gerektiği anlamına gelmiyor. D vitamini seviyelerinizin düşük olması bağışıklık sisteminizi olumsuz etkileyebileceği gibi, çok yüksek olmasının da olumsuz etkilere neden olabileceği ve vücudumuzdaki sitokinlerde bir dengesizliğe yol açabileceği düşünülüyor. Bu sitokinlerin fazla artışı akciğerlere zarar verebilir ve akut solunum sıkıntısına katkıda bulunabilir. Eğer D vitamini seviyeleriniz olması gerekenin altında ise mutlaka hekim kontrolünde takviye kullanmayı ihmal etmeyin.

Selenyum

Selenyum minerali de D vitaminine benzer olarak bu dönemde sıkça konuşuldu. Selenyum eksikliği ve viral enfeksiyonlarla ilgili yapılmış çalışmalara son dönemde Kovid-19 da eklendi. Çin’de yapılan çalışmalarda yüksek selenyum seviyesine sahip bölgelerin virüsten iyileşme olasılıklarının daha yüksek olduğunu bulundu. En yüksek selenyum alımına sahip olan eyaletteki tedavi oranı, diğer tüm şehirlerin ortalamasından neredeyse üç kat daha yüksek. Bunun yanı sıra, selenyum alımının dünyanın en düşükleri arasında yer aldığı bir başka eyalette ise, Kovid-19’dan ölüm oranı, diğer tüm eyaletlerin ortalamasının neredeyse beş katı fazla olarak bulundu. Bu çalışmalar bize selenyum ile Kovid-19 arasında anlamlı bir ilişki olabileceğini gösterse de selenyumun Kovid-19’da oynayabileceği rolün değerlendirmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Yine de hem koronavirüs hem de diğer sağlık faydaları için beslenmenizde yeteri kadar selenyuma yer vermeyi ihmal etmeyin.

Yazının devamı...

‘Plastiksiz Temmuz’ için ben de varım

5 Temmuz 2020

Denizlerin kirliliği deniz canlılarının yanı sıra insan sağlığını da ciddi anlamda etkiliyor. Deniz ve okyanuslardaki çöplerin yüzde 73’ünden fazlasını da plastikler oluşturuyor. Bu kadarı bile “Plastiksiz Temmuz” kampanyasını desteklemek için yeterli bir neden

Artık hepimiz biliyoruz ki denizler dünyanın oksijen kaynağı. Özellikle nefes almanın, doğanın değerini bir kez daha anladığımız bugünlerde denizlerin de değerini daha iyi kavramamız gerekiyor. Buna rağmen denizlere yeteri kadar değer vermediğimizi üzülerek söyleyebilirim. Akdeniz’i en çok kirleten ülke Türkiye! Özellikle son günlerde denizlerde çok fazla maske ve eldiven atığı olduğu biliniyor. Bilinçli olarak denize maske ve eldiven atmasanız bile, çöpe değil yerlere attığınızda veya doğru bir şekilde çöplerinizi ayrıştırmadığınızda, maske ve eldivenler havayla, rüzgârla denize taşınabiliyor. Bu konuda çok daha hassas olmamız gerektiğini düşünüyorum. Biliyorsunuz 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’ydı. “Sıfır Atık Sıfır Açlık” projesinde birlikte çalıştığım meslektaşım Şahika Ercümen, bu özel günde denizlerin kirliliğine dikkat çekmek için Boğaz’da dalış yaptı.

TURMEPA’nın ürküten verileri

Denizlerin kirliliği deniz canlılarının yanı sıra insan sağlığını da ciddi anlamda etkiliyor. Bu konuda birlikte çalışmaktan mutluluk duyduğum Deniz Temiz Derneği’nin (TURMEPA) çarpıcı verilerini sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Plastikler 1950’lerden itibaren hayatımızın her alanında yer alır hale geldi. Hafif, ucuz ve dayanıklı olması nedeniyle ambalaj malzemesi olarak tercih edilen plastiklerin yüzde 40’ından fazlası sadece bir kez kullanılıp atılıyor. 2015 yılı verilerine göre, saniyeler içerisinde kullanım ömrü dolan plastiklerin yaklaşık yüzde 9’u geri dönüştürüldü, yüzde 12’si yakıldı ve yüzde 79’u çöp sahalarında veya çevrede birikti. Çevredeki plastikler ise karadan nehirler vasıtasıyla akıntı, rüzgâr ve yağışların etkisiyle denizlere ve okyanuslara taşınıyor. Böylece her yıl deniz ve okyanuslara 8 milyon tondan fazla plastik ulaşıyor. Bilimsel çalışmalar, plastiklerin deniz ortamında ortalama 450 yıl kalabileceğini ortaya koyuyor ve bu süre de plastik problemini daha ciddi boyutlara taşıyor. Hemen önlem alınmaz ve harekete geçilmezse 2050 yılında denizlerde ağırlıkla balıktan çok plastik olacağı öngörülüyor. Plastik kirliliği biyoçeşitliliği etkiliyor. Her yıl 1 milyondan fazla deniz kuşu, 100 bin memeli ve deniz kaplumbağası deniz çöpleri sebebiyle ölüyor. Çünkü deniz ve okyanuslardaki çöplerin yüzde 73’ünden fazlasını plastikler oluşturuyor.

