Survivor sporu

AYBARS KUDAY - aybarskuday@yahoo.com

Türkiye’de maçların, spor programlarının, özellikle futbolun bu kadar çok ilgi görmesinin sebebini yukarıda görmüş olduğunuz başlıkla özetleyebiliriz. Aslında sporun güzelliği estetik goller veya hareketler veya rekabet odaklı değil. Çoğunlukla magazin odaklı. Bu konuyu bir örnekle çeşitlendirelim. Bir ara bu sektöre çok yakın çalışma şansım olmuştu. O dönemin reytinglerine göre Türkiye’de en çok seyredilen televizyon programı Survivor’dı. Hatta daha da ilginci; ikinci sırada da Survivor yarışmasının tekrarı yer alıyordu. Yarışma içindeki sportif aktiviteler, çemberin içinden hızlı geçmek, top vb. gibi bir şey atarak hedefleri devirmek, toplarla bir takım beceri vb. yarışmalardan çok izleyicilerin ilgisini genelde entrika ve tartışma gibi konular çekiyor; Ahmet Mehmet’e şöyle dedi, Ayşe Fatma’ya öyle bir şey yaptı ki, Hasan Hüseyin’e haddini bildirdi. Şu bunun adamı, bu ötekinin adamı o yüzden bu ötekini eleyecek vb. İzleyicilerin yorumlarını uzaktan da olsa takip ettiğim kadarıyla programın dinamikleri bu şekilde oluşmuş ve genelde gündem yaratıp insanları adeta fanatik taraftar gibi ekrana bağlayan konular genelde bu ve benzeri konular.  

Tabii ki Survivor programının amacı sporu geliştirmek veya benzeri bir şey değil ve ayrıca bana göre çok başarılı bir program. Bu örneği vermemin amacı bir programı yermek veya övmek değil, aşağıdaki sonuca varmak. 

Demek ki halk bu tarz içeriği seyretmeyi tercih ediyor.  

Bunu bir kenara koyalım.  

Benim de gözlemlerime göre Türkiye’de izleyiciler müsabaka veya yarışmanın içeriğinden ziyade daha çok bu müsabakalar sonrasında kanaat liderlerinin, başkanların, teknik direktörlerin maç sonrası verdiği demeçler, özne kullanılmadan çeşitli yerlere yapılan ince göndermeler, falanca takım ötekini yendi bakalım kulüp başkanı rakibine nasıl bir gönderme yapacak? Geçen hafta filanca başkanın dediklerini bakalım bizim başkan nasıl yanıtlayacak? Bu ve bunun gibi konular sporseverler tarafından konuşulan konular. Az çok hem lisanslı bir şekilde spor yapmakta olan hem de spor çevreleri içinde son derece uzun zaman geçirmekte olan biri olarak benim de edinmiş olduğum izlenim tamamen bu şekilde. Türkiye’de spor izleyicisi sporun kendisinden çok etrafında dönen polemik, kavga dövüş ve magazin haberleri gibi detaylarını takip etmeyi seviyor.  

Sporseverimizin tercihleri size bir şey çağrıştırıyor değil mi? 

Acı bir durum ama gerçek bu.  

Oynanan oyun, yapılan güzel hareketler, nadiren de olsa yapılmış sportmence bir hareket, rakibi yücelten rekabet ve bunun gibi yazarken bile insanın tüylerini diken diken yapan güzel şeylerden ziyade kim ne demiş, kim kimin tarafında hangi kulübe destek olmuş, falanca diğerine nasıl haddini bildirmiş?  

Bütün konu bu.   

Aksiyon: 

Acilen sporun gerçek amacını önce sporun kanaat önderleri olmak üzere (bakanlık, federasyon, yönetici, hoca, sporcu) hatırlamalı ya da öğrenmeli. Hemen ardından da taraftara yani kitlelere sporun kelime anlamı, gerçek amacının ne olduğu, sportmenliğin ne anlama geldiği öğretilmeli. Ancak bu şekilde düzgün bir spor ortamı yaratılmış olur ve sporda günlük mutluluklarla mutlu olmakla yetinmekten ziyade sürdürülebilir bir ilerleme kaydetme şansımız olur. 

Ayrıca son bir not: 

Bu uygulamalar hedef kitleye süslü ve beylik sözlerle yapılmamalı, bu yazıda benim de uygulamaya çalıştığım gibi basit, kısa ve anlaşılır bir iletişim ile yapılmalı.  

Yapmış olmak için yapılan göstermelik aktivitelerle değil, halk tarafından anlaşılacak sözler kullanılarak ve yine halk tarafından uygulanabilecek aktivitelerle yapılmalıdır.  

Biz milletçe önce sporun kendisini, sportmenliği, rekabeti, tevazuyu ve bunun gibi ana kavramları bir öğrenelim ondan sonra sporu yapmaya ve daha sonra da sporda başarılı olma konusuna geçeriz.