Tarlalar satılıyor çiftçiler kayıp!

Türkiye’de 20 yılda 3.5 milyon hektara yakın tarım arazisi kaybedilmiş, çiftçi sayısı da hızla azalıyor. Yabancıların aldığı tarlalar 16 milyon metrekareyi buldu. Yatırım var mı? Devletin net kurallar koyması şart. Benim önerim, satış öncesi yatırım ve istihdam garantisi protokolü.

TBMM’de kurulan en etkin komisyonlardan biri hiç kuşkusuz, İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu. Önemli değerlendirmeler yapılıyor, bilgiler paylaşılıyor, Türkiye’nin geleceği adına bazı birikimler sağlanıyor. Sonucun iyi olacağına inanıyorum.

Gerek milletvekillerinin soru önergeleri, gerekse TBMM Komisyonu’nun verileri bazı konularda dikkat çekici. Örneğin, tarım alanlarının miktarı. 2001 yılında 26 milyon 350 bin hektar olan tarım alanı 2021 yılına geldiğimizde 23 milyon 137 bin hektara gerilemiş. 3.5 milyon hektara yakın eksilme. Üstelik azalma sürüyor. Net rakamla 3 milyon 213 bin hektar.

Tarım arazilerindeki bu kayıpları geleceğin dünyasında arayacağımız kesin. Özellikle arazi ve tarla spekülasyonu yapanlara dikkat. Yerel yönetimlere de bir çağrım var, imara açılacak yerler konusunda ‘gelecek kuşaklara yeşil, kendine yeten ve doğayla barışık bir belde’ sözümüzü unutmayalım.

Rakamlarla yolculuğa devam... 2021’e kadar yabancı gerçek kişilerin aldığı tarım vasıflı arazi 16 milyon 265 bin metrekare. Yabancıların sahibi olduğu tapulu çok sayıda gayrımenkul de var.

Tarlalar satılıyor çiftçiler kayıp

Benim ilgi alanım tarım, ekoloji, ekonomi, çevre, doğa. İnsanın aklına şu soru geliyor: Bu yabancılar tarım arazilerini neden alıyor? Bunların kaçı gerçek anlamda tarımla uğraşıyor? Acaba ‘İçimizdeki İrlandalı’ misali kaç kişi gelecekteki rant uğruna bu tarımsal arazilerin sahibi oldu?

Ben devletin bu konuda ciddi bir araştırma yapacağı inancındayım. Öyle ya, bu satın alınan yerler  ‘vatan toprağı’. Ayrıca ‘tarımsal’ özellik taşıdığı için de toplumun geleceği. Bu konuda ciddi araştırma yapılması gerekli.

Bu konulara yıllarını vermiş bir kişi olarak öneri üretmek de görevim: Yabancılara yapılan tarım arazileri satışında mutlaka bir üst limit olmalı. Yani parayı veren her yeri satın alamamalı. Belki yatırım ve sonrasında yapılan değerlendirmeler ile bu tür satışlara kesin onay verilebilir. İstihdam ve yerli hammadde kullanımı gibi maddelerle... Dediğim şu, ‘ön satış anlaşması’. Belli bir yılda belli bir miktar yatırım. İstihdam yaratma zorunluluğu. Satışta 10 yıl sınırı ya da ‘yüksek vergi’.

Birçok ülkede uygulanıyor. ‘Rant olmasın’ diye. Örneğin, 5 yıl ‘ön satış protokolu’. En az 10 milyon dolar yatırım. 100 kişilik istihdam. Ve satış. O da 49 yıllığına.

Üretimi bırakıyorlar

Türkiye’de çiftçi sayısı da hızla azalıyor. Temel neden, ‘yaşanan sıkıntılar’. Girdilerdeki artışlar. Tarım arazilerinin imara açılması ile elde edilen yüksek kazanç. Son 10 yılda Çiftçi Kayıt Sistemi’ne göre, 2 milyon kadar çiftçinin üretimden vazgeçtiği anlaşılıyor. 5 yılda kapanan işletme sayısı 200 bin.

Gelişmelere köylü - çiftçi gözü ile bakma zamanı. Büyük Önder Atatürk’ün ‘Milli ekonominin temeli ziraattır’ sözünü hatırlayarak.