Deniz ortamında plastikler daha küçük parçalara ayrılarak, planktondan balinaya tüm besin zincirine girerek deniz ekosisteminin sağlığını tehdit ediyor. İhtiyacımız olan oksijeni üreten, tüm ekosistemin birincil üretimini yapan planktonların da mikroplastik yediği tespit edildi. Uluslararası araştırmalara göre yediklerimizde, içtiklerimizde ve hatta soluduğumuz havada dahi mikroplastikler bulundu. Plastikler, içerdikleri kimyasallarla vücudumuzdaki hormonları blokluyor veya taklit ediyor. Plastiklerin yapısında bulunan BPA, ftalat ve PAH benzeri kimyasallar, ısı değişimleri sonucunda içecek ve gıdalara sızarak vücudumuza giriyor. Dünya Sağlık Örgütü araştırmacıları, plastikleri ve yapılarındaki kimyasalları endokrin sistem bozucu olarak tanımlıyorlar.”

‘Plastiksiz Temmuz’

Yazının devamı...

KARANTİNA KİLOLARINI VERİRKEN SAĞLIĞINIZDAN OLMAYIN

1 Temmuz 2020

Bu bahar ve yaz hiç hayal ettiğiniz gibi olmadı biliyorum, hepimiz için öyle oldu. Spor salonları kapandı, izolasyonda evlerimizde aylarca hareketlerimiz kısıtlandı, psikolojimiz zaman zaman zorlandı, duygusal yeme atakları belki de hayatımızda ilk defa bu kadar yoğun şekilde kendisini hissettirdi. Kısacası, Kovid-19 pandemisi sedanter bir döneme sebep oldu. Peki, telafi etmek isterken neler yapmalıyız, nelere dikkat etmeliyiz? Gelin birlikte inceleyelim.

Hızlı kilo vermek için sağlığınızdan olmayın

Her zaman söylüyorum, biliyorsunuz, hızlı kilo vermek başarı göstergesi olmuyor. Hızlı kilo vermek için yapılan sağlıksız ve kişiye özel olmayan diyet programları maalesef kısa süreli oluyor. Üstelik popüler diyetler, düşük kalorili beslenme programları, size özel programlanmadığında yağ değil, kas ve su kaybına sebep oluyor. 1 g kas kaybettiğinizde yaklaşık 2.7 g su kaybediyorsunuz ve böylece hızla zayıfladığınızı sanıyorsunuz. Bunu anlamak için en kolay yol aynaya bakmaktır. Eğer tartıda kilo vermenize rağmen yüzünüz, kollarınız inceliyor ve yağ deposu olan karın, kalça bölgesi incelmiyorsa siz yağ kaybetmiyorsunuz ve doğru zayıflamıyorsunuz demektir. Kısa vadede başarılı gibi görünseniz de aslında uzun vadede metabolizmanız için kötülük yapmış oluyorsunuz.

Bazal metabolizma hızı nedir?

Bazal metabolizma hızı vücudunuzun istirahat halindeyken harcadığı enerji miktarıdır. Yani gün içinde hiç enerji harcamasanız bile vücudunuzun ve organlarınızın sağlıklı bir şekilde çalışması için belirli bir enerjiye ihtiyacı vardır. Bazal metabolizma her kişide farklıdır, kişinin genetik yapısına, yaşına, boyuna, hormonlarına, vücut yapısına, daha önceki egzersiz ve diyet tecrübelerine göre değişebilir.

