Yeni koronavirüsle savaşırken C vitamini yardımcı oluyor

23 Kasım 2020

Kış gelince artan üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için büyüklerimizden de öğrendiğimiz gibi bol limonlu çorba ile bol portakal mandalina gibi C vitamininden zengin gıdalarla beslenmeye dikkat ederiz. Bu vitamini almak soğuk algınlığından kurtulmak ya da korunmak için ilk başvurduğumuz yollardan biridir. Yeni koronavirüs sebebiyle şu sıralar bizim için C vitamininin virüslere olan etkisi ve bağışıklığımızı yükseltmesi en ön planda önem taşıyor. Oysa C vitamininin daha birçok faydaları da var. Gelin biraz bu vitaminin marifetlerine ve özelliklerine bir göz atalım.

C vitamininin tıptaki adı askorbik asittir. Besinlerdeki askorbik asit, vücuda alındıktan birkaç saat sonra ince bağırsaktan emilerek kana geçer. Kan dolaşımı sayesinde dokulara taşınır. Suda eriyen bir vitamindir. Kullanılacağı yerde kullanılıp fazlası terle ve böbrekler yoluyla idrarla atılır. Bu vitamin depolanmayıp fazlası atıldığı için her gün belli miktarda tekrar alınması gerekir. Hamilelerde ve sigara içenlerde günlük C vitamini ihtiyacı daha fazladır.

Daha çok sebze ve meyvelerde bulunan C vitaminin miktarı bu besinin türüne göre değiştiği gibi aynı ürünün yetiştiği toprağa, mevsimine ve olgunluk derecesine göre de değişir. Güneş ışığından çok yararlanan bitkilerin içerdiği C vitamini oranı daha yüksektir. Ham meyve ve sebzeler iyice olgunlaşmışlara göre daha fazla C vitamini içerir. Askorbik asidin yani C vitamininin tadı ekşidir. Ham meyvelerdeki ekşilik de bu sebeptendir.

Kovid-19’dan korunma

C vitamini bağışıklığa olan olumlu etkisi sebebiyle yeni koronavirüs dahil tüm virüsler ve bakteriler ile olan enfeksiyonlara karşı vücudu korumada yardımcıdır. Ayrıca tedavide de faydası olup bu tür üst solunum yolu hastalıklarının daha çabuk iyileşmesini ve daha hafif geçmesini sağlar. Bağışıklığımızı düzenlemede son derece önemli olan B ve T lenfositlerinin farklılaşmasına ve çoğalmasına destek olarak hem humoral hem de hücresel bağışıklık yanıtını düzenler. Kovid-19’ daki çok korkulan sitokin fırtınasında sitokin yanıtının doğru şekilde düzenlenmesine yardımcı olur. Antioksidan etkisi sitokin fırtınası ile ortaya çıkan oksidatif stresi azaltmaya da yardımcıdır.

Hormon sentezinde yardımcı

C vitamini steroid hormonların sentezinde görev alır. Yara ve iltihaplanmaya karşı etki gösteren bazı steroid hormonların yeterli düzeyde etki etmesi için C vitaminine ihtiyaç vardır.

Yazının devamı...

Yeni koronavirüsü PCR tetkiki ile yakalayın

16 Kasım 2020

Kovid 19 pandemisinde tedaviye erken başlamak ve virüsün yayılmasını önlemek için virüsü taşıyan kişilerin mümkün olan en erken zaman içinde tespit edilip tedavi ve izolasyonlarını uygulamak gerekir. Bu yaklaşım tüm pandemilerde en etkili ve en önemli olmazsa olmaz yapılması gereken bir harekettir.

Bulaşma yolları

Virüsün en önemli bulaşma yolu hasta kişinin konuşarak hatta sadece nefes alıp verirken ortama yaydığı virüsleri solunum yoluyla almakla gerçekleşir. Öksürmek, bağırmak, gülmek, efor sarf ederken daha kuvvetli nefes alıp vermek bu yolla bulaşmayı daha da kolaylaştırır. Daha çok ağızdan yayılan damlacıklar içindeki virüsler kısa bir süre havada asılı kalıp daha sonra da yere veya yakın yüzeye düşerler. Eğer yakın mesafede bulunan bir kişi varsa ve maske taşımıyorsa bu virüsü daha bir yere düşmeden solunum yoluyla ağız veya burundan alır. Virüs ile bulaşmış yerlere dokunduktan sonra elleri yıkamadan ağız, burun ve göze değdirince de virüsü kendine bulaştırmak mümkündür.

