Açlık ve obezite paradoksu

Dünya üzerindeki birçok insan gıda güvensizliği ve yetersiz beslenme problemi ile karşı karşıya. Peki bu durumun önüne geçmek için ne yapabiliriz? Açlığın üstesinden gelmek aslında sorunun sadece bir parçası. Dünyanın bir bölümü açlık çekerken, diğer tarafta fazla kilolu ve obez bireylerin sayısının artıyor, saniyeler içinde tonlarca gıdanın israfı varken bireysel sağlık ve iyileşmenin mümkün olamayacağını hep söylüyorum.

Birleşmiş Milletler’in raporuna göre, 2019 yılında dünya nüfusunun dörtte birinin güvenli, besleyici ve yeterli gıdaya erişemiyor. Yaklaşık 690 milyon insan açlıkla mücadele ediyor ve bu şekilde artarsa, 2030’da bu sayının 840 milyonu aşacağı tahmin ediliyor.

Bu ay yayınlanan yeni rapor ise durumun çok daha ciddi olduğunun habercisi. Dünya nüfusun yaklaşık onda birinin yani yaklaşık 811 milyon kişinin yetersiz beslendiği tahmin ediliyor. Bu sayı 2030 yılına kadar açlığı sona erdirme taahhüdünü yerine getirmek için çok büyük bir çaba sarf edilmesi gerektiğini gösteriyor. 2019’daki yüzde 8.4 olan yetersiz beslenme oranın yüzde 9.9’a yükseldiği de veriler arasında.

Bir taraf böyle iken bir de obezite verilerine bakalım. Güncel obezite verileri, mevcut eğilimler devam ederse, 2025 yılına kadar 2,7 milyar yetişkinin fazla kilolu olacağı, 1 milyardan fazla yetişkinin obeziteden etkileneceği ve 177 milyon yetişkinin obeziteden ciddi şekilde etkileneceği tahmin ediliyor. Yani açlık ve obezite paradoksu Dünya genelinde devam ediyor.

ÇOCUKLARI DA ETKİLİYOR

Pandemi ile birlikte yetersiz beslenmenin çocuklar üzerindeki etkileri de oldukça fazla. 2020’de, beş yaşın altında 149 milyondan fazla çocuğun gelişme geriliği yaşadığı ve yaşlarına göre çok kısa olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca 45 milyondan fazla çocuğun zayıf ya da boyuna göre çok zayıf ve yaklaşık 39 milyon çocuğun ise aşırı kilolu olduğu tahmin ediliyor. Yani paradoks büyüme ve gelişme döneminde de etkisini gösteriyor.

Açlık ve obezite paradoksu

İklim krizi ile de doğrudan ilişkili

Raporda vurgulanan bir diğer önemli nokta ise açlık, gıda kaybı,gıda güvenliği ve iklim krizi gibi tüm problemlerin birbiriyle ilişkili olması. Gezegene verdiğimiz tüm zararları hesaba katarak gelişme yollarımızı yeniden düşünmemiz gerekiyor. Biyoçeşitliliğin gıda güvenliğinin temeli olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Gezegeni besleyen biyoçeşitlilik kaybını durdurmak için bir an önce harekete geçmek gerekiyor derken geçtiğimiz haftalarda duyduğumuz haber eminim ki hepimizi fazlasıyla üzdü. Doğaya sahip çıkmak yerine ellerimizle doğayı yok etmek için uğraş veriyoruz. Türkiye’nin en büyük ikinci gölü,

Tuz Gölü’nde bu yıl yumurtadan çıkan binlerce flamingo yavrusu öldüğü haberini görmüşsünüzdür. Flamingoların göç yolu üzerinde olan ve kuluçkaladıkları Tuz Gölü’nde bu yıl yaklaşık 5 bin yavrunun öldüğü tahmin ediliyor. Bölgede yaşayanlar gölün vahşi sulama nedeniyle kuruduğunu ve yavruların susuzluktan öldüğünü belirtiyor.

UNDP, 2020 Küresel İnsanı Gelişme Raporu insanoğlunun dünyaya olan etkisinin en üst düzeylere çıktığı dönemi Antroposen çağı olarak tanımladı. Yani bir anlamda önceden insanlar dünyadan etkilenirken, şimdi ise insanlar dünya üzerinde baskın hale geliyor. Bu durumda gezegensel tedbirler almak hepimizin ortak sorumluluğu. Doğadan aldığımız şeyleri ona geri vermeye ve borcumuzu ödemeye çalışmamız gerekiyor.

Hep söylediğim ‘toprak hasta, hava hasta, su hasta yani gezegen hasta’ sözünü tekrar hatırlatmak istiyorum. Gezegen hasta iken bizim iyi olmamız, sağlıklı bireyler ve sağlıklı bir gelecek mümkün olmuyor.