SAĞLIKLI BAĞIRSAKLARIN ANAHTARI

30 Haziran 2021

Son zamanlarda bağırsak hareketlerinizde değişiklikler, karın ağrısı, kramplar gibi şikâyetler yaşıyor musunuz? Bu şikâyetleriniz uzun zamandır devam ediyorsa sebebini araştırmakta fayda var. İrritabl Bağırsak Sendromu (İBS), yani halk arasında bilinen adıyla, hassas bağırsak sendromu, gastrointestinal yani sindirim sistemi bozukluğu olarak tanımlanabilir.                

Aslında, beyninizin ve bağırsağınızın iletişimindeki bozuklukların bir habercisi diyebiliriz. Diyet, stres, uyku düzeni bozuklukları ve bağırsak bakterilerindeki değişiklikler, İBS’nin semptomlarını tetikleyen faktörler arasında. Tetikleyiciler, bireyler arasında farklılık gösterebiliyor, bu yüzden tek bir besin veya tek başına stres İBS’ye yol açar gibi genelleme yapmak çok zor olmakla birlikte doğru da olmaz. Dünya genelinde %7-21 oranında İBS’li olduğu tahmin ediliyor ve kadınların erkeklere kıyasla bu duruma sahip olma olasılığı iki kat daha fazla olduğu görülüyor.

Beslenme planınızı gözden geçirin

Yediğiniz besinler bağırsak mikrobiyotanızı düzenleyen, değiştirilebilir faktörlerden. Yüksek yağ ve şeker, düşük lif içeren Batı tarzı bir beslenme planı, bağırsakların mikrobiyal topluluğunda ve işlevlerinde hızlı ve olumsuz bir değişime sebep olur. Disbiyoz olarak da bilinen mikrobiyal dengedeki bu bozulma, bağırsak inflamasyonuna yol açabilir.          

Bu konuda Journal of Investigative Dermatology’de yayımlanan çalışma, yeterli ve dengeli bir diyete geçişin Batı diyetinin yarattığı olumsuz etkiyi azaltabileceği ve bağırsak sağlığını iyileştirebileceğini söylüyor. Araştırmacılar 10 hafta boyunca şeker ve yağ oranı yüksek bir diyetten Akdeniz tipi beslenmeye yakın bir düzene geçişin cilt ve eklem inflamasyonu üzerinde olumlu etkilerinin olduğunu belirtiyor.

İBS gibi bağırsak problemleriyle ilişkili birçok bağırsak bakterisi olduğunu söyleyebilirim. Bu bakterilerin, bağırsaktan besinlerin emilimini etkileyerek vücudun enerji dengesini açıkça etkilediği belirtiliyor. Bunlardan biri ise Clostridioides bakterileri. İBS ile Clostridioides difficile bakterilerinin ilişkili olabileceği belirten birçok çalışma var. Öyle ki Clostridioides difficile enfeksiyonuna (CDI) sahip bireylerin irritabl bağırsak sendromu geliştirme riskinin yüksek olduğu belirtiliyor. Bu durumun enfeksiyon sonrası İBS semptomları ile karakterize olduğunu ve CDI’yi takiben hastaların %25’inde İBS ile sonuçlandığı belirtiliyor.

Düşük kalorili bir diyet çözüm değil

Bağırsak mikrobiyomumuz trilyonlarca mikroorganizmadan oluşur ve parmak izi gibi kişiden kişiye farklılık gösterir. Örneğin, hafif kilolu veya obez kişilerde mikrobiyata normal vücut ağırlığına sahip kişilerde bulunandan farklı olabiliyor. Kilo alıp verme döngüsünün vücudumuz üzerinde nasıl bir etkisi var, bir de bunu inceleyelim istiyorum. Batı tipi diyet gibi yağ/şeker içeriği fazla yüksek kalorili diyetler yerine, çok düşük kalorili bir diyetin bağırsak mikrobiyatasının bileşimini önemli ölçüde değiştirdiğini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Geçtiğimiz ay Nature dergisinde yayımlanan araştırmada araştırmacılar, çok düşük kalorili bir diyetin bağırsak mikrobiyotası bileşimini önemli ölçüde değiştirdiğini söylüyor ve bu diyetlerin ishal ve kolit ile ilişkili olan Clostridioides difficile’nin artışına yol açtığını bildiriyor. Bu etkiyi araştırmak için 80 katılımcıdan 16 hafta boyunca günde 800 kalori ve daha az tüketmeleri istenmiş. Çok düşük kalorili bir diyetin, bağırsak mikrobiyomunu ciddi şekilde değiştirdiği ve Clostridioides difficile bakterisi için kolonizasyon direncini azalttığı gözlemlenmiş.