Korunma yolları

Virüslü kişinin ortama saldığı damlacıklar içinde saklanarak havada asılı kalan ya da yüzeylere yapışan bu mikroptan korunmak için maske takmak, mesafeyi korumak ve elleri özellikle yüze değdirmeden mutlaka su ve sabunla yıkamak gerekir. Virüsü yok etmek için çok özel dezenfektanlara ihtiyaç yoktur su ve sabunla yıkamak yeterli gelir. Çünkü sabun virüsün yapısını bozarak etkisini kaybetmesine neden olur. Su ve sabun bulamadığımız yerde bunu kolonya ya da alkol içerikli dezenfektanlarla da yapabiliriz. Buraya kadar söylediklerimizi artık hepimiz ezberledik. Maske, mesafe, temizlik virüsten korunmak için mutlaka uymamız gereken kurallar. Tabi neden durmadan tekrarladığımızı biliyorsunuz. Çünkü hala anlamayanlar, dikkat etmeyenler var maalesef.

Kovid 19 belirtileri

Ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, bel ağrısı, karın ağrısı veya ishal, koku veya tat alma bozukluğu bu hastalığın belirtileri arasında yer alır. Daha ileri vakalarda nefes darlığı ve aşırı halsizlik de bu belirtilere eklenebilir.

Yazının devamı...

D vitamininizi yükseltme zamanı geldi

9 Kasım 2020

Yaz mevsimi bitti, güneşli günlerin yerini bulutlu ve yağmurlu günler aldı. Bize güneşin hediyesi olan D vitaminini de yavaş yavaş tüketmeye başladık. Eksikliğinde sayısız sorunlarla karşılaştığımız bu vitamini artık yükseltme dönemine girmiş bulunuyoruz.

Vitaminden daha çok bir hormon gibi etki eden D vitamininin esas kaynağı güneştir. Ancak mantar, maydanoz, tahıl gibi bitkisel besinlerden D2 yumurta sarısı, yağlı balıklar ve karaciğer gibi hayvansal besinlerden D3 şeklinde gıdalardan da çok az miktarda alınabilir. Magnezyum, A ve K vitamini, D vitamininin emilimini kolaylaştırır. Bu nedenle D vitamini alırken yanı sıra beslenmenize bu mineral ve vitaminleri içeren kuruyemişleri, ıspanak, Brüksel lahanası, kuşkonmaz, havuç, bal kabağı gibi besinleri katarsanız daha iyi olur.

Güneşten faydalanırken D vitaminin üretiminde etkili olan birçok özellik daha vardır. Örneğin ten renginiz koyu ise D vitamini için güneşten faydalanma oranınız açık renk tenlilere göre daha düşüktür. Güneş yanığı konusunda şanslı olan bu kimselerin yeterli D vitamini üretmek için daha uzun süre güneş ışığına maruz kalmaları gerekir. Bu nedenle D vitaminini kazanmak için güneşlenirken daha çok avuç içlerini ve kolların beyaz kalmış ince deriye sahip iç taraflarını güneşlendirmenizi öneririz. Bu arada kilo ve yaş da etkili faktörler arasındadır. Bulunduğunuz bölgenin ekvatora uzaklığı, içinde bulunduğunuz mevsim, güneşlenilen saat aralığı, hava kirliliği de ışınların size doğru şekilde ulaşmasına etkendir. Şimdi pek güneş kalmadığı için bu konuları yaza girerken tekrar konuşuruz. Artık sonbahar mevsimindeyiz hatta kış yaklaştı bu nedenle D vitaminine kanda baktırarak takviye olarak alma zamanı geldi. Bu vitaminin neden bu kadar önemli olduğuna gelin bir göz atalım.

D vitamini, 200’den fazla gen üzerinde güçlü etkileri olan önemli bir vitamindir.

Bağışıklığı yükseltir:

Özellikle bu pandemi döneminde covid-19 virüsü ile mücadelede D vitamini son derecede önemli. Bu konuda yapılan bilimsel çalışmalarda D vitamini düzeyi normal olanlar bu vitamin eksikliği olanlara oranla hastalığı daha hafif geçiriyorlar. Hatta verilen tedavinin bir parçası da D vitaminini kapsıyor. Yani normalse bile miktarı normalin üst sınırlarındaki yüksek seviyelere yaklaştırmak daha iyi geliyor.