Tarla, bağ, bahçe ‘haraç mezat’

Yabancılara ait tarla, bağ, bahçe, zeytinlik ve fındıklık alanların büyüklüğü 2021 yılı itibarıyla 16 milyon 265 bin 176 metrekare. Bir de başkaları üzerine alınanlar var. O da neredeyse bir bu kadar, tahminim.

Ciddi bir sorun! Neo liberal politikalar, küreselleşme, sermayenin yayılması ve el değiştirmesi, başka nedenler de sayılabilir. Sonuç, üretici - çiftçi para kazanamıyor ki, tarımdan ve üretimden çekiliyor.

2000’li yılların başında Türkiye’de 41 milyon 200 bin hektara yakın tarım  alanı varken, bu alan 3.5 milyon hektar azalarak 37 milyon 700 bin hektar noktasına düştü. Yani üreten topraklar azaldı, işin özü bu.

Enerjiyi depolayan kazanacak

Daha önce ifade etmiştim, lojistik alanında Türkiye adına yeni fırsatlar olduğunu. Olumlu gelişmeler devam ediyor. Avrupa Birliği’nin (AB) son dönemlerde iklim krizi, yoksulluk, kuraklık ve çevre sorunlarını gözeten politikaları ağırlık kazandıkça ülkemiz adına da yeni iş alanları öne çıkıyor. Katıldığım bilimsel toplantılarda da bu konulara işaret ediyorum. Çünkü konu önemli. ‘Konunun önemini anlamayanlar’ açısından bile.

Tarlalar satılıyor çiftçiler kayıp

‘2050’ye daha çok var’ diyenler kaybedecek. Şimdiden önlem alanlar, politika belirleyenler, çözüm üretenler ise kazanacak.

Şu net, AB ve gelişmiş ülkeler iklim krizi konusundaki önlem, öneri ve kurallara uymayanlara hiçbir taviz vermeyecek. Bu çerçevede yenilenebilir enerji kaynakları çok önemli. Uluslararası Enerji Ajansı da (IEA) ısrarla bu konuya dikkat çekiyor. Buna yatırım yapanlar kazanacak.

Türkiye’nin avantajları ortada. Rüzgar, güneş, dalga enerjileri konusunda ciddi hazırlıklar yapılıyor. Hatta deniz üzerinde ‘rüzgar enerjisi santralleri’. Bir başka önemli konu da ‘enerji depoları’. Yani enerjinin depolanması.

Birçok bölgesi neredeyse 12 ay güneş alan Türkiye açısından bu konunun da ne denli önemli olduğu ortada.

Enerjin var, üret, biriktir, depola, istediğin zaman ve yerde kullan. Slogan bu.

‘Enerji depolanması’ anlamında Türkiye çok özel avantajlara sahip. Yeter ki, bilimsel verileri, araştırma ve Ar-Ge çalışmalarını önemseyip çoğaltalım. Bunu yapanlar kazanacak.

Yine toplumsal köylülük mü?

Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki ekonomik ve siyasal başarıda kilit unsurlardan biri, kırsal kalkınma.

O zaman için ‘toplumsal köylülük’ denebilir ya da ‘köycülük’...

Tarlalar satılıyor çiftçiler kayıp

13.5 milyon nüfusun 10 milyonu kırsal kesimde yaşayan bir Türkiye. Feodalite egemen. Özellikle Doğu ve Güney Doğu’da her yer toprak ağalarının.

Dönemin Milli Eğitim Bakanı ve Türk Ocakları’nın etkin isimlerinden Reşit Galip’in Atatürk’ün istekleri doğrultusunda Türkiye’nin gelişimi adına attığı bir adımdı ‘toplumsal köylülük’.

Bir ilerleme modeli, Köy Enstitüleri’nin öncü yapı taşı, ekonomiye yeni bir soluk ve katkı. ‘Kendi kendine yeten Türkiye’ çabası.

Üreten bir köylü altyapısı kurulacak, borçlu olmasının önüne geçilecekti. Köylü kendi işleyeceği toprağa kavuşacak, eğitim geliştirilecekti. Türkiye üretecek, besleyecek ve kazanacaktı.

Kurucu kadroların zor koşullardaki çabaları o kadar önemli ki... Bugünler için de öyle yol gösterici ki... Birçok yazar, bilim insanı bu felsefe için yine kafa yoruyor. Ben de sık sık aktarıyorum. Çünkü önemli.

