Depremzede bir daha ‘yıkılmak’ istemiyor

30 Ekim’deki İzmir depreminde evleri yıkılan ya da hasar gören depremzedeler, devlet desteği bekliyor. Bir daha yıkılmamak için projeleri görmek, süreci birlikte oluşturmak ve kredilerde ödeme güçlerine uygun yüzde 0.30’luk faiz oranları ile uzun vade istiyorlar.

Türkiye, deprem ülkesi. O yüzden de hep ‘duyarlılık’. Son acı İzmir’deydi. Bir zamanlar enfes üzüm, enginar, narenciye, bamya, domates, bakla yetişen topraklar, Türkiye’nin son büyük depremini üretti.

117 cana malolan depremin üzerinden 6 ay geçti. Acılar ve özlem dinmiyor. Felaketin izleri ağır. Yıkılan evler, zarar gören binalar... Kentsel dönüşüm çabaları... Ağır, orta, az hasarlı binalarla ilgili düzenlemeler... Yeşil alan istekleri...

Depremzede bir daha ‘yıkılmak’ istemiyor

Binden fazla binada ve 5 bine yakın bağımsız inşaat bölümünde hasar oldu. Şu anda depremzede ailelerin boşaltılan, yıkılan, zarar gören binaları ile ilgili beklentileri var. Hasarın 5 milyar liradan fazla olduğu sanılıyor. Yaraların ne kadarı sarılacak, bürokratik engeller nasıl kalkacak ‘sıkıntı var’.

Depremden etkilenen insanların sayısı 10 binden fazla. O konuda da önümüzdeki günlerde yeni gelişmeler olacak. Bayraklı, Bornova, Buca, Seferihisar, Konak. Hasarlı evlerin ilçeleri... Depremle sarsılan, acının en büyüğünü yaşayan insanların şu anda yaşanan belirsizlikle ilgili sorunları var. Bir dokun, bin ah işit!

İlk günlerdeki duyarlılık, ilgi ve özenin azaldığı düşüncesindeler. “7 ada bazlı proje alanı geliştirildi, bu alan dışında kalan ev sahiplerine adeta (başınızın çaresine bakın) dendi” iddiasındalar. “Bizi dinleyin” diyorlar, “Alınacak kararlardan önce bize fikrimizi sorun”. Doğrusu bu. Projeleri görmek istiyorlar: “Nasıl, nerede, kaç metrekare? Hak kaybı nasıl önlenecek? Rezerv alanda kimlere yer verilecek? Maddi gücü olmayan ne yapacak? Devlet nasıl destek olacak? İzmir Belediyesi hak kaybını önlemek için imar planlamalarında depremzede lehine bir düzenleme yapacak mı?”

Sorular, sorular...

Hak aramak için İzmir Depremzedeleri Dayanışma Derneği’ni (İzdeda) kurmuşlar. Başkanları başından beri sorunların takipçisi Platform Sözcüsü Haydar Özkan.

Sancıları net: “Unutulduk!”

“Yardımlar ulaşmadı. Evine girenler eşya yardımından yararlanmayacak dendi. Oysa büyük bir belirsizlik vardı. Proje alanları neye göre, nasıl seçildi, bilmiyoruz. Oysa bize danışabilirlerdi. Tapular Hazine’ye devredildi. Ne kağıt imzaladığını bilmeyenler var. Evler küçüldü, 130 metrekare 80 metrekare oldu. Katlar değişecek. Zemin + 7 kat olan evler, zemin + 5 kat yapılacak. Mağduriyet olacak. DASK düşük metrekareli yapılmış. Ödemeler 750 TL ile 11 bin TL arasında. Birçok depremzede parasını alamadı. Bakanlıklar arası koordinasyonsuzluk var. DASK  bakanlığın değerlendirmesini kabul etmiyor, ödeme yapmıyor. Ortada kaldık.”