D vitamininin bağışıklık sistemine olumlu etkisi sadece koronavirüse değil diğer virüs ve bakterilere karşı da koruyucudur. Aynı zamanda vücutta kronik inflamasyonla ilgili romatoid artrit, Crohn hastalığı, lupus, inflamatuvar bağırsak hastalıkları, fibromiyalji gibi hastalıklarda da D vitamini önemlidir.

D vitamini seviyeleri düşük olan çocuklar ve yetişkinler astım, alerjik hastalıklar, soğuk algınlığı veya üst solunum yolu enfeksiyonları için daha yüksek risk taşır.

Yazının devamı...

Bu kış savaş kızışıyor, hazır mısınız?

2 Kasım 2020

Yeni korona virüsle olan savaşımız maalesef hala devam etmekte. Ne ilginçtir ki burada tüm devletler sınır, din, dil, ırk gözetmeksizin aynı tarafta ve karşılarında mikroskopla görülebilecek kadar küçük bir varlık var. Bu küçük mikrop tüm insanlığa karşı gelerek aylardır dayanıyor ve geçen bunca zamana, harcanan bu kadar çabaya rağmen daha da güçlenerek dayanmaya devam ediyor. Ölüm sayıları ve hasta sayıları yani bizim taraftaki kayıp da giderek artıyor.

Tek silahımız savunmayı güçlendirmek

Virüsle mücadelede başarılı olmanın tek yolu 3 silahşorumuz maske, mesafe ve temizlik. Ama tabi hep birlikte buna uymak gerekiyor. Bilerek ya da bilmeyerek bu basit üçlüyü atlarsak işte içinde bulunduğumuz çıkmaza gireriz. Bizi bu çıkmaza sokan ama bilmeden hareket edenlere biraz daha dikkatli olmalarını öneririm. Ancak bilerek kuralları çiğneyenler savaş suçlusu gibi hareket ettiklerini de bilmelidirler.

Ne yazık ki vücuda girdikten sonra bu virüsü yok eden bir ilacımız yok Yani insan vücudunu ülke sınırları olarak düşünürsek düşman saydığımız bu küçük virüs sınırı geçip esas saldırısına başladığında maalesef onu öldürecek bir silahımız yok. Küçücük mikrop koca vücudu ele geçiriyor ve birkaç kişilik haydut ordusunun kocaman bir ülkeyi ele geçirip yerle yeksan etmesi gibi kişinin ölümüne dahi sebep olabiliyor. Bu süreç tıpkı ülkenin alt yapısına askerlerinin gücüne, verdiği savaşın stratejisine bağlı olmasına benzer şekilde insan vücudunun sağlamlığına, bağışıklık sisteminin doğru çalışıp çalışmamasına göre değişiyor.

Ülkelerin savaşlardaki başarısı savunma organlarının gücüne göre değişir. Ya ordusu çok güçlüdür. Silahları korkutucudur. Hiçbir düşman ona saldırmaya cesaret edemez. Bunu sağlam ve güçlü bir bünyeye benzetebiliriz. Mikropla karşılaşır fakat bünye o kadar sağlamdır ki hastalığı hiç hissetmeden mikrobu yener.  Düşmanın galip gelmemesi için önce askerler in yeterli sayıda ve sağlam olması gerekir. Savaşta kazanmak için ayrıca stratejik güç, bilgi, yetenek ve istihbarat da önemlidir. Ordunun savaşa girmeden önce düşmanı iyi tanıması da çok önemlidir.   Düşmanla karşılaştığında ona göre silahlanmış ve eğitilmiş askerler le  daha savaş b aşlamadan onu geri püskürtmesi mümkündür. Bu görevi hastalıkla olan mücadelede yine bağışıklık sistemimiz üstlenir. Hastalığa özel bağışıklık farklı şekillerde kazanılır. Hastalığı geçirerek kazanılan bağışıklıkta düşmanı yani mikrobu tanımış ve onu yenecek kapasitedeki antikor dediğimiz silahlı askerler sayesinde tekrar aynı mikropla karşılaşınca hastalık oluşmaz. Bu bağışıklık düşmanı savaşta tanıyarak oluşur. Aynı düşmanın bir sonraki saldırısında bu tecrübeli askerler sayesinde savaş kazanılacaktır. Diğer tür bağışıklıkta önceden düşmanı tanıyan silahlanmış, eğitilmiş askerler orduya alınır ya da henüz gerçek saldırı gerçekleşmeden tatbikat yapılarak askerler tecrübelendirilir. Bu iki durumda da mikrop daha vücuda teşrif etmeden aşıyla bağışıklık kazanılmıştır.