Yazının devamı...

Bu bardakta ferahlık var

27 Haziran 2021

Yaz aylarında sağlıklı beslenme hedefinizi sabote etmeden serinlemek için kombucha çayından taze meyve eklenmiş maden sularına, fonksiyonel içeceklerden destek alabilirsiniz

Havalar ısındıkça sıvı tüketiminizin de paralel olarak arttığını fark ediyorsanız tebrik ederim, bu harika bir haber. Çünkü hava sıcaklıklarının artmasıyla, suya duyulan ihtiyaç, kış aylarına kıyasla daha da artıyor. Vücudumuz normalden daha fazla sıvı ve elektrolit kaybediyor.

Böyle durumlarda günlük su tüketiminize ilave olarak ara öğünlerinize ve öğünlerinizin yanında tercih edeceğiniz içecek alternatifleriyle beslenme planınızda çeşitlilik yaratabilirsiniz. Unutmayın bazen serinlemek için dışarıda tükettiğiniz içecekler hem sağlıklı beslenme hedefinizi hem de diyetinizi sabote edebilir. Bazen sadece 1 bardak içecekle bir ana öğün kalorisine eş değer enerji ve fazlasıyla şeker alabilirsiniz. İşte bu sebeple özellikle yaz aylarında serinlemek için tükettiğiniz içeceklere dikkat etmekte fayda var. Sıcak havalarda serinleten içeceklere ihtiyaç duyuyor, bir yandan sağlıklı beslenmek veya kilo kaybetmek hedefinize de katkıda bulunmak istiyorsanız işte size 3 öneri!

Fermente kombucha çayı

Kombuchanın fonksiyonel içecek pazarında en hızlı büyüyen ürünlerden ve dünyadaki en popüler fermente içeceklerden biri olduğunu daha önce yazmıştım. Kombucha; çay, şeker, kombu mantarıyla elde edilen fermente bir içecek. Bazen kombucha mantarı çayı olarak anılsa da kombuchadan aslında bir mantar değil, bir bakteri ve maya kolonisi olarak bahsetmek mümkün. Kombu çayının fermantasyonu sırasında üretilen ana maddelerden biri ise sirkede bol miktarda bulunan asetik asit. Çaydaki polifenoller gibi, asetik asit de potansiyel olarak zararlı birçok mikroorganizmayı yok etmeye yardımcı olur.

Kombu çayının bağışıklık sistemini desteklemesinden kan basıncı dengesini sağlamasına hatta kansere karşı koruyucu etkisine kadar birçok faydası olduğu düşünülüyor ve bu konuda çalışmalara devam ediliyor. Çalışmalar kombuchanın sağlıklı bir sindirim sistemini desteklemek, kabızlığı önlemek de dâhil olmak üzere probiyotik takviyelere benzer faydalar sunabileceğini de gösteriyor. Bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu ve her şeyin olduğu gibi kombucha çayının da fazlasının hem genel sağlığınıza hem de mikrobiyotanıza olumsuz etki yaratabileceğini unutmayın!

Yazının devamı...

Vücudunuzu dinliyor musunuz?

23 Haziran 2021

Kahvaltının günün en önemli öğünü olduğunu çokça kez duymuş olabilirsiniz, öyle ki birçok araştırma, güne kahvaltıyla başlamanın önemini gösteriyor. Kahvaltı edilmediğinde odaklanma güçlüğü, konsantrasyon bozukluğu gibi problemlerin görülebileceğine dair pek çok çalışmadan bahsetmek mümkün. Hatta bu konuda geçtiğimiz ay Proceedings of the Nutrition Society dergisinde yayımlanan bir araştırma, kahvaltı öğününü atlayan yetişkinlerin bazı besin öğelerini eksik alma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor. 30.000’den fazla yetişkinin incelendiği araştırmada, kahvaltı yapılmadığında meyvelerden gelen C vitamini, süt grubundan gelen kalsiyum ve tahıllarda bulunan lif, vitamin ve minerallerin gün içerisinde eksik alındığından bahsediliyor. Bu çalışmaya göre, kahvaltıda yaygın olarak tüketilen besin gruplarını tüketmediğinizde, günün geri kalanında da tüketme eğiliminiz düşük oluyor.

