Türk basınında bir çınar ağacı

Bülent AKARCALI / Sağlık ve Turizm eski bakanı -  Brüksel Üniversitesi’nde okurken arkadaş olduğum bir Sudanlı öğrenci Türk olduğumu öğrendiğinde bana “Kökleri derinlere inmiş büyük gövdeli, gölge ve meyve veren ağaca biz Türk gibi ağaç deriz” demişti.

Yani Sudan’a gitmişiz oralarda böyle bir isim yapmışız. Atalarımızın sağlam kökleri, güçlü gövdeleri sayesinde gölge (koruma) ve meyvesiyle (besleme) insanlara sağladığı yarar aradan yüzyıllar geçmiş olsa dahi hatırlarda kalabiliyor.

Milliyet’in 71’inci yılı aklıma Sudanlı arkadaşımın anlattığını getirdi. Milliyet’te bir çınar ağacı gibi köklü, heybetli ve yararlı. Babam eve ilk Milliyet gazetesini getirdiğinde ilkokul 1. sınıfıta okumayı sökmüş ve elime geçirdiğim her şeyi okumaya çalışan biri olduğumu hatırlıyorum.

Böylece belki de Milliyet’in en genç ve en sadık okurlarından biri oldum. Üniversite yıllarımda babam hiç aksatmadan her pazartesi geçmiş haftanın 7 günlük Milliyet gazetesini gönderirdi. Postanın iyi çalıştığı yıllardı. Aynı hafta içinde gazeteler elime geçer, okuduktan sonra bugün artık tam bir Türk mahallesine dönüşmüş Schaerbeek semtine yeni açılmış İstanbul adlı kahvede, hepsi Emirdağ’dan gelmiş, Türkiye’nin haberlerine susamış vatandaşlarımıza verirdim.

O yıllarda gazetelerde muhakkak hem güzel karikatürler hem de çizgi hikâyeler olurdu. Hatırımda kalan biri mesela Zehir Hafiye’dir. Keskin bir burnu vardı. En kalıcı olanı ve bana göre Türk çizgi resim ve karikatür dalında hâlâ geçilememiş, Turhan Selçuk’un çizgileriyle hayat bulmuş Abdülcanbaz vardı. Şimdi sağ olsun Haslet Soyöz’un ‘Küçümen’iyle özlem gideriyoruz.

Şeyh’ül Muharririn  sıfatını taşıyan Burhan Felek, başlı başına bir efsane olan Peyami Sefa, gazeteyi ele alınca köşesine ilk bakılan Hasan Pulur, ekonomiyi Ayşe teyzesiyle tatlı bir masal gibi anlatan Güngör Uras, 1971’de ilk Brüksel’de tanıdığım ve Türk basın ve televizyon haberciliğinde çığır açmış Mehmet Ali Birand, unutulmayan Örsan Öymen, yazı hayatına Milliyet’te başlamış eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem, futbol yazılarını bir edebiyat parçası gibi sunan, maçları şiir gibi anlatan Halit Kıvanç ve unuttuğum daha niceleri.

Milliyet’i çınar yapan köklerdi.

O dönemi yaşamış ve bugün de o sağlam köklerin güçlü devamı olan kıdemli Sami Kohen, Güneri Cıvaoğlu, Melih Aşık gövdesinden fışkıran dallardan meyve verir gibi okurları bilgi ve haberle beslemeye devam ediyorlar.

Günlük hayatımıza giren ürünlerin hemen hemen hepsi hep aynıdır. Yediğimiz, içtiğimiz kullandığımız eşya ve aletler kolay kolay değişmez. Fırından hep aynı ekmek çıkar, süt şişesinde, hep aynı ürün vardır. Günlük hayatımızda tek bir istisna hariç içeriği, muhtevası, yapısı kolay kolay değişmeyen ürünler satın alırız. Üretici için büyük kolaylıktır hep aynı şeyi üretebilmek. Ancak basında durum tam tersinedir. Okur her gün yeni bir şey ister. Okur bencildir bir veya bir buçuk liraya hem dünyanın ayağına gelmesini hem de en iyisini, en değişik ve yeni olanı ister.