Eğer sizi bu virüs gafil avladıysa yani hazırlıksız yakalandıysanız vay halinize zorlu bir mücadele sizi bekliyor demektir. Hele bir de içerde evvelce sızmış başka düşmanlarla uğraşıyorsanız askerleriniz, savunma sisteminiz bu yüzden yorulmuş çökmüş ise işiniz çok daha zor olacaktır. Yani vücudunuz özellikle bu içinde bulunduğumuz aylarda artan grip, soğuk algınlığı gibi hastalıklarla uğraşıyorsa ya da daha ileri derecede yıpratan kronik akciğer hastalığı, kanser, komplikasyonlu diyabet gibi hastalıklarla uğraşıyorsanız işiniz daha da zorlaşacaktır. İşte bu yüzden günümüzde de sinsi düşmanlar uğraştıkları ülkelerin önce içişlerini bozacak operasyonlarda bulunuyorlar. Karışıklık yaratacak hareketlenmeleri tetikliyorlar. İktidardaki kişilere karşı gelen ortalığı ayaklandıracak faaliyetleri körüklüyorlar. O bölgede terörü teşvik ederek devletin gücünün zayıflamasını sağlıyorlar.  Böylece hiç uğraşmadan kolayca koca memleketi ellerine geçirebiliyorlar. Bu nedenle karşımızda bu kadar tehlikeli bir mikrop varken diğer hastalıkların bizi yorgun düşürmesine izin vermemeli bünyemizi sağlam tutmalıyız. Bu da tıpkı ülkelerin savunma bakanlığı gibi vücudumuzun savunmasını üstlenen bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamızdan geçer.

Savaşta kazanan taraf olmak için

Eğer güçlü bir devlet olmak istiyorsak. Ekonomik ve siyasi olarak gücümüzü göstermek istiyorsak. Ülkemizin itibarı bizim için önemliyse bu tuzağa düşmeden birlik beraberlik içinde bir güç olmalıyız. Birbirimizi yemeyi bırakıp neyi daha iyi yapabiliriz diye düşünmeliyiz. Sorun değil çözüm üretmeliyiz. Yaptığımız eleştirilere makul çözümler üretmek için de zihnimizi yormalıyız. Sorunları elbirliğiyle beraberce çözmeliyiz. Bu birlik ülkenin başarısı olduğu gibi virüsle mücadelede tüm insanlığın başarıya ulaşmak için izlemesi gereken yol olarak karşımıza çıkar. Benzer şekilde virüsü yenmek için moralimizi bozmadan, motivasyonumuzu kaybetmeden, bıkmadan yorulmadan bizi kurallara uymaktan alıkoymak isteyenlere ya da yaşadığımız psikolojik yorgunluğa rağmen mücadeleye devam etmeliyiz.

Yazının devamı...

Grip için aşıdan daha etkili olan korunma

26 Ekim 2020

Sonbahar mevsimine girdiğimiz bu aylarda havaların soğumasıyla beraber insanlar açık alanlardan, parklardan, bahçelerden, teraslardan yavaş yavaş kapalı olan yerlere geçmeye başladı. Kapalı alanlarda bir araya gelmek ise yeni koronavirüs, soğuk algınlığı, grip gibi damlacık yoluyla bulaşan hastalıkların kolayca bulaşmasını sağlayarak daha da artmasına yol açıyor. Bunun üzerine bir de havaların soğuması sebebiyle olan üşütmeleri de katarsak bu hastalıklar açısından oldukça riskli bir mevsime girdiğimizi söyleyebiliriz.

