ABD, AB ve yaptırımlar

Bülent AKARCALI / Sağlık ve Turizm eski bakanı

ABD ve AB’nin yaptırım uygulama-larını, sömürgeci yönetim anlayış ve davranış döneminden kalan, tamamen kendi çıkarlarını korumak için kendinden zayıf olduklarına inandıkları ülkeleri kendi kendilerine koydukları evrensel ilke ve kural diye sundukları şart ve kurallar doğrultusunda cezalandırmak amaçlı bir politika diye tanımlayabiliriz.

Batı’nın, sorunları ciddi müzakere yoluyla çözmeye çalışmak yerine, tepkilere dayalı kararlarla çözebileceğine hala inanır olması insanlık adına gerçekten üzücü ve talihsiz bir durumdur.

Rus tepkisi

Türkiye’nin uzun yıllardır karşı karşıya kaldığı bu yaptırım uygulamalarına direnmesi yanında en son Rusya’nın da ciddi bir tavır koymak durumunda kaldığını gözlemliyoruz. Avrupa Birliği’nin yaptırım uygulama açıklamasına, Rusya’nın verdiği sert cevap artık yaptırım modasının geçtiğini belgeleyen, Türkiye’den sonra ikinci bir kanıtıdır.

Muhalif Navalny nedeniyle Rusya’ya yaptırım başlatarak Pandora’nın kutusunu açtığının bilincinde olmayan AB’ye artık yeter diyen Kremlin, AB’nin ekonomik yaptırımlar ve seyahat yasaklarına başvurması sonucu “boş durmayacaklarını ve buna uygun tedbirler alacaklarını Avrupa Birliği ile bağlarını kesmeye hazır olduğunu” duyurdu.

Rusya, Navalny’nin serbest bırakılmasını amaçlayan protestoları yaşadıktan sonra İsveç, Almanya ve Polonyalı üç Avrupalı diplomatı sınır dışı etmiş, buna misilleme olarak da AB dış politika şefi Josep Borrell, sert ekonomik yaptırımlarla Rusya’yı tehdit etmişti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov AB’ye “bağları kesmeye hazırız” uyarısıyla kalmayıp: “Barış istiyorsanız savaşa hazırlanın!” diyerek meydan okumuştu.

Özeleştiriden yoksun AB

Arkasında katlettiği insanların toplu mezarları bulunan Hafter’i bağrına basan, Mısır’da hapishanelerde binlerce siyasi mahkum çürürken diktatör Sisi’ye gizlice Lejyon Donör nişanı veren Macron’un Fransa’sına ve kendi elçiliğinde adam katleden Suudi Arabistan’a ciddi bir ikazı dahi yapmayan AB’ye Türkiye dışında bir ülkenin de “dur” demesi gerekiyordu. Rusların da “yetti artık kardeşim” anlamına gelen çıkışları umarım AB yetkililerinin daha serin kanlı düşünmelerine imkan verir ve ABD de bundan ders alır.

Nobran ABD’ye öneri!

Senede, çoğunluğu siyahi olan 800’ü aşkın vatandaşı, polis tarafından öldürülen, Batı dünyasının ortalamasına göre cezaevlerinde 3 misli daha fazla mahkum bulunduran, Amerikan nüfusunun yüzde 15’ini oluşturmasına rağmen bu mahkumların yarısının siyahi olduğuna bakmaksızın başka ülkelere ahlak satmaya çalışır. Polisinin kamera önünde insan boğmasına sesini çıkaramaz, Küba’daki askeri üslerinde Alman Nazilerinin çağdaş versiyonu olan Guantanamo İşkence Merkezi kurar sonra da kalkıp “endişe duyuyorum, yaptırım uygularım, bunun hesabını ödersiniz” der.

Büyükelçileri ülkemizin ahlaki, dini ve kültürel olgusuna bakmadan cinsellik içeren mesajları vermeye kalkar. Ancak, bu söylemlerinin artık inandırıcılığını kaybettiğini, eski tabirle kıymet-i harbiyesi kalmadığını, geçerliliğini kaybettiğini nedense anlamak ya işlerine gelmez ya da hâlâ nobran, tepeden bakma siyasetinin geçerli olduğuna inanacak kadar gerçeklerden kopuklardır.

Birkaç hafta önce yine bu sütunda “Türkiye ile Rusya’nın oluşturduğu ve yürüttüğü, sorunları karşılıklı anlayış ve diyalogla ele alarak çözüm geliştiren bu düzen kendini ispat etmiş ve adeta kurumlaşmış hale geldiğini” yazmıştım.

Dünyanın artık yaptırımlarla yönetilecek bir dünya olmadığının kabul edilip, aralarında çeşitli konularda ciddi görüş ayrılıkları olmasına rağmen Türkiye ile Rusya’nın geliştirmiş olduğu diyalog düzeninin, AB ve ABD tarafından ciddi bir şekilde dikkate alınıp benzer uygulamalara geçmeleri gerekiyor.

Bir süre önce 50 küsur ABD senatörünün, Sayın Cumhurbaşkanımıza hitaben yayınladıkları içeriği tam bir tarafgirlik örneği olan, neredeyse her satırı somut yanlışlıklar ve bilgisizlikle dolu bu mektubu hazırlamadan önce, Washington Türk Büyükelçiliğinden bilgi alamazlar mıydı? Tabii ki alabilirdi, eğer kibire bürünmemiş, kendilerini herkesten üstün görme ilkelliğinden vaz geçebilmiş ve azınlık temsilcilerinin nefret içerikli iftiralarına değer vermemeyi başarabilselerdi.

AB ve ABD’nin, muhataplarını dinlemeden, onlara söz hakkı tanımadan tutuklayan Polis, suçlayan Savcı, hüküm veren Hakim ve infaz eden Cellat gibi davranmaktan vazgeçmeleri zamanının geldiğini artık anlamaları gerekiyor.

ABD, AB ve yaptırımlar

Bülent AKARCALI / Sağlık ve Turizm eski bakanı