Araştırmacılar lif ve magnezyumdan bakır ve çinkoya kadar birçok parametrede kahvaltı atlayanların, kahvaltı yapanlara göre daha az vitamin ve mineral aldığı belirtiyor. Farklılıklar ise en çok folat, kalsiyum, demir ve A, B1, B2, B3, C ve D vitaminlerinde gözlemlenmiş.

Bir diğer sonuç ise, kahvaltı yapmayan bireylerin gün içinde daha fazla atıştırmalık besin tüketmeleri. Kahvaltıyı atlayanlar bu nedenle daha fazla ilave şeker, karbonhidrat ve yağ alıyorlar.

Tok uyandığınız sabahlar oluyor mu?

Bazı sabahlar tok uyandığınızı hissedebilir, kahvaltıyı atlayabilirsiniz. Elbette böyle günler olabilir fakat vücudunuzun size ne anlatmak istediğinin farkında olun. Bazı günler uyandığınızda aç hissetmemeniz aşağıdaki nedenlerden kaynaklanıyor olabilir.

Yüksek yağlı besinler

Bir önceki akşam yemeğinizde özellikle protein ve yağ oranı yüksek bir yemek yediyseniz bunlar mide boşalmasını yavaşlatabilir ve ertesi sabah uyandığınızda tok hissetmenizin nedeni olabilir.

Stres

Yazının devamı...

Babanızın en değerli yatırımı sağlığı

20 Haziran 2021

Hayat koşuşturmasında kendi sağlıklarına özen göstermeyen babalar, ailenizin ve çocuğunuzun sağlığıyla sizin sağlıklı beslenme alışkanlıklarınız arasında sevgi kadar önemli bir bağ var

Sevgili babalar, baba adayları, Babalar Günü’nüz kutlu olsun. Bu Babalar Günü’nde kendinize güzel bir hediye verip sağlığınızı iyileştirmeyi unutmayın. 14-20 Haziran haftasının aynı zamanda Uluslararası Erkek Sağlığı Haftası olduğunu biliyor musunuz? Bu hafta, erkeklerde önlenebilir sağlık sorunlarına ilişkin farkındalığı artırmak ve kronik hastalıkların erken teşhisi ile tedavisini teşvik etmek için kutlanıyor. Hayatın kargaşası içinde babalar kendi sağlıklarını unutarak işlerine ve ailelerine öncelik verebiliyor; sizi çok iyi anlıyorum. Elbette işiniz, aileniz sizler için çok önemli, ancak sağlığınız da öyle. Vücudunuz herhangi bir sağlık sorununun belirtilerini gösteriyorsa görmezden gelmeyin!

Ürküten istatistikler

U.S Department of Health&Human Services tarafından, erkeklerin yaşam tarzı alışkanlıklarıyla ilgili yapılan çalışmada istatistikler şaşırtıcı: Erkeklerin yıl içinde doktora gitme olasılıkları kadınlara göre yüzde 24 daha az ve kolesterol seviyelerini ihmal etme olasılıkları yüzde 22 daha fazla. Erkeklerin kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye yatma olasılığı kadınlardan yüzde 28 daha fazla ve diyabetin uzun vadeli komplikasyonları nedeniyle hastaneye yatma olasılığı da kadınlardan yüzde 32 daha yüksek. O yüzden sağlıklı ve iyi bir yaşam için kendinizi önemseyin ve bedeninize gereken değeri verin. Geçtiğimiz yıllarda yapılan gıda ve sağlık araştırması da erkeklerin yüzde 46’sının sağlıklı bir beslenme planı yerine en sevdikleri spor takımına daha fazla zaman ayırdıklarını belirtiyor. Oysa ki yeterli ve dengeli beslenmeye fazlasıyla önem göstermek ve yaşam tarzı haline getirebilmek gerekiyor. Daha fazla meyve, sebze ve tam tahıl gibi sağlıklı beslenme alışkanlıklarında; kadınların erkeklere oranla daha duyarlı olduğundan bahsetmek mümkün.