Grip ve nezlenin farkı

Grip ve nezle yani basit soğuk algınlığı birbirinden farklı hastalıklar olmasına rağmen çok karışır. Nezlenin en sık görülen belirtileri arasında hapşırma, burun akıntısı beraberine burun tıkanıklığı, gözlerde kızarma, sulanma ve yanma bazen yüz ve alın bölgesinde dolgunluk hissi, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve boğazda gıcık hissi, öksürük, koku ve tat duyularında azalma sayılabilir. Yaklaşık bir hafta sürer. Genellikle ateş olmaz ve hastalık hafif bir şekilde ayakta geçirilebilir. Grip ise sıklıkla ani olarak 39°’ye varan ateş, şiddetli eklem ve kas ağrıları, bitkinlik, halsizlik, titreme, baş ve tüm vücut ağrıları, kuru öksürük ile beraber yatağa düşüren nezleye göre daha ağır seyir gösteren bir hastalıktır. 

Sebepleri aynı değil

Nezle, koronavirüsler, rinovirüsler ve RSV gibi virüslerin yol açtığı bir hastalıktır. Grip ise influenza adı verilen virüsün yaptığı bir hastalıktır. Bu virüsün A, B ve C olmak üzere üç tipi vardır. İnsanlarda grip hastalığına en sık neden olan influenza A virüsüdür. İnfluenza B ve C virüsü sadece insanlarda hastalık yaparken, influenza A virüsünün konak yelpazesi çok daha geniştir. İnsanların dışında örneğin kuşlarda, domuzlarda da hastalık yapar ve insanlara da bulaşır. Bu yüzden kuş gribi, domuz gribi gibi isimlerle anılmıştır. Influenza A virüsü, taşıdığı Hemaglutinin ve Neuroaminidase yüzey antijenlerinin farklı kombinasyonlarında farklı alt tiplere ayrılır. Bu nedenle bu antijenlerin baş harflerini içeren H ve N harflerinden oluşmuş farklı isimlerle anılır. Tarihe geçen büyük salgınlara yol açan grip virüsü bu gruptur. Örneğin 1918-1920 yılları arasında görülen İspanyol gribi influenza A grubundan H1N1 virüsünün ölümcül bir alt türünün yol açtığı bir salgındır.

Korunma yolları

Gripten korunmak öncelikle bulaşmasını önlemekle başlar. Bağışıklığımızı yüksek tutmak da ayrıca  önemlidir. Bunun için vitamin, mineralden zengin doğru beslenmek uykumuza dikkat etmek gerekir. Hapşırma, öksürük ve konuşma sonrasında damlacıklar etrafa yayılıp havada asılı kalır ve en çok 30 cm ile 2 metrelik bir alan da bulaşıcılık etkisini gösterir.  Özellikle kapalı alanlar,  toplu taşıtlar, asansör, sinema, tiyatro, konser salonları, restoranlar bulaşmayı daha da kolaylaştırır. Gripten korunmanın bir yolu da grip aşısıdır. Grip mikrobunun her sene mutasyon geçirmesi sebebiyle tam koruyuculuğu yoktur. Bir önceki grip sezonunda dolaşan virüs türü esas alınarak hazırlanır.

Yazının devamı...

Kelimelerin kalbine sağlık

19 Ekim 2020

Yeni koronavirüs adını insanlık tarihine gittikçe daha derin harflerle yazdırıyor. Burada aslında bize hatırlatmak istediği çok önemli bir mesaj var. Ne kadar başımıza dert olarak kalırsa kalsın, ne kadar derin yaralar açarsa açsın bazı kişiler tarafından bu mesaj pek anlaşılacağa da benzemiyor. Gerçekte insanlığın düşmanı salgın hastalıklar, kronik hastalıklar, açlık, yoksulluk, doğal afetler olmalıdır diye düşünürüz. Oysa tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de insanların birbiriyle kıyasıya mücadelesi, terör ve savaş anlamsız bir şekilde devam ediyor. Bundan beslenenler, isteyenler ve körükleyenler azımsanmayacak kadar var. Bunları görmek ne kadar üzücü olsa da dünyada insanlık adına, birlik, beraberlik adına güzel faaliyetler de oluyor. Size insanın kalbini ısıtan ve insanlık adına benim hâlâ umudum var dedirten bu faaliyetlerden birinden bahsetmek istiyorum.

