Konya, uzun süredir örnek gösterdiğim şehirlerin başında geliyor. “Neden?” diye soranlara cevabım net: Düzeni, altyapısı ve şehircilik anlayışıyla Avrupa’daki birçok kentten geri kalmıyor. Geniş kaldırımlar, ferah yollar, bisiklet hatları, şehrin dört bir yanına yayılan raylı sistem… Şehir temiz, düzenli ve yaşaması kolay. Gezilecek yerleri saymakla bitmiyor. Ben de geçtiğimiz günlerde Şivlilik Bayramı etkinliklerini izlemek için Konya’daydım. Üç ayların başlangıcında çocukların kapı kapı dolaşıp şeker topladığı bu eski gelenek, hâlâ canlı ve hâlâ çocuk sesleriyle anlam kazanıyor. Bu vesileyle Selçuklu Belediyesi’nin Selçuklu Kongre Merkezi’nde düzenlediği Şivlilik Çocuk Bayramı’nı yerinde takip ettim.
Etkinlik sırasında Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı ile ayaküstü bir sohbete daldık. Anlattıkça ben dinledim, dinledikçe tablo netleşti. Bir ilçe belediyesi ölçeğinde pek alışık olmadığımız, detaylı düşünülmüş ve uzun vadeye
Yazıma gerçekten ilginç bir konuyla başlamak istiyorum: Dün İETT Karaköy binasındaki Bulunmuş Eşya Şefliği’ndeydim; toplu taşıma araçlarında unutulan eşyayla ilgili sergiyi yerinde gördüm. Karşıma çıkan tablo insanı hem şaşırtıyor hem de gülümsetiyordu. “Bir otobüste ne unutabilirsiniz?” diye sorsalar, çoğumuzun aklına çanta, telefon ya da en fazla bir cüzdan gelir. Ama İstanbul’un temposu bu sorunun cevabını bambaşka bir boyuta taşıyor.
Rakamlar da bunu doğruluyor. İETT, 2025 yılında toplu taşıma araçlarında unutulan 30 bin 717 eşyayı yeniden sahiplerine ulaştırmış. Günde yaklaşık 5 milyon yolculuğun edildiği bir şehirden söz ediyoruz. Bu yoğunlukta dalgınlık, neredeyse doğal karşılanır hâle geliyor.
Asıl şaşırtıcı olansa unutulanların listesi: Mikrodalga fırın, tekerlekli sandalye, ayak protezi… Bir an durup düşünüyorsunuz: Bunlar bir otobüste nasıl unutulur? Sonra kuşlar, kediler çıkıyor karşınıza. Diş kalıbı, işitme cihazı, gelinlikli bebek oyuncağı, taşınabilir merdiven, yangın söndürme
Soğuklar kendini iyice hissettirmeye başlayınca dağların rengi değişti. Önce zirveler beyaza büründü, ardından pistler… Şehirlerde montlar kalınlaştı, kayak merkezlerinde ise hareket arttı. Karla birlikte telesiyejler çalıştı, ilk izler pistlere düştü. Birçok kayakçı sezonu erkenden açtı; kimi gün doğmadan zirveye çıktı kimi sadece o beyaz sessizliğin keyfini sürdü. Bu kış beyaz altın kime yarayacak, hangi kayak merkezleri dolup hangileri beklediğini bulamayacak, bunu hep birlikte göreceğiz. Ama daha sezonun başında bazı merkezlerden gelen sinyaller şimdiden ipucu veriyor.
Geçtiğimiz günlerde Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, Erciyes Kayak Merkezi’nin sezon açılışını yaptı. Arayıp hayırlı bir sezon diledim. Sohbet ilerledikçe başkan rakamları sıraladı: 9 mekanik tesis, 41 pist… 154 kar ünitesiyle suni kar üretildiğini, gece kayağı imkânı bulunduğunu da ekledi. Temennisi netti: kazasız, keyifli bir sezon.
İlerleyen günlerde tüm merkezler tamamen beyaza
Geçen hafta bir sohbet sırasında konu yine Şanlıurfa’ya geldi. Laf döndü dolaştı sofraya dayandı. Kimse tarif saymadı, kimse “en iyisi bizde” iddiasına girmedi. Daha çok şundan söz edildi: Bu şehirde yemeğin, insanı yan yana getirme gibi bir huyu var. Masaya otururken bile geçmişle aranda bir bağ kuruluyor burada. Belki de bu yüzden Şanlıurfa’nın 2029 Dünya Gastronomi Şehri payesine aday gösterilmesi kulağa hiç yabancı gelmiyor. Uluslararası Gastronomi, Kültür, Sanat ve Turizm Enstitüsü’nün (IGCAT) verdiği bu paye için Türkiye’den aday olan ilk şehir Şanlıurfa.
Çünkü burada mutfak, sadece tencereyle başlamıyor. Göbeklitepe ve Karahantepe’deki öğütme taşları ve tahıl izleri, insanlığın ilk sofralarının bu coğrafyada kurulduğunu
fısıldıyor. Halil İbrahim Sofrası geleneğinin hâlâ canlı tutulması da bu sürekliliğin bugüne taşınmış hâli. Urfa hafızadır.
Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar’ın anlattığı vizyon da bu zemine yaslanıyor. Mesele
Bir belediyenin binasında değil, bir sokak arasında başladı bu hikâye. Geçen hafta Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel ile buluştuk; yarım günümü ilçenin sokaklarında geçirdim. Daha ilk dakikada kulağıma çarpan bilgi şuydu: Yüzüncü Yıl Atatürk Kütüphanesi ve Müzesi çok yakında kapılarını açıyor. Bin 672 metrekarelik, dört katlı bu yapı sadece bir müze değil; araştırma kütüphanesi, atölyeleri ve Ata Kafe’siyle yaşayan bir buluşma noktası olarak tasarlanmış.
2026’nın ilk yarısında hizmete girdiğinde Ataşehir’in simgelerinden biri olmaya aday. Sahada gezdikçe tablo netleşti. Altı yüz günü aşan sürede yüzün üzerinde proje hayata geçirilmiş. Yenilenen aşevinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılan yemekler, öğrencilere verilen yüz binlerce öğün, kırtasiye destekleri, ücretsiz çamaşırhane ve evde temizlik hizmetleri…
Bunlar broşürlük işler değil, doğrudan hayatın içinden dokunuşlar. Aşevi pırıl pırıldı; insanın içinden
Eskiden kulağa biraz hayal, biraz da bilimkurgu gibi gelirdi… Oysa bugün valizi kapıya taşımadan bir şehrin sokaklarında dolaşıyor, daha yola çıkmadan o kentin havasına dokunabiliyorsunuz. Merak ettiğiniz yerleri keşfetmek için gün saymaya gerek yok; şehirler dijital dünya sayesinde evinize kadar geliyor. Geçen gün Selçuklu Belediyesi’nin “Go Selçuklu” platformuna denk geldiğimde tam da bunu düşündüm.
Konya’nın en büyük merkez ilçesi, mirasını broşürlerle değil; herkesin gezebileceği dijital bir rehberle anlatmış. Sille’nin dar sokaklarından Aya Elenia’nın taş duvarlarına, Sille Zaman Müzesi’nden Tropikal Kelebek Bahçesi, Selçuklu Çiçek Bahçesi ve Seyir Tepesi’ne kadar birçok noktayı ekrandan dolaşabiliyorsunuz. Şehrin hafızası dijital bir bavul gibi açılıyor.
Konya’da gönül vakti
Selçuklu’dan bahsetmişken, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Konya Büyükşehir Belediyesi’nin birlikte düzenlediği, bu hafta başlayan ve 17
Geçen hafta Kadıköy’de Kış Festivali “BuzzFest”i duyunca ayrıntılarını öğrenmek amacıyla Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı’yı aradım. Telefonda, “Gel yerinde göstereyim; birlikte deneyimleriz” deyince Kalamış Atatürk Parkı’nda buluştuk. Açıkçası sadece bir buz pisti görmeyi beklerken, karşıma ışıl ışıl bir kış köyü çıktı. Her adımda ayrı bir atmosfer, ayrı bir lezzet… Başkan ile gezerken her köşeyi tek tek anlattı.
Akşam ilerledikçe kalabalığın ritmi değişiyor; kimi paten kayıyor kimi ateşin etrafında sohbet ediyor. Çocuklar fotoğraf noktalarına koşuyor, gençler sıcak çikolata sırası bekliyor. Alan gerçekten yaşayan bir kış sahnesine dönüşmüş.
O tabloyu en iyi Başkan Kösedağı anlatıyor: “Eren, biz bu yıl sadece bir pist yapalım demedik. Kadıköylüler Avrupa’ya gitmeden aynı kış atmosferini burada yaşayabilsin istedik. Bu yüzden 600 metrekarelik buz pistini, 200 metrekarelik kayma yolunu ve kaydırağı tek bir kış köyü içinde kurguladık. Dört yaşından
Sokağın nabzını en iyi ölçen şey, o kentin belediye başkanının halkın verdiği selamların samimiyetidir. Hatice Gençay, Didim’de bu samimiyetin en belirgin örneği.
Artık mesele sadece Didim değil, tüm Aydın’da “topuklu efe” ünvanını taşıyabilecek yeni bir isim büyüyor. Özlem Çerçioğlu’nun yıllardır koruduğu güçlü lakap, Gençay’ın sahadaki enerjisiyle yeni bir karşılık buluyor. Geçen gün onunla buluştuğumda da aynı tablo vardı. Cennet Koy’daki kıyı temizliği, Altınkum’daki dalış, amfi tiyatrodaki atölyeler… Çocukların geri dönüşüm bisikletindeki kahkahalar bile bu işin ne kadar benimsendiğini gösteriyordu. Kadın emeğine verdiği destek, girişimcilere açtığı alan ve sokak hayvanları konusunda Jale Koç ile yürüttüğü duyarlılık da aynı çizgide. Gençay, “Bu sadece hizmet değil, vicdani sorumluluk” derken gözlerindeki kararlılık her şeyi özetliyordu. Makamdan çok sahayı tercih eden bir başkan profili var karşımızda. O yüzden