Doğrultu...

Karara bir gün kala Chiracın Türkiye hakkında yaptığı konuşma 3 Ekim 2005 olarak zikredilen müzakere tarihinin saptanmasına katkıda bulunduğu gibi, özellikle Fransa kamuoyunu tatmin etmek üzere tam üyelik dışına kapı aralanması anlamına gelecek ifadelere yer verilmesine de neden olmuş gibi görünüyor. Chiracın muhalif kamuoyuna karşın Türkiyeye müzakere tarihi verilmesinde ısrar etmesi kuşku yok ki Fransa ve Avrupa Birliğinin çıkarlarını ön plana alan bir tutumdur. Türkiyenin ABye üye olmasının birliğe sadece bölgesel değil küresel bir katkısıda bulunacaktır. Gelecek açısından bakıldığında; küresel güç olmaya çalışan AB için Türkiyenin katılımı stratejik önem taşıyacaktır.Bugüne kadarki süreçte haksızlıklara uğrayan Türkiyenin buna karşın doğrultu değiştirmemesi ABnin de iyi değerlendirmesi gereken bir durumdur. Bu Türkiye için de geçerlidir.Nitekim Başbakan Erdoğanın, Brüksele hareketinden önce Milliyete yaptığı açıklamalarda verdiği en önemli mesajların başında, "sonuç ve müzakere süreci ne olursa olsun Türkiyenin doğrultusunu değiştirmeyeceği" mesajı geliyor.Türkiye, müzakere tarihi almayı da hatta bugün AB üyesi olan birçok ülkeden çok daha fazla üyeliği de hak etmiş bir ülkedir. ABnin Türkiyeye karşı öne süreceği bir koşul kalmamıştır. Bu nitelikteki zorlamaları koşuldan ziyade artık bahane niteliği taşıyacaktır.Bu çerçeveden bakıldığında, müzakere sürecinin seyri ne olursa olsun, Türkiye kendi sorunlarını kendi çözmeye ve kendi hedeflerinden sapmamaya özen göstermelidir.Başbakan Erdoğanın Milliyete sıraladığı 18 Aralık sonrası öncelikleri, müzakerelerden bağımsız olarak da temel doğrultusunu oluşturmalıdır."Enflasyonun yüzde 3e indirilmesi ve bu düzeyde kontrol altında tutulması,Büyüme oranının ortalama yüzde 5 olarak tutturulması, hatta önümüzdeki 5 yıl için yüzde 7 ortalamanın yakalanması,Reel faizin tek haneli rakamlara indirilmesi,Bu koşullarda istihdam arttırıcı yatırımlara hız verilmesi,Türkiyeye reel ekonomik katkı sağlayacak uluslararası işbirliği fırsatlarını ABli veya ABsiz kaçırmaması, ekonomik ve siyasi ilişkilerini çok yönlü geliştirmesi,Demokratik, laik, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğünü esas alan yapısını güçlendirmesi, ulusal bütünlüğünü ve ulusal çıkarlarını ön planda tutan bir anlayışla kendi ayakları üzerinde durabileceğini kanıtlaması..."Türkiye bu doğrultunun yararlarını AB üyesi olsa da, olmasa da görecektir.Bu doğrultuyu sürdürebilmenin ilk koşulu güçlü ekonomidir. Türkiye, ana borcunu azaltacak, özkaynaklarını ekonomiye sokacak, yüzde 5 - 7 büyümeyi sağlayacak, halkın ve devletin soyulmasını önleyecek bir anlayıştan sapmamalıdır. Kendine güvenmeli, gücünü küçümsememelidir.Bunu başardıktan sonra nereye demirleyeceğine kendi karar verecek güce de ulaşacaktır...Türkiye bu doğrultuda ilerleyecek gücü ve kararlılığı buldukça dün geceyarısı yansıyan taslakta yer alacağı belirtilen "tam üyelik dışında ABye demirleme biçimi" diye özetlenecek üyelik altı bir statüyü reddetme özgürlüğüne de sahip olacaktır. Önemli olan müzakere süreci ile birlikte girilecek türbülanstan Türkiyeyi düşürmeden ve Kıbrısı hediye etmeden çıkabilmektir. Bu da levyenin çok sıkı tutulmasına bağlıdır. fbila@milliyet.com.tr Brükselde diplomasinin bütün incelikleriyle örülen kararın Türkiye hanesine artı yazılacak taraflarında olduğu kadar, eksi yazılacak taraflarında da Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chiracın ağırlıklı rolü olduğu söylenebilir.