Ve en önemli istek: “Sayın Cumhurbaşkanı buraya özel bir temsilci göndermeli. Bizi dinlerlerse, sorunlar sağlıklı çözülebilir. Şu anda her şey ortada. 200 bin TL kentsel dönüşüm, 100 bin TL de konut kredisi. Ancak bunun 4-5 bin TL dönüşü var. Bu insanların çoğu emekli. Ödeyemezler. Onun için 0.30 faizli kredi verilirse mağduriyet önlenir. Devletimiz bu desteği esirgemez diye düşünüyoruz.”

Depremzede bir daha ‘yıkılmak’ istemiyor

Her şeye karşın umutlular.

Acıları hala yüreklerini dağlasa da, başlarını sokacak evleri için mücadele veriyorlar.

Hiç kimse ‘Eski bamya ve enginar tarlaları yeniden tarıma açılsın’ demiyor. Ama bundan sonrası için doğru planlama neden olmasın?

Yani tarım alanlarının tarım alanı olarak kalması, yapılaşmaya açılmaması. Binalarda zemin etüdü ve kat planlamalarının doğru yapılması. Kurallara uyulması. Yasaların dışına çıkılmaması. Denetimlerin etkin ve zamanında yapılması. Ömürlerini vererek aldıkları evi ‘tekrar satın alacak’ olmaları ağır gelse de, çaresizler.

Sorunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çözeceğine inanıyorlar.

KADINLARIN İMRENDİREN KOOPERATİF BAŞARISI

Ayvalık’tan güzel bir haber aldım. 18 girişimci, çalışkan, yürekli kadınımızın imrendiren bir başarısı. Kooperatifleşme yoluyla... Türkiye’nin gerçek ekonomik ve toplumsal çözüm yolunu onlar da bulmuşlar, görmüşler. Ayvalık Üretim ve Pazarlama Kooperatifi, kısa sürede önemli başarılara imza attı. Ürettikleri lezzetli, sağlıklı, kaliteli ve ekonomik.

Çabaları, binlerce alkışa layık. Kadınlarımız neylerse güzel eyler.

Depremzede bir daha ‘yıkılmak’ istemiyor

Küçükköy’de oluşturdukları kooperatif, Tarım Bakanlığı onaylı. Yani, ‘kalitesi tescilli’. Erişte, tarhana, reçel, sirke, turşu, mantı, kahvaltılık sos, asma yaprağı, sabun... Üretilen ve adeta kapışılan ürünler.

Ev kadınları hem aile bütçesine katkı oluşturuyorlar, hem de sosyal güvenceye kavuşuyorlar. Kooperatif atalık tohum ekiyor, geliştiriyor. Domatesten bibere her türlü sebze, meyve ekimi de tamamen organik koşullarda yapılıyor. Ayrıca hem lezzetli, hem sağlıklı bir ürün olan şevket-i bostan üretimine de başlamışlar.

Gurur duydum.

Ve özel bir not: Kadınlarımızın bu girişiminde en büyük destekçileri Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin. ‘Belediye başkanı’ nasıl olunur, gösteriyor. Hele tarımsal ekonominin gelişimine yönelik bu çabaları ‘unutulmaz.’

Yürekten kutluyorum.

‘1000 ÇİFTÇİ’ RAPORU

Cargill dünya çapında ilgi çeken ve örnek oluşturan ‘1000 çiftçi, 1000 bereket’ programının ilerleme raporunu yayımladı.

Özenle hazırlanmış raporda, çiftçi  köylü sayısının şimdiden 2 bin 200’ün üzerine çıkması da sevindirici.

Çalışmayı daha önce irdelemiştim; ama raporda üretici  çiftçi açısından önem arzeden bazı notları hatırlatmak isterim:

“Programa katılan üreticilere elektronik ürün senedi ve lisanslı depoculuk, tarlada sıfır atık, kar  zarar tablosu oluşturma, tarlada iş sağlığı ve güvenliği, dijital tarım pazarı, toprak analizi, finansal okuryazarlık ve bütçeleme, tarla sağlığı takibi eğitimleri verildi. 13 bin 319 dekarlık alanda uydudan tarla sağlığı takibi yapıldı. Çiftçi ve köylünün verimliliği yüzde 20’ye yakın oranda artırıldı.”

