Mülteci koruması can çekişiyor

Metin Çorabatır - İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi

Bir süredir muhalefet tarafından tamamen oy devşirmeye yönelik olarak yürütülen yabancı düşmanlığı, hükümetin, uluslararası toplumun takdirini kazanan mülteci politikasını da tamamen ters-yüz etmesine yol açıyor. Bu önemli politika değişikliğinin işaretleri, İçişleri Bakanlığı’nın hafta içinde yaptığı açıklamayla gelmeye başladı. Ardından AK Parti’nin MYK’sında alınan karar ile yeni işaretler alındı. Ardından Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aynı toplantıda, “Afgan göçmenlerin hepsini geri göndereceğiz” sözleriyle netleşti.

Öncelikli politika

Milliyet’in “Mültecilere Yeni Dönem” manşeti ile duyurduğu MYK toplantısı haberinde (Milliyet, 4 Eylül 2021), “Ankara’da bulunan Suriyelilerin kayıtlı oldukları şehirlere gönderilmesine yönelik alınan kararın diğer şehirleri de kapsamasının öncelikli politika olarak belirlendiğini” bildirildi.

Muhalefet çevrelerinin nefret söylemine varan, gerçekdışı bilgilere dayalı kampanyası, Ankara’nın Altındağ ilçesindeki linçlere yol açarken, iktidarın da geri göndermeyi merkeze alan politika değişikliği, Türkiye’nin yeteri kadar yönetilemeyen sığınma politikalarını tam bir çıkmaza sokacaktır. Aşağıdaki satırları hem İktidar hem muhalefete ve hem Türk ve mülteci kamuoyuna şu noktaları hatırlatmak amacıyla yazıyoruz:

- Türkiye, 1951 Tarihli Mültecilerin Statüsüne dair Sözleşme’ye taraftır. Sözleşmenin hiçbir biçimde çekince konmayacak, bir kısıtlamayla uygulanmayacak ilkesi 33. Madde’deki Geri Gönderme yasağıdır. Türkiye, Sözleşme’ye coğrafi kısıtlamayla taraf olmuş olsa da geri göndermeme yükümlülüğü altındadır.

- Sözleşme mülteci statüsünün nasıl sona ereceğini de tanımlar. Mülteci ya kendi iradesiyle bir ülkenin korumasından yararlanmaya başlayabilir; ya bir başka ülke veya bir BM kuruluşunun korumasına girebilir; ya da kendi ülkesinin korumasından neden yararlanamayacağını artık gerekçelendiremez, yani ülkesindeki ciddi bir değişim sonucu onu mülteci yapan nedenler ortadan kalkar. Ancak, menşe ülkenin tek taraflı af ilanı gibi açıklamaları mülteci statüsünün kaldırılması için yeterli değildir. O ülkenin BM denetimine izin vermesi, ırka, milliyete, inanca, siyasi görüşe ve grup mensubiyetine dayalı zulmün sona erdiğine uluslararası toplumun kanaat getirmesi gerekir.

- CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun “onlara kızmıyoruz, onları buraya getirenlere kızıyoruz” yolundaki söylem ancak, mülteci hukukunun bilenmemesinin bir sonucu olabilir. Mülteciler “getirilmezler”, canları ve özgürlükleri tehdit altında olduğu için evlerini ve yurtlarını terk etmek zorunda kalırlar.

Yasağın ihlali olacaktır

- Uluslararası mülteci hukuku, üç kalıcı çözümü öngörür: Gönüllü geri dönüş (menşe ülkedeki koşulların değişmesi sonucu); sığınma ülkesinde o ülkenin hukukuna, ekonomisine, diğer yapı ve kuramlarına entegre oluş; üçüncü bir ülkeye yerleştirme. Türkiye’deki mültecilerin üçüncü ülkeye yerleştirilmeleri önemli ölçüde mümkün değildir. Ülkelerine, Suriye’ye geri gönderilmeleri de geri gönderme yasağının ihlali olacaktır. Coğrafi kısıtlama nedeniyle, entegrasyon da mümkün değildir. Yani Türkiye mevzuata sıkışmıştır ve kalıcı bir çözüm üretememektedir.

- Aynı şekilde Afganların geri gönderilmeleri de hem uluslararası hukuka hem de BM çağrılarına aykırıdır. Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesiyle Almanya, Fransa, Hollanda ve daha birçok ülke sığınma talepleri reddedilmiş de olsa Afganlıların geri gönderilmelerini dondurdular.

- Türkiye’deki sığınma sorunu mevzuatımızın eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Resmi ifadelere göre ülkede sadece 28 mülteci vardır. Yani bir Avrupa ülkesinden gelip sığınma talep eden 28 kişi mülteci statüsü almıştır. Buna karşılık dört milyon mülteciye “mülteci” deme gerçekçiliğini gösterememekteyiz. Bunun sonucu olarak, mültecileri ülkelerindeki ciddi insan hakkı ihlallerinin mağdurları olarak görmek yerine ulusal güvenliğimize tehdit oluşturan insanlar olarak görüyor veya gösteriyoruz. Onlara, insan olarak sahip oldukları temel hakları tanımıyoruz. 2019 yılındaki İstanbul Genelgesi, Eylül 2021’deki Ankara Duyurusu ve AK Parti MYK kararları muhalefetin kampanyasına teslim olmaktır.

- Seyahat özgürlüğünün temel bir mülteci hakkı olması bir yana, mültecilerin kayıtlı oldukları kentlerin dışında ikamet etmelerinin tek bir nedeni vardır: açlıklarını gidermek, çocuklarına bir dilim ekmek getirebilmek… Bunun için büyük kentlerin sanayi merkezlerinde kayıt dışı çalışmaktan başka çareleri yoktur. Bulundukları kentlerde “metruk” denen evlerde, üçüncü, dördüncü el eşyalarla yaşıyorlar. Şimdi, Ankara Duyurusu’nda olduğu gibi yüzlerce kişinin evlerini yıkmak, iş olanakları bulunmayan kayıtlı oldukları küçük kentlere gitmeye zorlamak, orada yeniden ev aramaya itmek, tekrar bir hurda buzdolabı almak durumunda bırakmak önemli bir hak ihlali olacaktır.

Hak odaklı çözümler

- Mülteciler, entegrasyonun yasak olduğu bir ortamda, kendi çabalarıyla kendilerini Türk toplumuna entegre ediyorlar, yaşama ve Türkiye’ye tutunmaya çalışıyorlar. Onların binbir zorlukla kurdukları en asgari düzeydeki düzeni defalarca bozmak kabul edilemez. Sürekli onları mağdur etmek yerine mevzuatımızda gerekli değişiklikleri yapmak, coğrafi kısıtlamayı kaldırmak, hak odaklı yaratıcı çözümleri aramak gerekiyor. Yoksa bugüne kadar gurur duyduğumuz mülteci korumasıyla ilgili politikalar ileride hatırlamak istemeyeceğimiz politikalara dönüşüyor…

Yüksek ilkeler, seçim rekabetlerine kurban edilmemeli…