Gençleri kazanmak

“Aux coeur des mots” sözü Fransızca’da “kelimelerin kalbinde” anlamına geliyor. Aynı zamanda Monako’da Monako Prensi Albert II’nin himayesinde kurulmuş ve onursal başkanı olduğu bir hayır kuruluşunun adı. Kurucusu ve başkanı benim de yakından tanıdığım ve başarılı bir iş kadını olan Hilde Haneuse Heye. Kuruluşun amacı, yeryüzündeki gençlere insanlık adına önemli değerler için farklı konularda birlik ve beraberlik kazandırmak. Bu amaca yönelik konular içeren hikaye, şiir gibi alanlarda yarışmalar düzenlemek. Beni bu hanımla, Prens’in sarayında danışman olarak çalışan ve fikirlerine çok güvendiğim arkadaşım Anne-Marie Boisbouvier tanıştırmıştı. Bu güzel tanışmanın devamında dünyadan çeşitli ülkelerin katılımı ile gerçekleşen bu anlamlı yarışmaya Türkiye’yi de katmayı istediklerini belirttiler.

Monako Prensi Albert II’nin onursal başkanı olduğu “Aux coeur des mots” adlı hayır kuruluşunun uluslararası elçileri arasında olmaktan gururluyum.

Türkiye de katılıyor

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen yarışmaya Türkiye de ilk kez katılıyor olacak. Yarışmanın bu seneki temasına uygun “Hepimizin mutlu olduğu bir dünya” isimli şiirle katılan Türkiye ekibine tüm kalbimle başarılar diliyorum. Yarışma dili Fransızca ve dünyada çeşitli ülkelerde Fransızca eğitim yapan okullardaki 12-15 yaş arası öğrenciler arasında yapılıyor. Seçilen konular Birleşmiş Milletler’in sürdürülebilir kalkınma hedefleri arasından seçilmiş üç esas tema üzerinde yoğunlaşıyor. Bunlar nitelikli eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, insana yakışır iş ve ekonomik büyüme gibi başlıkları içeriyor.

Uluslararası elçiler

Yazının devamı...

Kovid-19’u geçirmeden bile sağlığımız bozuluyor

12 Ekim 2020

Yeni koronavirüs neredeyse bir yılı dolduracak hatta eskimeye bile yüz tuttu diyebiliriz. Epey zamandır bizimle ve bir türlü de gitmeye niyeti yok gözüküyor. İnsanlığın başına dert olan bu mikrop hasta ettiklerini az veya çok etkiliyor. Ancak Covid-19’a yakalanmayanların da sağlığını çeşitli sebeplerle ve farklı derecelerde etkiledi. Bu etkilenme doğrudan virüse bağlı olmasa da bu hastalığın yarattığı bir takım sebeplerin sonucu olarak karşımıza çıktı.

 Şişmanlık ve  obezite artışı

Covid-19 yüzünden çoğumuz evlere kapandık. Hareketimiz azaldı. Başlangıçta yasak olduğu için istesek de dışarı çıkamadık. Altmış beş yaş üzeri büyüklerimiz daha da uzun süre evlere kapatıldı. Daha sonra normalleşme döneminde de yine de virüs bulaşma tehlikesini düşünerek ev dışında vakit geçirmeye çekinir hale geldik.

Aylardır devam eden bu durum evde oturarak vakit geçirmeyi alışkanlık haline getirmemize sebep oldu. Sonuçta hareketin azalması birçok sorunu da beraberinde getirdi. Bunlardan en önemlisi alınan ve harcanan kalorideki dengesizlik ile karşımıza çıkan kilo artışı oldu. Yiyeceklerden
aldığımız kalorileri yakamadığımız için
yağ olarak birikmeye başladı.

Fırına markete gitmeyelim de evde yapalım diyerek pişirdiğimiz mis gibi kokan ekmekler kiloları daha da artırdı. Evde canı sıkılan vakit geçirmek için mutfağa girip maharetlerini göstermek istedikçe olay daha da vahim bir hal aldı. Sonuçta birçok kişide aynı şikâyet belirdi. Pandemi yüzünden şişmanladım derken acaba bahane mi arıyorduk sorusu da akıllara geliyor tabi.

 Efor kapasitesi  düşüklüğü ve  tembellik

Yazının devamı...