Çiftçi ve köylü gelişecek, eğitimden payını alacak, üretim artacak ve ‘mutlu Türkiye’ için en değerli adım böyle atılacak.

Kapanmak ya da kapanmamak! Mesele bu!

Kovid  19’la mücadelede en etkin adımdı ‘kapanma’. Neredeyse üç hafta ‘evde kalma’. Aslında iyimser bakış açısı ile ‘daha sağlıklı olma’nın ilk adımı... Pandemi ile mücadelede yeni bir strateji. Hastalığın yayılmasını önleme...

Depremzede bir daha ‘yıkılmak’ istemiyor

Ama öyle mi oldu? Kapanacakken tüm önlem ve uyarılara rağmen açıldık saçıldık! İstanbul başta olmak üzere büyük kentler tatil beldelerine aktı. Devlet öncülüğündeki ‘sağlık adımı’, oldu ‘tatil’!

Antalya, Bodrum, Marmaris, Fethiye, Datça, Kuşadası, Çeşme, Ayvalık. İşte son taze rakamlar: Fethiye ve Bodrum’da nüfus 500 bini aştı. Kuşadası ve Marmaris’te 300 bini, Ayvalık, Datça ve Çeşme’de 150 bini... Kış nüfusunun neredeyse 4 - 5 katı bir nüfus. Belki daha fazla.

Oteller de kontrol var. Ama kiralık evler ‘lebaleb’. Ne belediyeler hazır, ne altyapı...

Üstelik uzmanların değerlendirmeleri çok açık:

“İstanbul’dan Türkiye’nin her yerine hastalık taşınmış olabilir. Üstelik en tehlikelisi, Hindistan’ı yakıp yıkan Hint mutasyonun da İstanbul’da görüldüğünü unuttuk. Evlerde kalıp salgınla mücadele edecekken, yollara düşüp varsa bir risk çoğaltmış olduk.”

Acaba diyorum, kapanmada herkesin bulunduğu şehirde olması şartı getirilemez miydi? Bu yapılsa beklenen amaca daha kolay ulaşılamaz mıydı?

Bir korkum daha var. Birkaç ay sonra turizm sezonu açılıyor. Turist beklediğimiz gözde turizm merkezlerimiz de İstanbul ağırlıklı ‘tatil kaçamağı’ sonrasında ciddi bir riskle karşılaşabilir miyiz?

Bu sorular kafamı kurcalıyor.

Shakespeare’in unutulmaz dizelerini anımsıyorum bilmem kaçıncı kez: “..Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor/ yürekten gelenin doğal rengini../Olmak ya da olmamak!/ İşte bütün mesele bu...”

Kapanmak ya da kapanmamak… Mesele mi?

Enginar bereketi

Bitkilerin kraliçesi... Her derde deva. Özellikle de kötü kolestrolü, mide ve karaciğer rahatsızlığı olanlara. İnsanı baştan yaratan bir ‘toprak mucizesi’. Enginarın tam zamanı.

Özellikle Ege Bölgesi’nde her yerde bol bol enginar toplanıyor, tarladan mutfağa uzanıyor. Aydın İncirliova, Koçarlı  Efeler , Nazilli, Manisa - Salihli, Akhisar, İzmir - Urla, Seferihisar, Karaburun, Çeşme ‘enginarseverlerin uğrak yeri’.

Depremzede bir daha ‘yıkılmak’ istemiyor

Dalından toplayanlar da var.

Fiyata gelince... Üretici memnun. Geçen yıl 1, 1.5 liraya kadar satılan enginarlar bu yıl 2.5  3 lira. Kabuktan sıyrılıp satılanlar 50 kuruş, 1 lira daha yüksek. Geçen hafta Çeşme pazarından 5’ini 20 liraya aldım. Ürün verimli.

Üreticinin yüzü güldü. Enginar üreticileri uyarıyor:

“Sakın sapını ve yapraklarını atmayın. Birlikte pişirin. Onlar da şifa kaynağı. Tepeden tırnağa ilaçtır bizim enginarımız.”

