Salgına karşı kaç kişiyiz?

Şöyle bir bakın etrafınıza, kaç kişi salgınla mücadele kurallarına doğru dürüst uyuyor? Keşke sorumsuzluğun başkalarının hayatlarını da tehlikeye attığını bir anlayabilseler... Keşke başkasının yaşam hakkını tehlikeye sokmanın hukuki ve vicdani boyutunu kavrayabilseler...

Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca çok güzel bir soru sordu. Soru çok basit; insanları öldüren, ekonomimizi altüst eden, birçok kişiyi işsiz bırakan bu salgına karşı kaç kişiyiz? Kaç kişi bu salgının bitmesini ve normal hayata dönmemizi istiyor, kaç kişi istemiyor? Kaç kişi bu salgından kurtulmak için çaba harcıyor, üzerine düşeni yapıyor, kaç kişi hiç umursamıyor?

Bu kadar basit!

Üzerine düşeni yapmaktan bahsedince sanmayın ki bu fazladan bir görev ya da külfet. Aslında kişinin kendini hastalıktan korumak için yapması gereken minimum gereklilik. Ev dışında maske takmak, insanlarla arasındaki mesafeyi korumak, yüzüne, ağzına götürmeden önce elini yıkamak. İşte bu kadar basit. Eğer maske takmak sıcak mevsimde zor geliyorsa, o zaman mecbur kalınmadan sokağa çıkmamalı ama çıkıldığı zaman da mutlaka maske takmalı. Şöyle bir bakın etrafınıza, kaç kişi bu kurallara doğru dürüst bir şekilde uyuyor. Kaç kişi bu işin bilincinde hareket ediyor?

Sağlık okuryazarlığı 

Okuryazar olmak sadece alfabeyi öğrenmek ve bir yazıyı eline aldığı zaman doğru okumak değildir. Daha ilkokula giderken sınıf öğretmenimiz bize okumayı öğretmişti. Hatta benim gittiğim ilkokulda okumayı sökenlere, bunu başardığını gösterir bir şekilde yakasına bir de kurdele takılıyordu. Bu kurdele ne kadar erken takıldıysa, o kadar başarılı bir talebesin demekti ve gururla taşınıyordu. O yaştaki bir çocuk için bu çok büyük başarı gibi görünüyordu.

Anlamak ve uygulamak

Ancak sonra asıl okuryazarlığın okuduğunu iyi anlamak ve bunun uygulamasını da iyi bilmek olduğunu öğrendik. Hatta okuduğunun doğruluğunu da sorgulayabilmek ve onu iyi değerlendirmek de buna eklendi. Tabii bu yetenek zamanla gelişiyor. Emek istiyor. Çalışma gerektiriyor. Hem çalışkanlık hem de kafayı çalıştırmak gerekiyor. Hatta bunu duyarlılık ve algı yeteneği ile pekiştirince daha da iyi değerleniyor. Tabii arkasından da başarı o zaman geliyor. Okuryazarlık bu anlamda değerlendirildiğinde değişik alanlarda karşımıza çıkabilir.

Kurallar bilinmeli

Örneğin ekonomi, hukuk, sanat gibi. Değişik ilgi alanlarına göre ilerletmek, derinleştirmek mümkündür. Ekonomi ile ilgili olarak paranızı yok yere kaybetmemek için minimum da olsa bilmeniz gerekenler olduğu gibi  hukukta da başınızı derde sokmamak için bazı bilmeniz gerekenler vardır. Bunlar için temelde bilinmesi gereken bazı kurallar vardır. Sağlıktaki okuryazarlık ise hayatınız söz konusu olduğundan hepsinden daha da önemlidir. 

Sıradan rakamlar değil, hayat onlar

Dünya Sağlık Örgütü, sağlık okuryazarlığını sağlığın korunması ve sürdürülmesi için bir bireyin sağlık bilgisine ulaşma, anlama ve kullanma  becerisi olarak tanımlar.

Burada özellikle Kovid-19’a karşı korunma tedbirlerini içeren bilgilere ulaşma konusuna değinmek istiyorum.

Gerek yazılı, gerek görsel, gerekse sözlü olarak hem de tekrarlayan şekilde bu bilgiler iletilmekte.

Hatta daha konuşmayı yeni öğrenmiş, okuma yazmayı henüz öğrenmemiş yaşlardaki çocuklarımız her gün televizyonda bununla ilgili mesajları vermekte.

Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca sık sık tekrar etmekte.

Ancak gelin görün ki bu uyarılara kaçımız doğru dürüst uyuyor?

Örneğin her gün akşam saatlerinde açıklanan günlük yeni koronavirüs hasta sayısı, yoğun bakımda yatan ya da solunum cihazına bağlı hastaların sayıları, ölen hastalarımızın sayısı sıradan rakamlardan çok daha farklı anlamlar taşımalıdır.

Ağır vakaların, ölümlerin her biri bir hayatı, belki kaybolan umutları, artık var olmayan bir geleceği simgeliyor.

Keşke virüsü hiç umursamadan kuralları çiğneyen ve böylece de hastalığa davetiye çıkaran belki okumuş ama kör cahil kesim bu rakamların esasında ne anlama geldiğini bir anlayabilse.

Her gün yayınlanan bu tabloyu, Kovid-19’a karşı olan uyarıları doğru okumayı bir öğrenebilse.

Bu sorumsuzluğunun sadece kendi sağlığıyla ilgili olmayıp, başkasının da hayatını tehlikeye soktuğunu bir anlayabilse.

Başkasının yaşam hakkını tehlikeye sokmanın hem hukuki hem de vicdani boyutunu bir kavrayabilse.

Beraber hareket ederek virüsü yok edebiliriz

Anlı şanlı zaferlerle dolu geçmişimizde verdiğimiz tüm mücadelelerdeki birlik beraberlik ruhumuz, burada neden dağılmış durumda anlayamıyorum. Her zaman illa ki topla tüfekle savaş ya da mücadele olmaz. Karşımızda ancak mikroskopla görülebilen bir virüs var. Maske, mesafe ve temizlik ile bu virüsten korunmak, hatta yok etmek mümkün. Yaşaması için mutlaka gerekli olan insan vücuduna tutunamayan virüs, bir daha gelmemek üzere hayatımızdan çıkabilir. Bunu da ancak bir ve beraber hareket ederek başarabiliriz. Kaçımız bunu istiyor? Bu salgına karşı kaç kişiyiz?

Salgına karşı kaç kişiyiz

İstanbul’da Caddebostan sahilinde önceki akşam piknik yapan vatandaşların maske takmadığı görüldü. l YILMAZ OKUR/DHA