Akdeniz diyeti

Sebze, meyve, baklagiller ve deniz ürünleri açısından zengin olan Akdeniz diyetinin, kalp hastalığı riskinin azalması, kilo kaybı ve kilo koruma gibi sağlık yararları olduğunu biliyorsunuz. 9 bin 662 erkekle yapılan 12 yıllık bir çalışma, Akdeniz diyetini uygulamanın, obezite riskinin yanı sıra daha düşük bel çevresi ve daha düşük yağ oranı ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Akdeniz diyetinin kalp hastalığı ve diyabet riskini azaltmaya yardımcı olduğuyla ilgili de birçok çalışma bulunuyor. Erkekler arasında en yaygın kanser türlerinden prostat kanserine karşı da olumlu etkileri olabileceği okuduğum çalışmalar arasında yer alıyor.

Çocuklara örnek olmak

Sevgili babalar, unutmayın çocuğunuz attığınız her adımı olduğu gibi seçtiğiniz besinleri, tükettiğiniz gıdaları da örnek alıyor. Onlara sağlıklı ve akıllı seçimlerde bulunmayı öğretmek, atacağınız en güzel adımlardan. Çocuklarınızın kurabiye yerine meyveye uzanmasını istiyorsanız, onlara yol gösterin. Çocukların sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmasında anneler kadar babaların önemini aklınızdan çıkarmayın. Sağlıklı bir çocuk yetiştirmek istiyorsanız önce onlara sağlıklı birer rol model olmalısınız.

Yazının devamı...

Yaşam tarzı değişiklikleriyle hastalıklardan korunun

16 Haziran 2021

Kanser, dünya genelinde önde gelen hastalıklardan biri. Öyle ki güncel raporlara göre 2020’de dünya çapında tahmini olarak 19.3 milyon yeni vakanın olduğu belirtiliyor. Son yıllarda özellikle kolorektal kanser vakalarında artış ise dikkat çekici. The Global Cancer Observatory (GLOBACAN) raporuna göre, dünya genelinde kanser sıralamasında İlk 5’te kolon kanseri yer alıyor. Amerikan Kanser Derneği’nin raporuna göre, her 25 kadından ve her 23 erkekten biri kolorektal kanser riski altında. Ülkemizde de kalın bağırsak kanserleri tüm kanserler içerisinde üçüncü sırada yer alıyor. Yapılan birçok çalışma kanser ve beslenme ikilisi arasındaki ilişkiyi ortaya koyarken, bir beslenme uzmanı olarak bu konuyu daha detaylı ele almamız gerektiğini düşünüyorum.

Önlenebilir risk faktörleri

Kanser oluşumunu inceleyecek olursak, kalıtsal veya edinilmiş genetik mutasyonlardan kaynaklanabildiğini söylemek mümkün. Bu mutasyonlar kanser geliştireceğinizi elbette göstermiyor fakat ailenizde kanser geçmişi olan biri varsa dikkatli olmakta fayda var. Bir diğer konusu ise değiştirebilir risk faktörleri. Dünya Sağlık Örgütü kanserden ölümlerin üçte birinin başlıca beş risk faktöründen kaynaklandığını söylüyor. Bu beş önlenebilir risk faktörleri arasında yüksek beden kitle indeksi, düşük meyve ve sebze alımı, fiziksel aktivite eksikliği, sigara ve alkol kullanımı yer alıyor.

Az işlenmiş gıda, çok meyve sebze

American Journal of Clinical Nutrition’da geçtiğimiz ay yayımlanan bir araştırmaya göre, kolorektal kanser için genetik olarak yüksek risk altında iseniz, azaltılmış kırmızı ve işlenmiş et tüketimi ve artan meyve sebze tüketimiyle bu riski %40 oranında azaltabilirsiniz. 346.297 katılımcının yaşam tarzı puanları ile kanser insidans oranlarının karşılaştırıldığı çalışmada, katılımcılar Amerikan Kanser Derneği kılavuzlarına göre gruplara ayırılmış. Daha sağlıklı yaşam tarzı, bitkisel bazlı beslenme, azalan vücut ağırlığı ve sınırlı alkol tüketimi kanser riskiyle doğrudan ilişkili bulunmuş. Bu sonuçlar bizlere kanserin önlenmesine dair yaşam tarzı değişikliklerinin önemini gösteriyor.

