En sinsi hastalık: Hipertansiyon

Yüksek kan basıncı olarak bilinen hipertansiyon tedavi edilmediğinde, pek çok hastalığın altında yatan sebep olabiliyor. Çoğu hastalıkta olduğu gibi hipertansiyonda da beslenme şekli etkili

Dünya Hipertansiyon Günü olarak belirlenen 17 Mayıs’ta, son 5 yıldır, yüksek kan basıncından kaynaklanan önlenebilir hastalıklardan inme (felç), kalp ve böbrek hastalıklarına dikkati çekmek, halkı korunma, tanı ve tedavi konularında bilgilendirmek amacıyla etkinlikler düzenleniyor. Ben de güncel çalışmalardan yola çıkarak, beslenme ile hipertansiyon arasındaki ilişkiyi bir kez daha hatırlatmak istedim.

Yüksek kan basıncı olarak bilinen hipertansiyon, sıklıkla karşılaşılan bir halk sağlığı problemi. Tedavi edilmediğinde, pek çok hastalığın altında yatan sebep olabiliyor. Öyle ki Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarına göre hipertansiyon, önlenebilir hastalıkların en önemli nedenlerinden biri. Raporlar da her üç yetişkinden birinde, 50’li yaşlardan itibaren ise her iki kişiden birinde hipertansiyon olduğunu gösteriyor.

Çoğu hastalıkta olduğu gibi hipertansiyonda da beslenme şekli etkili. Uygun bir beslenme planıyla kan basıncı düşürülebiliyor. Örneğin DASH adı verilen bir beslenme modelinin, hipertansiyonun tedavisinde kullandığını daha önce duymuş olabilirsiniz. DASH’in açılımı: Hipertansiyonu düşürmede diyetsel yaklaşımlar (Dietary Approaches to Stop Hypertension). DASH diyetinin temel prensiplerini ise şöyle özetleyebilirim: Yüksek lif, düşük kalori yoğunluğu ve uygun porsiyonlarla dengeli bir diyet. Bu beslenme planında düşük doymuş yağ, kolesterol ve toplam yağı az olan besinler hedefleniyor. Hayvansal yağlar ve kırmızı et azaltılıyor.

Protein çeşitliliği önemli

Bitkisel protein tüketiminizi gözden geçirmeye ne dersiniz? Kuru baklagiller ile tam tahılların, bitkisel protein içeren besinler arasında yer aldığını unutmayın! Protein denilince aklınıza hayvansal kaynaklı ürünlerin geldiğini biliyorum. Konu bütçe olunca hayvansal kaynaklı besinlerin özellikle et ürünlerinin bütçeye maliyetinin yanı sıra, doğaya da maliyeti yüksek. Bu sebeple hayvansal kaynaklı besin tüketimini azaltıp, bitkisel protein kaynaklarına biraz daha ağırlık vermek bütçenizi de mutlu edebilir.

American Heart Association’ın Hypertension dergisinde geçen ay yayımlanan yeni bir araştırmada, çeşitli kaynaklardan protein içeren dengeli bir diyeti benimsemenin yetişkinlerin yüksek tansiyon geliştirme riskini düşürmesine yardımcı olduğu bulunmuş. Araştırmacılar, 1997’den 2015’e kadar Çin Sağlık ve Beslenme Anketi’ne katılan yaklaşık 12 bin 200 yetişkinin sağlık bilgilerini analiz etmiş. Katılımcılara, tam tahıllar, rafine edilmiş tahıllar, işlenmemiş kırmızı et, kümes hayvanları, balık, yumurta ve baklagiller gibi tüketilen farklı protein kaynaklarının sayısına dayalı bir protein “çeşitlilik puanı” verilmiş. Protein alımı için çeşitlilik puanı en düşük olan katılımcılarla karşılaştırıldığında, en yüksek çeşitlilik puanı olanların yüksek tansiyon geliştirme riski yüzde 66 daha düşük bulunmuş.

Beslenme planınızda daima çeşitlilik yaratmayı hedefleyin. Sodyumun da hipertansiyonun oluşumunda önemli bir mineral olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu nedenle tansiyon probleminiz varsa gıdaları satın alırken etiketlerini okumak çok kıymetli. Gıdaların etiketinde tuz, sodyum olarak görünebilir. Düşük sodyumlu olanları tercih edebilirsiniz. Sofrada tuz yerine diğer lezzetlerden faydalanın, yemeklerinizi lezzetlendirmek için limon, baharat ve sirke yardımcı olabilir.

En sinsi hastalık: Hipertansiyon

Kalp sağlığını nasıl etkiliyor?

Yüksek kan basıncı, koroner kalp hastalığı ve serebrovasküler hastalık için risk faktörleri arasında yer alıyor. Kan basıncı seviyeleri, inme ve koroner kalp hastalığı ile ilişkili. Her 20/10 milimetre cıvalık (mmHg) artışın, kardiyovasküler hastalık riskini iki katına çıkardığını unutmayın! Geçen ay, Plos One dergisinde yayımlanan yeni araştırmada, 6 bin 545 bireyin 2 yıllık izlemle depresyon durumu değerlendirilmiş. Araştırmacılar, kardiyovasküler hastalık ve depresyonun, inflamasyon ve oksidatif stres gibi benzer risk faktörleri nedeniyle doğrudan ilişkili olduğunu belirtiyor. Akdeniz diyetinin kronik hastalıkları önlemede rol oynadığını ve sağlığınıza birçok fayda sağladığını çok kez duymuşsunuzdur. Araştırma, aynı zamanda yüksek kardiyovasküler riskin, özellikle kadınlarda depresif semptomlarla ilişkili olduğunu ve Akdeniz diyetine bağlılık gibi faktörlerin, iyileştirici rol oynadığının altını çiziyor. Bu beslenme modelinin bir diyetten çok yaşam tarzı haline gelmesi gerektiğini bir kez daha hatırlayalım.