Gazetecilik bu kördüğümü çözebilmiş ender mesleklerdendir. Hiç merak edip, yazılarını okuduğunuz gazetecilerin öz geçmişlerini araştırmak aklınıza gelmediyse, ben size biraz kapıyı aralıyım gerisini siz internetten arayıp bulun! Köşe yazısını, haberini, söyleşisini okuduğumuz kişiler o noktaya nasıl gelmiş.

Mesela Hakkı Öcal’ın arkasında tam 52 yıllık basın hayatı var. Ama bu 52 yıl içerisinde yok yok. Harvard’da var, ‘Medeniyetler Çatışması’nı yazmış Prof. Samuel Huntington’un başkanı olduğu enstitüde çalışmış olmak da var.

Ülkemiz eğitim sorunlarını ve çözüm yollarını en iyi bilen 1983’te ben Meclis’e girerken, Milliyet’e girmiş Abbas Güçlü, meslek hayatında 40’ıncı yılını deviren Tunca Bengin. Dış politika duayeni Sami Kohen, Milliyet’te geçirdiği 67 yıllık meslek hayatıyla rekor kırmış bir yazar. Radyo, televizyon ve basın deneyimlerinde en önde gelen iki isim Güneri Cıvaoğlu ve İsveç maceralarını zevkle okuduğumuz Melih Aşık.

Abbas Güçlü’nün tabiriyle “Amerika’da zoru başaran Türk”, her yazısı bir büyükelçilik raporu gibi olan Ali Çınar. Brüksel’den Avrupa Birliği’nin tüm Bizans oyunlarını bize titizlikle aktaran Güldener Sonumut.

Vur kır veya magazin haberleri yerine sanata ayrılan ikinci sayfada okurları hakikaten sanatla besleyen Asu Maro, bu yazar ve haberciler.

Gazetecilik, milletvekilliği, belediye başkanlığı ve şimdi de Ege’nin tüm şirinliğiyle Milliyet’te yazan ve ilk yazısı 42 yıl önce çıkmış, hemşerim, arkadaşım Hakan Tartan, yazılarını ayrı bir keyifle okuduğumuz Özay Şendir, cemiyet haberlerini fanteziye kaçmadan zarafetle sunan Atılay Kandemir, Türk futbolunun tartışmasız kalemleri Şansal Büyüka, Atilla Gökçe, Bilal Meşe.

Yaz yaz bitmiyor….

En son bir istatistik çıkarmaya çalıştım. Eksiği var fazlası yok.

Milliyet yazar sayısı 83, bunların 22’si kadın. Bu sayılara gazetenin diğer bölümlerinde çalışanlara dahil değil tabii. Bence, Milliyet çalışanları hakkında okurlara ayrıntılı bilgi sağlanmalı.

Çıkan yazı sayısına bakarsak, 1000’nin üstünde yazıları yayınlanmış yazarlar: Abbas Güçlü (7407), Güneri Cıvaoğlu (6964), Melih Aşık (6837), Sami Kohen (4831), Sina Koloğlu (3771), Ali Eyüboğlu (3306), Afşin Yakuboğlu (2458), Çağdaş Ertuna (2457), Yaman Törüner (2084), Ercan Güven (2019), Asu Maro (1691), Mehmet Tez (1565), Dilara Koçak (1559), Ümit Avcı (1288), Cemal Ersen (1292) Cem Kılıç (1076).

İdari-mali-teknik yönetim, reklam, mizanpaj, baskı, dağıtım gibi görünmeyen çalışanlarıyla Milliyet büyük bir orkestra. Sayın Mete Belovacıklı da bu başarılı orkestranın başarılı şefi.

Bilgi eksikliğinden yazmadıklarım için af dilerim.

Daha nice yıllara Milliyet…