Dostoyevski hayranlığımın zirvesinden

1886 yılı… Dostoyevski, içinde bulunduğu darboğazda büyük bir borç yükü, giderek artan göz bozukluğu, epilepsinin yarattığı sıkıntılarla mücadele etmektedir. Stellovski adlı yayıncı, kendi yayınevinde yayımlamak üzere Dostoyevski’ye bir novella sipariş eder. Çok masum bir sipariş değildir bu aslında. Yayıncı yazarın tüm borçlarını ödeyecek, ona iki yıl boyunca yaşamını idame ettirecek bir gelir sağlayacaktır. Buraya kadar sorun yok. Ama ola ki Dostoyevski, iki yılın sonunda kitabı yayıncıya tam gününde teslim etmezse, yayımladığı ve yayımlayacağı tüm kitapların haklarını Stellovski’ye karşılıksız olarak verecektir. Çok zor durumda olan Dostoyevski teklifi kabul eder.

Dostoyevski hayranlığımın zirvesinden

25 günde bir novella

Tam 23 ay boyunca eline kalemi almaz. Madden rahatlamış ve bunun tadını çıkarmaya başlamıştır. Yazma motivasyonu yoktur. Ama gel zaman git zaman kitabın teslimine bir ay kala, alarm zilleri çalar. Kitaplarının tüm haklarını kaybetmek üzeridir. Ona yazması için yardım alacağı stenograf  Anna Grigoryevna Snitkina ile çalışmaya başlar. (Daha sonra Anna ile evlenecektir.) Dostoyevski dikte eder, Anna kitabı yazar ve 25 gün gibi bir sürede novella tamamlanır. Yayıncı, teslim saatinden önce yayınevini kapayıp, Dostoyevski’yi oyuna getirmek istese de başarılı olamaz. Tam saatinde Dostoyevski romanı notere tasdikletir ve böylelikle “Kumarbaz” yayına hazır hale gelir, yazarın yazdıkları ve yazacakları kurtulmuş olur.

25 günde “Kumarbaz” gibi bir novellayı yazabilmek Dostoyevski’nin dehasının göstergelerinden biri. İlk okuduğumda, hayran kalmıştım. Bu yaz Can Yayınları’nın beyaz kapaklı, sırtları minik kalpli serisinden yeni basımıyla elime ulaşınca, aynı hayranlığı bir kez daha yaşamak için okuma sırasına aldım. Bu hafta bitirdim. Dostoyevski romanları böyledir, her okuyuşunuzda daha zengin bir okuma deneyimi yaşarsınız, size eşlik eden yaşınızın, yaptığınız okumaların birikimiyle. “Kumarbaz”ı okurken de böyle oldu.

Evrenselliğin görkemi

Kitap, kumarbaz bir Rus gencinin, para ve aşk tutkusunu, Ruslar ve Avrupalılar çatışması arka planında anlatan, Dostoyevski’nin kumar alışkanlığından bolca beslenmiş, kumar düşkünlüğünün psikolojik çözümlemesini göz kamaştıran bir şekilde yapan çok özel bir klasik. Almanya’da hem kaplıca hem de bir kumarhane şehri olan hayali Roulttenberg’de geçen, tüm mal varlığını kaybetmiş, tek umudu yaşlı halasından kalacak miras olan General’in yanında öğretmenlik yapan kumarbaz Aleksey İvanoviç’in hikâyesi. Aleksey, General’in üvey kızı Polina’ya âşık. General, halası ölüp mirası aldığında zengin adam avcısı Fransız Blanche de Cominges ile evlenecek, kuzeni olan Kont Griex’ye olan borçlarını ödeyecektir. Kont da Polina’ya aşıktır. Onlara katılan İngiliz Astley de…

Bu üçgende Aleksey’in işi zordur. Polina’ya duygularını itiraf etmekte zorlanır, bütün yapabildiği paraya ihtiyacı olan bu güzel kadın adına rulet oynamaktır. Öüm haberi beklenen halanın Roulttenberg’e gelmesiyle bütün dengeler alt üst olur. Bu süreçte mirasını General’e kaptırmaktansa kumarda kaybetmeyi tercih eden halanın ve Aleksey’in kumar tutkusunu izleriz. Dostoyevski bir kumarbazın iç dünyasını, bu tutkunun psikolojik alt yapısını kanaviçe gibi işler. Kazanma ve kaybetme anlarının gerilimi, masada artan ve azalan paraların verdiği stres, hep daha fazlasını istemek, bir noktada duramamak, bitmeyen bir beklenti, hayalller ve hayalkırıklıkları, özetle alabildiğine yıkıcı bir bağımlılığın izlerini sürer Dostoyevski.  Anlatımındaki evrenselliğin görkemini tarif etmek zor. Yine nefesimi tutarak yine Dostoyevski hayranlığımın zirvelerinde gezerek okudum kitabı. Okuduysanız da okumadıysanız da o zirve havasına kayıtsız kalmanız imkânsız. Siz de tadın isterim.