BURHAN FELEK OLSA…

‘Hayat o kadar zor ki... Gülelim’

Gazeteci, yazar, spor adamı ve hukukçu. Bir ‘İstanbul beyefendisi’.

Vefatının üzerinden çok yıllar geçti (1982).  O yüzden de yeni kuşakların yeterince bilmemesi doğal. Ben de tanıma onurunu yaşayamadım, sadece son yazılarına yetiştim. Birçok gazetede yazmasına rağmen, son durağı olduğu için belki de, Milliyet’in unutulmaz köşe yazarı.

Neredeyse 70 yıldan fazla daktilonun başında olmak, kalem tutmak. Yazmak, yazmak... Yorum yapmak, yol göstermek, ışık tutmak. Bazen eleştirmek, daha iyi için. Bazen övgü, güzeli, doğruyu ve doğalı desteklemek adına.

70 yıldan fazla her gün köşe yazdığı için ‘uluslararası rekor’ sahibi. Dile kolay, yıllarca halka seslenmek. Bıktırmadan, yormadan.

‘Şeyhül muharririn’. Yani ‘en kıdemli yazar’. Yazarlar yazarı. En değerli, önemli.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin de efsane başkanı. ‘Legion d’honneur’ ödüllü, spor adamı kimliği ile Balkan ve Akdeniz Oyunlarının kuruluş ve gelişiminde katkısı olan bir büyük değer. Her kesimin sevdiği bir yazardı. Farklı yorumu, üslubu nedeniyle belki de.

Bugün hayatta olsa, yine bal tadında şu satırları yazardı hiç kuşkusuz:

“Nasrettin Hoca, Bektaşi fıkraları, bir dönem aralarına karışıp akran olduğum orta oyunu ustaları ne güzel şeyler anlatırdı, ne anlamlı dersler verirdi. Keşke gülmeye ve güldürmeye önem versek, daha çok özen göstersek... Hayat, o kadar zor ki... Öyle sıkıntılar var ki... Tabiat, insanlar üzerinde zaten yeterince sıkıntı ve faciaya neden olmakta. Ben biraz gülmeyi, güldürmeyi tercih ediyorum.”

MUHTARIM DİYOR Kİ…

‘Doğamıza zarar verecek’

Karadeniz’e uzandık bugün. Bir süreden beri taş ocağı tartışmalarının odağındaki güzeller güzeli İkizdere ilçemize. İkizdere’de balı, çayı, meyvesi, sebzesi, havası, suyu dillere destan Gürdere Köyü’ne. Bir dönem Erzurum üzerinden sızmak isteyen teröristlerin karşısına ‘aslan gibi’ dikilen, askerimizi Onların karşısına çıkartmayan yiğitler diyarı Gürdere Köyü.

Depremzede bir daha ‘yıkılmak’ istemiyor

Erdoğan Başhasanoğlu, tepkilerin yoğun olduğu Gürdere Köyü Muhtarı. En doğru bilgi elbette yurtsever, sevilen, çalışkan Muhtarımız Erdoğan Başhasanoğlu’nda. Değerlendirmesi şöyle:

“Keşke bize önceden bu konu anlatılsaydı, ben vali beyimize, kaymakamımıza teşekkür ediyorum. Bizi saatlerce dinlediler, çözüm aradılar. Ekonomik değeri olabilir, ama bu ocak bölgeye, doğaya zarar verecek. Su kaynaklarımız orada. Zarar görecek. Arı kovanları var, çay var, yüzlerce meyve ağacı var. Hepsinden öte bu doğayla barışık hayat, bizim vazgeçilmezimiz. Sebzemiz, meyvemiz. O yüzden de devletimize sesleniyorum. Bizim sözlerimize kulak verin, büyük zarar olacak, yazık olacak. Bir şeyi daha söyleyeyim, biz kendi hakkımızı kendimiz savunuruz. Dışarıdan gelip bu konuda spekülasyon yapanlar var. Onlara da tepkiliyiz. Biz devletimize şikayetimizi anlatıyor, tepkimizi dile getiriyoruz. Bu dışarıdan gelen gruplar bizim girişimimize de engel oluyor. Bu bilinsin.”