Kovid-19 ile karışan belirtiler

5 Ekim 2020

Yeni tip koronavirüs vaka sayıları artıyor bu hastalıktan nasıl kurtulacağız derken bir yandan da tüm dünyanın ilk kez karşılaştığı bu virüsü daha iyi tanımaya çalışıyoruz. Bünyemize hiç istenmeden habersizce giren bu davetsiz misafir geldiğini nasıl haber veriyor nasıl gizleniyor çözmeye çalışıyoruz. Sülalesini tanıdığımız için az çok kendisi hakkında da biraz fikir sahibiyiz. Ama bu zamane yaramaz hakikaten herkesi bezdirdi.

Asemptomatik kişi

Bu sinsi mikrop damlacık yoluyla hem de çok hızlı bir şekilde kolayca bulaşıyor. Bazı insanlarda hiçbir belirti vermeden çoğalıyor. Kolayca ve hızlı bir şekilde yayılmasının en büyük sebeplerinden biri de bu. Her şeyden önce kişi kendini sağlıklı gördüğü için ortalıkta rahatça geziyor. Bir şey bulaştırma tehlikesi yok zannederek iyi bir şekilde dikkat de etmiyor. Tıpta biz semptom yani belirti göstermeyen bu kişilere “asemptomatik” diyoruz. Asemptomatik bir kişi virüsü yakınında bulunan birine bulaştırdığında bazen hastalık o kişide çok ağır seyredebiliyor. Yani maalesef bu virüs bazı insanlara sanki garezi varmış gibi onları çok hasta edebiliyor. Yatağa düşürüyor, yoğun bakımlık ediyor hatta öldürüyor. Kimlerle iyi geçinip bir şey yapmıyor ya da kimlere fenalığı dokunuyor onu önceden kestirmek biraz zor. Virüslü kişiyle ne kadar süre yakın kalındığı yani alınan virüs yükünün burada önemli olduğu biliniyor. Bir de tabii ki söz konusu bir mikrop olduğu için bağışıklık sisteminin iyi çalışması da son derece önemli. Yani bu virüsün bizi gafil avlamaması için kendimizi korumayı iyi bilmeli ve vücudumuzun koruma kalkanı olan bağışıklık gücümüzü yüksek tutmalıyız. Yaşla birlikte bu sistemin işleyişinde aksamalar başladığından, kronik hastalığı olan kimselerde de bağışıklık sisteminin çalışması olumsuz etkilendiğinden bu özellikleri taşıyan kişiler koronavirüs açısından da risk grubuna girerler.

Ateş, yorgunluk, öksürük...

Yeni tip koronavirüsün en yaygın görülen belirtileri ateş, aşırı yorgunluk, halsizlik ve öksürük. Bu belirtiler en basit üst solunum yolu infeksiyonunda da karşımıza çıkabilir. Özellikle de şu içinde bulunduğumuz sonbahar mevsiminde çok sık karşılaşırız. Bazen tek başına yorgunluk bu mevsim geçişinde daha sık görülür. Beraberinde bir halsizlik, isteksizlik olabilir. Bunun için ille de bir infeksiyon söz konusu olması gerekmez. Sonbaharda çok sık gördüğümüz hafif bir depresyon hali de bunu yapabilir. Belki sadece tatil dönüşü uyku düzeniniz bozulmuştur. Bu nedenle kendinizi yorgun hissediyorsunuzdur.

Öksürüğün sebebi de bir boğaz infeksiyonu olabildiği gibi sinüzit ya da reflü de olabilir. Baş ağrısı da Kovid-19 belirtileri arasındadır. Ancak her başımız ağrıdığında da bu hastalıktan şüphelenmek doğru olmaz. Zira hepimiz biliyoruz ki baş ağrısının sebepleri saymakla bitmez. İshal, gözde kızarma, batma sulanma ile seyreden konjonktuvit, ciltte döküntü ve renk değişikliği de yine kovid-19 infeksiyonunda gözlenen ama sadece ona özgü olmayan belirtilerdir. Yediğiniz bir şey dokunmuştur ya da özellikle içinde bulunduğumuz sonbahar mevsimine geçiş döneminde kolayca üşütüp ishal olabilirsiniz.

Bir de aynı üşütmeyle hafif nezle oldunuz geniz akıntısıyla öksürük başladı, burun tıkanıklığıyla da baş ağrısı var işte buyurun korona korkusu.

Yazının devamı...