Diyabetle de ilişkili

Diyabet oranları da dünya genelinde artış gösteren sağlık durumları arasında. Öyle ki 2019 yılında dünya çapında yaklaşık 463 milyon yetişkin diyabetli birey varken, 2045 yılına kadar bu sayının 700 milyona çıkması bekleniyor. Kanser ve tip 2 diyabet arasında ortak risk faktörlerinin olduğunu hatırlatmakta fayda var; bunlara obezite ve fiziksel aktiviteden uzak bir yaşam tarzını örnek verebiliriz. Yapılan çalışmalarda diyabetli bireylerde kanser oluşumunu hızlandıran mekanizmalar olabileceği belirtiliyor. Bu mekanizma ise kan şekeri ve insülin düzeylerinin aşırı derecede artmış olması ve yağ dokusundan salgılanan bazı hormonlar ve sitokinler. Çoğu hastalıkta karşımıza çıktığı gibi bu hastalıklarda da yaşam tarzı değişiklikleri ile önlem almak mümkün.

Yazının devamı...

“Çöpe atılmak için yetiştirilmiş”

13 Haziran 2021

Gıda israfı sorununa dikkati çekerken tüketici alışkanlıklarına da ışık tutmayı amaçlayan “Çöpe Atılmak İçin Yetiştirilmiş” fotoğraf sergisi, ilk kez İstanbul’da açıldı

Bir beslenme uzmanı olarak uzun süredir açlığı ve yoksulluğu ortadan kaldırmak için odağıma gezegeni beslemeyi aldığımı, gıda israfı konusundaki hassasiyetimi biliyorsunuz. Hem gezegeni hem toplumu beslemenin gelecek nesiller için sürdürülebilirlik açısından önemini her fırsatta söylüyorum. Bu konuda bilinç ve farkındalığı artırmak için tüm gayretimle çalışıyorum. Farkındalık yaratmak amacıyla Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) destekçisi olarak eğitimler veriyor, sosyal sorumluluk programlarının içinde yer almaktan mutluluk duyuyorum.

Dünyadaki açlığı azaltmak için çözüm üretimi artırmak değil, israfı önlemek, yerele sahip çıkmak, tarımı desteklemek, tüketimi kontrol altına almak olmalı. Bunu bir örnek üzerinden düşünelim. Herhangi bir gıdayı ele alalım. Güney Afrika’daki bir tarım arazisinde yetiştirilen portakal, hasat edilip uçak ve kamyonlarla 15 bin kilometre yol kat edip Avrupa’ya geliyor. Markete varıp satışa sunuluyor ve halen iyi durumda olmasına rağmen tüketici tarafından göz ardı ediliyor. Oysa kendi topraklarımızda yetişmiş, kendi çiftçimizin tarlasından soframıza gelmiş gıdalar hem uzun yol kat etmediği için doğaya zarar vermiyor hem de kayba uğramıyor. Yeter ki çiftçimize, toprağımıza, gıdamıza sahip çıkalım. Çözümü kendi topraklarımızda, kendi coğrafyamızda ve kendi geleneklerimizde aramanın ve bunu yaparken yereli desteklemenin ve mevsimlere özen göstermenin önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Sergi ilk kez İstanbul’da

Gıda israfı dünya genelinde endişe verici boyutlarda; açlık oranı artmaya devam ederken, gıda ürünlerinin üçte biri ya kaybediliyor ya da israf ediliyor. İşte bu konuda kamuoyunda farkındalık ve anlayış oluşmasını amaçlayan Tarım ve Orman Bakanlığı ile Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM), dikkat çekici bir projeye imza atarak bir sergiye ev sahipliği yaptı. Benim de destekçilerinden olduğum Gıdanı Koru kampanyası kapsamında hayata geçirilen “Çöpe Atılmak İçin Yetiştirilmiş” (Grown for a Bin) sergisi, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nde 11 Haziran’da kapılarını açtı. Avusturyalı sanatçı Klaus Pichler’in 32 eserinden oluşan, gıda israfı sorununa dikkati çekerken kültürel çeşitlilik odağında tüketici alışkanlıklarının nedenlerine de ışık tutmayı amaçlayan “Çöpe Atılmak İçin Yetiştirilmiş” fotoğraf sergisinin, ilk kez İstanbul’da açılması mutluluk verici. Tarım ve Orman Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Aylin Çağlayan Özcan ile Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay’ın da katılımıyla gerçekleştirilen çevrimiçi sergi açılışında yer almak benim için mutluluk ve gurur vericiydi. Sergideki konuşmamda söylediğim gibi geleceği beslemek zorundayız. “Gelecek gelenekte” bilincinin aslında yüzyıllardan beri geleneklerimizle taşınan bir kültür olduğunu da bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Satış pazarına dahi ulaşamıyor

