Suyu 30 yıl önce kurtarabilirdik!

Kuraklık adım adım geldi, biz hiçbir şey yapmadık. Oysa 1993 tarihli bir rapor, öyle uyarıcı ki. Dönemin Başbakanlık Başdanışmanı Güneş Gürseler hazırladığı raporda, bugünün fotoğrafını çekmiş ve Su Barışı’nı önermiş.

Bazen kaçan balık büyük olur. Bazen bilimin, bürokrasinin, araştırma - geliştirme çalışmalarının değerlendirmeleri dikkate alınmaz. Şimdi susuzluk, kuraklık, iklim krizi hep gündem. Oysa çok yıllar önce bu konularda yapılan çalışmalar da ‘ne denli özensiz’ olduğumuzun göstergesi. Bunlardan biri Orta Doğu Su Barışı projesi. Altındaki imza Türk siyaset ve bürokrasi hayatının saygın ve önemli isimlerinden Hukukçu Güneş Gürseler’e ait. Başbakanlık eski Başdanışmanı, TBMM’de Çevre Komisyonu’nun ağır topu.

Su Barışı adını verdiği proje siyasi - bürokratik engellere takılmasa, uygulansa, belki de bugün Orta Doğu Ortak pazarı kurulmuş olacaktı. Kuraklık, susuzluk, açlık ve üretim yetersizlikleri bir ölçüde ortadan kalkmış olacaktı. Üstelik o dönem BM Avrupa Ekonomik Komisyonu raporları da başta Türkiye olmak üzere kuraklık beklentisi yüksek ülkeleri 2000’ler için uyarmış. Rapor Başbakanlık arşivinde.

Suyu 30 yıl önce kurtarabilirdik

Bugünkü tehlike göstere göstere gelmiş. Raporun bir başka çarpıcı noktası, bugün sıkıntı çekilen tarımsal üretim kaybına da işaret etmesi. Ve ‘su tasarrufu’. Belki de ilk kez bu raporda, 30 yıl önce, Türkiye ve kuraklık yaşayacak ülkeler adına ‘en hayati konu’ olarak dillendirilmiş. Gürseler’in o dönem bazı çevrelerce ‘ütopya’ diye küçümsediği 15 Ocak 1993 tarihli raporda tarihsel önem arz eden saptamaları şöyle:

- Su kaynaklarındaki kıtlık ve genel azalma bölge tarımını gelecekte çok olumsuz etkileyecek ve tarıma dayalı ekonomileri yıkıma götürecektir.

- Orta Doğu barış sürecinde su, toprak kadar güçlü, petrol kadar temel konudur.

- Suriye ve Irak’taki tarımsal sulama alanlarının artırılması projeleri bölgede suya talebi artırmaktadır.

- Bütün sorunların temelinde suyu paylaşma kavgası yatıyor. Giderek şiddetini artırması ve savaşa dönüşmesi her zaman olanaklı.

- Sorun, suyu verimli kullanmak ve suyun yenilenebilme kapasitesini aşmayacak şekilde sürdürülebilir politikaları yaşama geçirmek.

- Su esas alınarak Orta Doğu’da kalıcı bir barış oluşturulabilir.

- Su tasarrufu bugünden başlayarak Orta Doğu’nun temel kavramı haline getirilmelidir.

- Bu dönemde uygulanacak politikalar: Nüfus artışının durdurulması, ortak çevre politikası, su savurganlığının sınırlanması, en uygun tekniklerin en etkin şekilde kullanılması, geri kazanım kapasitesinin artırılması, ortak tarım politikaları, ortak barajlar ve buna bağlı sulama programları, ortak enerji politikası, çarpık kentleşme ve düzensiz sanayileşmenin önlenmesi.

Uyarılar dinlenmedi

Güneş Gürseler’in bugün değerlendirmesi şöyle:

“Yaşamak için tüketmek zorunda olan ve tükettikleri ile de doğayı kirleterek çevre kirliliği yaratan ender canlı türü olan insanın varoluşundan bu yana aralıksız sürdürdüğü bu eyleminin gezegenimizi getirdiği nokta, küresel ısınma, iklim değişikliği, kuraklık, su kaynaklarının, ormanların, canlı türlerinin yok olması, kutupların erimesi ve diğerleri. Bu noktaya adım adım bilerek, izleyerek gelindi. Uyarılar oldu ama dinlenmedi. Orta Doğu Su Barışı adlı işbirliği ve barış projesini 1993 yılında Başbakan Başdanışmanı görevinde iken hazırladım. Amaç, Orta Doğu ülkelerinde her dönemde yoğun olarak yaşanan ve giderek savaş sebebi haline gelen susuzluk sorununun çözümü için çözüm üretmekti. Su, geleceğin Orta Doğu Ortak Pazarı’nın ortak çıkış noktasıydı. AB’nin temeli kömürdü, Orta Doğu Ortak Pazarı’nın da temeli su. Aslında bölgedeki su kıtlığını yönetmeyi barışı gerçekleştirme olanağı olarak da kullanmak mümkündü.”