Su içsem yarıyor

Çok fazla bir şey yememenize rağmen kilo alıyorsanız ve “Su içsem yarıyor sendromu” yaşıyorsanız, sebebi metabolizma hızınız yavaşlamış olabilir. İşte bunun en büyük sebeplerinden biri de hızlı kilo kaybını vadeden düşük kalorili diyetler. Eğer bazal metabolizma hızının altında çok düşük kalorili diyetler yapıyorsanız, maalesef vücudunuz kendisini buna alıştırmak için hızını daha da aşağıya çeker. Ayrıca bu diyetler kas kaybına yol açtığı için de yine metabolizma hızınızın yavaşlamasına sebep olur. Daha sonra normal beslenme düzenine geçtiğinizde, vücut yediklerinizi eskisi gibi yakamaz ve yağ olarak depolama eğiliminde olur.

Ne yapabilirsiniz?

Yazının devamı...

50 yaşından sonra...

14 Haziran 2020

50’li yaşlar, hem çok güzel hem de kendinize iyi bakmanız konusunda en kritik dönemdir. Kas kütleniz azalabilir, metabolizma hızınız yavaşlayabilir ve sindirim sorunları yaşayabilirsiniz; ama bunları yönetip sağlığınızı korumak da sizin elinizde

Yıllar çok hızlı ve acımasız geçiyor. Uzaktan bakınca daha çok varmış gibi görünen yaşlar, nasıl yaşadığımızı bile anlamadan hızlıca azalıyor. Evet, her yaşın ayrı bir güzelliği olduğu doğru; tabii o yaşın değerini ve vücudumuzun bizden o yıllarda neler istediğini bilirsek, yılar daha güzel geçer. Örneğin 20’li yaşlar, metabolizmanın en şanslı olduğu dönemlerdir. Özellikle metabolizmaya yatırım yapmak için fırsat bulduğunuz; en hızlı, en üretken olduğunuz yaşlardır. 30’lu yaşlardan sonra metabolizmanızdaki değişiklikleri hafif hafif fark etmeye başlarsınız; metabolizmanız eskisi kadar hızlı değildir; kilo verebilmek de 20’li yaşlarınıza oranla sizi biraz daha zorlayabilir. Özellikle 40’lı yaşlardan sonra yavaşlamaya başlayan metabolizma hızı, daha dikkatli beslenme konusunda sizi uyarır. 50’li yaşlar ise hem çok güzel hem de kendinize iyi bakmanız konusunda en kritik bir dönemdir. Kas kütleniz azalabilir, metabolizma hızınız yavaşlayabilir ve sindirim emilimi konusunda bazı sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Elbette bunları yönetmek de sizin elinizde.

Kas kütlenizi destekleyin

Metabolizmanın yavaşlamasının en büyük nedenlerinden biri de kas kütlesinin azalmasıdır. Alışkanlıklarınızı değiştirmek için asla geç kalmış sayılmazsınız. Eğer düzenli egzersiz alışkanlığınız yoksa bu dönemde hem kemik hem de kas sağlığı için hafif veya orta şiddette bir egzersizi mutlaka hayatınıza sokmalısınız. Egzersiz fiziksel faydaların yanında mutlu hissetmenize yardımcı olarak psikolojik rahatlamayı da destekleyecektir.

Vitamin ve mineral değerlerini önemseyin

B grubu vitaminleri, antioksidanlar, kalsiyum, D vitamini bu yaşlarda önemlidir. Menopoz döneminde özellikle ilerleyen yaşla beraber; kalp hastalığı, osteoporoz ve diğer yaşla ilişkili sağlık sorunları için risk altında olabilirsiniz. Kalbinizi korumak için B grubu vitaminlerini önemseyin; özellikle B6 ve B12 vitaminleri, vücudunuzun, atardamarların sertleşmesine katkıda bulunan homosistein isimli kimyasalın atılmasına yardımcı olur.  Yeterli kalsiyum alımı her yaş grubunda olduğu gibi bu yaş grubunda da oldukça önemlidir. Avrupa Menopoz ve Andropoz Derneği’ne (EMAS) göre, menopozdan sonra önerilen günlük destekleyici kalsiyum, topluma bağlı olarak 700 ile 1.200 miligram arasında değişir. D vitamini, kalsiyumun emilimini sağlamasının yanı sıra bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde ve birçok hastalığın önlenmesinde de önemli rol oynar. D vitaminin besinsel kaynakları yok denilecek kadar az olduğu için, eksiklik varsa hekim kontrolünde takviye çok önem taşır.

50’li yaşlar için favori besinler

Yazının devamı...