Yazının devamı...

DOĞA ALARM VERİYOR

9 Haziran 2021

Geçtiğimiz cumartesi 5 Haziran Dünya Çevre Günü, dün ise 8 Haziran Dünya Okyanus Günü idi. Bu iki özel günü bir cümleyle özetleyebiliriz: “GEZEGEN B YOK’’. Dünyanın bizlere sunduğu sınırlı kaynakların tükenebileceğini, tüketim hızımızı azaltmamız gerektiğini ve gidecek başka bir gezegenin olmadığını bir kez daha hatırlatmak istedim. Hep söylediğim gibi, toprak hasta, hava hasta, su hasta yani gezegen hasta, onlar hasta iken biz iyi olamayız. Doğal kaynaklarımız azalıyor, zarar görüyor, denizlerimiz kirleniyor ve tehlike altında.

Son günlerde gündemde olan ‘müsilaj’ sorununu duymuşsunuzdur. Kalın bir ‘deniz salyası’ örtüsüyle aylardır tüm canlılar ve balıkçılar Marmara Denizi’nde sorun yaşıyor. Marmara Denizi endüstriyel ve kentsel kirlilikte adeta alarm veriyor. Deniz salyası denilen müsilaj giderek yoğunlaşıyor. Doğanın verdiği bu alarma sessiz kalmamalıyız. Plastik torba, sigara izmariti, balon, şişe, şişe kapağı veya pipet gibi büyük parçalardan oluşan atıklar plastik kirliliğinin gözle görülen kısmını oluşturuyor. Mikroplastik denilen 5 milimetreden küçük plastikler ise aslında görünenden daha da büyük bir tehlike yaratıyor. Temizlik ürünleri, kozmetik ürünlerin içindeki parıltılar, sentetik kumaşlar mikroplastikleri oluşturan faktörler arasında. Pandemiyle birlikte hayatımıza giren maskelerin de maalesef bu tabloya kötü yönde etkileri var. Bu tabloyu tersine çevirmek için hem toplu hem de bireysel eylemler gerekiyor.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) raporuna göre, ayda 21 gram mikroplastik tüketiyoruz. Bunu gözünüzde canlandırmak için haftada 1 kredi kartı büyüklüğünde plastik yuttuğunuzu düşünebilirsiniz. Deniz atıklarının %95’ini plastik maddeler oluşturuyor. Plastik kirliliğinin hem doğaya, hem de insan sağlığına verdiği zarar göz ardı edilmemeli. Anne karnındaki bebek bile plesantada mikroplastik bulunması yüzünden risk altında.

BALIK BİYOÇEŞİTLİLİĞİ DE AZALIYOR

Geçtiğimiz ay Cornell ve Columbia üniversiteleri araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmaya göre, azalan balık biyoçeşitliliğinin insan beslenmesini üzerinde önemli etkileri var.

Biyoçeşitliliğin korunması, hem ekosistem hem de birey sağlığının korunmasına, aynı zamanda gıda güvenliği ve sürdürülebilir balıkçılığa katkıda bulunuyor. Science Advances’te yayımlanan çalışmada biyoçeşitlilik azaldığında bireylerin yeterli besin öğesi alamayacağı vurgulanıyor. Balıktaki omega 3 yağ asidinin sağlığı koruyucu birçok etkisinin olduğunu unutmayın. Omega 3, vücut tarafından yapılamayan, dışarıdan yiyeceklerle alınması gereken bir doymamış yağ asidi ve alımını sağlayabilmek için en iyi kaynaklardan biri de balık. Özellikle çocuklarda omega 3 yağ asitlerinin zekâ gelişimine yardımcı olduğu birçok araştırmada gösterilirken, hamilelik sırasında, bebek omega 3 yağ asitlerini anneden alıyor. Yaşamın her döneminde omega 3 yağ asitleri bu kadar önemliyken balıkların da tehlikede olması konunun ciddiyetini bir kez daha ortaya koyuyor.