Rakamların dili ve acı gerçekler

30 yıl öncesinden bugünü gören rapordaki çarpıcı rakamlar şöyle:

“Evsel kullanım için dünyanın her yerinde bir insan için günde en az 100 litre yani 35 m3 su gereklidir. Bu, 5 milyar insan için yaklaşık 180 km3 su demektir. İnsanın yıllık ortalama toplam su kullanımı 800 m3 tür.

Dünya nüfusu yılda ortalama 80 milyon artmaktadır, işte sadece bu artış her yıl 64 milyar m3 suyu gerektirmektedir. Yeryüzünde genel su kullanımı 1940 ile 1980 arasında iki katına çıkmıştır. Yapılan araştırmalar 2000 yılına kadar bu kullanımın tekrar iki kat daha artacağını göstermektedir. Su kullanımında öngörülen bu artışın üçte ikisi tarımsal kullanıma gidecektir.

Buna karşılık dünya nüfusunun yüzde 40’ı daha şimdiden su kıtlığı çekmektedir. 1970’li yılların enerji krizi, 1980’lerden başlayarak yerini su krizine bırakmıştır ve 2000’li yılların ana sorununun da bu kriz olacağı anlaşılmaktadır.”

Hedef eski AB!

Yeni - eski tartışmalarının kamuoyu gündeminde sıkça yer aldığı bugünlerde hem Avrupa Konseyi, hem de Avrupa Birliği (AB)  özellikle ‘iklim krizi’ yansımalarının ciddi boyutlara ulaşması sonrasında yeni önlemleri devreye sokuyor. Bu anlamda artık 2050’ler olarak öngörülen karbon emisyonları kontrol mekanizmaları birçok ülke için 10 yıl geriye çekilecek gibi görünüyor.

Suyu 30 yıl önce kurtarabilirdik

Hatta  AB çeşitli komisyonlarda da ele alınan ve irdelenen ‘iklim krizi tehditleri’ sonrasında ‘eski AB’ye dönüş’ kararı bile aldı. Bu karar ile AB ülkelerinin karbon gazı salımında 1990 rakamlarına ve çizgisine dönmesi hedefleniyor. Yani hedef, eski AB! Slogan:  Haydi 1990 ortamına! Çalışmalar 40 yıl önceki rakamları tutturmak için. Çevre ve doğayı kirleten emisyonlarda eski oranları yakalayarak biraz derin nefes almak hedefleniyor. Bunun için de karbon emisyonlarının ve kirliliğin en az bugünkü rakamlar ele alındığında yüzde 50 oranında azaltılması temel çaba.

Çörek otu bereketi

Tarım ve Orman Bakanlığı, Uşak Valiliği ve İl Tarım Müdürlüğü çabaları ile Uşak’ta nadas alanlarının daraltılması projesi kapsamında üreticiye bir süre önce bir ton çörek otu tohumu dağıtıldı. 1000 dekarlık bir alanda ekim gerçekleşti. Zamanla bu alan 16 bin dekarı aştı. Neden mi? Çünkü sonuç iyi. Verimli ve karlı. Üretim arttı. 800 ton, 1170 ton ve bu yıl 1300 ton çörek otu. Fiyatı 25 lira düzeyinde. Üretici 33 milyon liranın üzerinde gelir elde etmiş. Akılcı planlama, etkin koordinasyon... Bu anlamda Uşak Valisi Funda Kocabıyık’ın emek, motivasyon ve desteği çok önemli. “Daha iyi sonuçlar elde edeceğiz. Türk çiftçisi her şeyin en güzelini gerçekleştiriyor. Biz sadece önlerini açtık” diyor. Son derece mütevazı. Ben de kadın eli diyeceğim.

SABAHATTİN ALİ OLSA...

‘Kelimeler kimseye çarpmasın’

Türk edebiyatının en büyük isimlerinden biri. Ne sözler, ne değerlendirmeler, ne saptamalar! Bir yazarın bugün bile bu denli çağdaş olması... Keşke aramızdan o kadar genç yaşta koparılmasaydı. Ben dost sohbetlerinde,  “10-15 yıl daha yaşasaydı, yazsaydı, Nobel onundu” dedikçe, birçok edebiyatsever de destek verir hep. Kim bilir!

Sadece Kürk Mantolu Madonna mı? Bütün eserleri, şiirleri muhteşem. Dön, dön, yeniden oku. Ben hep kaybedilmesine, işkence görmesine, ‘Anadolu’da bir mezarı olmamasına’ üzülürüm. Ne yazık! Onu kitaplarından, yaşam biçiminden, sözlerinden tanımak da çok güzel. Bugün hayatta olsa, yine o muzip ve tatlı gülümsemesi ile şunları dile getirirdi ısrarla: “Şimdi konuşmuyorum, seneler sonra da konuşmayacağım. Hiçbir zaman karşılarına geçip intikam almayacağım. Düştüklerinde iyi olmuş bile demeyeceğim. Benim kelimelerim sesimden çıkıp kimseye çarpmayacak. Keşke bunun anlamını biraz olsun bilseydiniz. Ama unutma, taş duvarlar arasındaki karanlığımın senden başka penceresi yok. Herkese içindeki iyilik kadar iyi bir hayat dilerim.”