İşin özü şu, kalkınma ve ekonomik gelişimin en sağlıklı yolu tarım sektörüne destek.

Dert yananlara ekolojik sineksavar

Tarlalar satılıyor çiftçiler kayıp

Sıcaklar bastırdı, yazın belası sinekler büyük sorun. Kara sinek, sivri sinek ve türleri. Sohbetlerin de, gece deliksiz uykuların da ‘başbelası’.

Mücadele için çeşitli kimyasal ürünler, öldürücü maddeler... Köylerde yaşayan, kökü olanlar bilir aslında. Yüzyıllardan beri uygulanan bir yöntem vardır, hem bedava, hem de doğaya zarar vermeyen.

Ninelerimizin, dedelerimizin, eskilerin anlatımıyla boş naylonlara, şeffaf buzdolabı poşetlerine doldurun suyu. Sıkıca bağlayın ağzını. Bahçede, verandada, balkonda çeşitli yerlere asın bir güzelce. Poşetli su salındıkça çevresinde dolaşan sinekler de yaklaşıp yaklaşıp kaçarlar oradan. Suda kendilerini yiyecek bir canavar görürler adeta. Başları döner.

Ne güzel değil mi? İşte o yüzden çok yaşa üretici, bereketin bol olsun çiftçim.

AHMET TANER KIŞLALI OLSA...

‘Ben demokrat değilim’

Başarılı bir siyasetçi. Öğrencilerinin göz bebeği bir akademisyen. Türkiye için çözümler üreten saygın entellektüel.

‘İyi ve sevgi dolu bir insan’. Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı. Ülkemizde genç ve etkin bakanlar zincirinin önemli halkalarından. ‘Kubbede hep hoş sada bırakmış’.

Değerlendirmeleri, yazıları, yorumları ülkenin aydınlık geleceği içindi. Ne yazık ki, ‘karanlık eller’ tarafından susturuldu.

Taziye evine Sayın Bülent Ecevit’le birlikte gitmiştik. Ne acıydı. İnsanın tanıdığı, sevdiği bir değeri yitirmesi ne zordu.

Genç ve zamansız kayıplardan. Oysa Türkiye adına söylenecek o kadar sözü vardı ki.

Bugün yaşasa, her zaman ki sakin, ağır başlı, olgun tavrı ile şunları söylerdi:

“..Demokrasi, kendinden yararlananlar çoğaldıkça güçlenir; dışladığı insanların sayısı arttıkça zayıflar. Eğer demokrasinin olanaklarını demokrasiyi yıkmak için kullananlar demokrat ise, eğer dinin siyasetini ve ticaretini yapanlar demokrat ise, ben demokrat değilim.”

MUHTARIM DİYOR Kİ...

‘Ormanı sevmek ve korumak lazım’

Rize ile birlikte sel felaketi yaşadı Arhavi de. Ortacalar köyü bölgenin en eski köylerinden. 500 yıllık camii var. Gurur kaynağı. Nüfus 250 dolayında. Arhavi’ye 16 kilometre mesafede.Yazın sayı artıyor elbette. Bir de pandemi sürecinde köye gelenler çoğalmış. Tertemiz havası, yeşil ormanları ile bir cennet.Köylünün geçim kaynağı çay. Gurbetçi çok. İzmir’e, İstanbul’a, Aydın’a, Ankara’ya göçmüşler.

Ortacalar’da, başarılı, çalışkan ve özü sözü bir Muhtarımız var, İlhan Kekeva Anlatıyor: “Eskiden beri iyi hizmetler aldık. Elektrik, yol, su. Bizim burada orman çok. O yüzden de son sel felaketinde zarar az oldu. Rize’de ormanı kesip çay ektiler, zarar büyüdü. Bizde orman korudu. Ormanı sevmek, korumak lazım. Doğayla oyun olmaz. Doğaya zarar vermemek lazım. Sorunumuz susuzluk. Şaşırtıcı değil mi? Maalesef öyle. Burada taş ocakları açıldı, doğayı bozdu. Galeriler su gözlerine zarar verdi. Yazın susuzluk çekiyoruz. Şu son yağmurlar olmasa susuzduk. Bir de kadastro sorunu yaşadık. Yüzyıllarca ekip biçtiğimiz topraklardan kadastro geçti, çoğu arazi elden gitti. Oysa bizde kalsa korurduk.”

DİĞER YENİ YAZILAR