Yazının devamı...

Zihin sağlığı için 5 besin

6 Haziran 2021

Beslenme planınıza dikkat ederek hafızanızı güçlendirebilir ve dikkat dağıtıcı faktörleri göz ardı etme kapasitenizi artırabilirsiniz.

Bir gün önce yediğiniz yemeği hatırlayamadığınız, birini dinlerken aniden konstantrasyon kaybı yaşadığınız veya tam çalışmak için oturmuşken bir türlü odaklanamadığınız zamanlar oluyor mu? Unutkanlığınızdan siz ve çevrenizdekiler şikâyetçiyse dikkat etmenizde fayda var. Bu durum, zihinsel performansınızın düşüklüğüne işaret edebilir. Zihinsel performansı desteklemek, algılama becerisi, hafıza ve dikkat konusunda size yardımcı olur. Burada çözüm, vücudumuzun belki de en önemli organı beynimize iyi bakmaktan geçer. Beynimiz her gün yeni bir özelliği keşfedilen, yaklaşık 100 milyar sinir hücresini içinde bulunduran organımız. Vücudumuzun kontrol merkezi olarak, kalbin atışından akciğerlerin sağlıklı çalışmasına, düşünmeden hareket etmeye ve duyguları yönetmeye kadar pek çok sayısız faaliyeti yürütmekle sorumlu. Güzel haber şu ki, beslenme planınızda bazı adımlara dikkat ederek tepki sürelerini hızlandırabilir, hafızanızı güçlendirebilir ve dikkat dağıtıcı faktörleri göz ardı etme kapasitenizi artırabilirsiniz.

Alzheimer riski azalıyor

Araştırmalar, sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıklarının benimsenmesinin beyin sağlığı için yüksek düzeyde fayda sağladığını, Alzheimer hastalığı ve diğer demansların genetik ve çevresel risklerini azaltabileceğini gösteriyor. Bu alışkanlıklar arasında sağlıklı beslenme, sigara içmeme, düzenli egzersiz gibi faktörler yer alıyor. Hatta bu konuda yapılmış bir çalışma, bu faktörlerinden herhangi birini benimseyen katılımcıların Alzheimer ve demans riskinin yaklaşık yüzde 60’a kadar daha düşük olabileceğini belirtiyor. Peki, daha iyi bir beyin sağlığı için nasıl beslenmeliyiz?

Oklar Akdeniz diyetini gösteriyor

Neurology dergisinde geçen ay yayımlanan çalışmada, Akdeniz diyeti ve Alzheimer arasındaki ilişki incelenmiş. Ortalama yaşları 70 olan, toplamda 512 kişinin katıldığı araştırmada, ayrıca 226 bireyin beyin omurilik sıvısında amiloid beta proteinleri ve tau proteinleri için biyobelirteç seviyeleri gözlenmiş. Tüm katılımcılara, hafıza işlevleri gibi bilişsel yeteneklere ilişkin çeşitli nöropsikolojik testler uygulanmış. Sağlıksız bir beslenme planına sahip bireylerin, düzenli olarak Akdeniz benzeri bir diyet benimseyen bireylere göre beyin omurilik sıvısındaki zararlı biyobelirteçlerin yüksek seviyelerde olduğu bulunmuş. Araştırmada, Akdeniz tipi diyete bağlılık ile daha yüksek hipokampus hacmi arasında da önemli bir pozitif ilişkiden de söz ediliyor. Hipokampus, beyninizde hafızanın kontrol merkezi olarak kabul edilen bir alan ve Alzheimer’da erken ve şiddetli bir şekilde küçüldüğünü hatırlatmakta fayda var. Balık, sebze, antioksidan meyveler ve sağlıklı yağlar yönünden zengin bir Akdeniz diyeti, beyni bu hastalık tetikleyicilerinden ve riskinden koruyabilir.

Yağlı balıklar

Yazının devamı...