Filiz Aygündüz

Filiz Aygündüz

filiz.aygunduz@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Türk basın tarihinde bir ‘olay’dır Markopaşa gazetesi. Emekçi bir başarı öyküsüdür. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinin en çok satan gazetesidir. İlk sayısı 6 bin basılır. Ardından 10 bine çıkar tiraj. Sonra 15 bine. Dördüncü sayıyla birlikte 25 bine. Sekizinci sayıda rakam 34 bine ulaşır. Türkiye’nin en çok satan gazetesinin 20 bin sattığı bir dönemde muazzam bir başarıdır. Üstelik sadece dört sayfadır. Bir gazete kâğıdının ikiye katlanmasıyla oluşan.

25 Kasım 1946’da yayımlanan ilk sayısının ardından 12 Eylül 1949’a kadar toplam 53 sayı çıkabildi Markopaşa. Ama ne güçlüklerle! ‘Kökü dışarıda gazete’ suçlamasıyla, komünist perspektiften yayın yaptığı gerekçesiyle başına gelmeyen kalmadı. Gazeteyi basmaktan çekinen, basmasın diye emir alan matbaa sahipleri yüzünden tam 11 matbaa değiştirdi. Gazete aleyhine 28 dava açıldı, 2.5 yıllık yayın hayatı boyunca. Yazarları hapse girdi, sokakta sivil polislerce takip edildi, yüzlerce ölüm tehdidi aldı, sürgüne gönderildi. Markopaşa defalarca kapatıldı. Defalarca adı değişti.

Haberin Devamı

“Halk için haftalık siyasi mizah gazetesi” sloganıyla çıkan Markopaşa’da halkçılık, köycülük, memleketçilik vurguları, emperyalizm eleştirisi baskındı. Amacı gülmek, düşünmek, faydalı olmaktı. Mizahın siyasi hicivdeki gücünün ispatıydı. Kurucu kadroda, mahşerin üç atlısı olarak bilinen Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz vardı. Sabahattin Ali gazetenin çıkması için 1000 liralık bir sermaye ortaya koymuş, Aziz Nesin’e “Gazete 150 liradan az gelir elde ederse, tamamı senindir. Üstüne çıkarsa, gelir paylaşımı yaparız” demişti. Başyazıları Sabahattin Ali yazıyordu ama mutfaktaki isim, editörlükten sayfa sekreterliğine, satıştan dağıtıma her şeyden sorumlu olan Aziz Nesin’di. Bir diğer önemli nokta da gazetedeki yazıların tümünün imzasız çıkmasıydı. Böylelikle bütün yazıları yazan gazetenin adı olan karakter Markopaşa oluyordu. Zamanla sıkıntılarından şikâyet edenlere “Git derdini Markopaşa’ya anlat” gibi bir söz bile türedi. Çünkü halkın sesiydi Markopaşa. Onun adına hak arayandı, hesap sorandı.

Haberin Devamı

Gerçekten böyle bir gazete vardı

Kalemin gücü

Daha ilk sayısında dağıtımcı dağıtmaktan vazgeçtiği için Aziz Nesin meydanlarda kendi sattı balya balya gazeteyi. Bir baskı gecesi matbaa ‘yukarıdan’ gelen emirle basamayacağını söylediğinde üç kişilik ekip sabaha kadar binlerce sayfayı teksir makinesiyle çoğaltıp yayına hazırladılar. O sayıya “Bu gazete Gutenberg Matbaası’nda basılmıştır” diye bir ibare koydular. Emniyet bu matbaayı günlerce aradı ama bulamadı. Adını matbaanın kurucusundan alan Gutenberg Matbaası, Aziz Nesin’di çünkü, gazetenin yazı işleri kadrosunun tamamıydı. Markopaşa’nın zorlu yolculuğu Sabahattin Ali’nin katledilişine kadar devam etti. Ali’den sonra bir süre daha yayınlandıysa da eski başarısını yakalayamadı. Markopaşa, Türkiye tarihinin önemli bir döneminin hikâyesidir aslında. Uzun, kan donduran, gözyaşı döktüren, isyan ettiren bu hikâyenin inanılmaz detaylarını, Levent Cantek’in titizlikle hazırladığı, İletişim Yayınları’ndan çıkan “Markopaşa – Bir Mizah ve Muhalefet Efsanesi” isimli şahane kitapta bulabilirsiniz.

Haberin Devamı

Ama bu yazının sebebi, bu hafta izlediğim Tiyatro Hayali yapımı, Ahmet Sami Özbudak’ın yazıp Emrah Eren’in yönettiği “Meçhul Paşa – Bir Hızır Neşriyat” isimli tiyatro oyunu. Sabahattin Ali rolünde Fatih Koyunoğlu’yu izliyoruz. Aziz Nesin karakterine Erdem Akakçe hayat vermiş. Rıfat Hoca (Ilgaz) ise Bülent Çolak’a emanet edilmiş. Oyunun ilk ânından itibaren sahiden de sahneye Aziz Nesin, Sabahattin Ali ve Rıfat Ilgaz çıkmışçasına heyecanlandığımı itiraf etmeliyim. Sadece bu üç ismi değil, yine kurucu kadroda olan Mustafa Mim Uykusuz başta olmak üzere, gazetenin çaycısından, dizgicisine, sokaktaki adamdan hapishanedeki gardiyana birçok farklı karakteri de canlandırıyor oyuncular. Mizah ve dram kol kola ilerliyor oyun boyunca. Bir gazeteden deliler gibi korkan devlerin (!) trajikomik tutumları, mezalimi… Halkın gazeteye sahip çıkışı. Kalemin gücü. Mücadeleci gazetecilik ruhu. Zekice kaleme alınmış su gibi akan tiratlar, tiyatro dinamiklerinin ustalıklı kullanımları eşliğinde.

Bir avuç edebiyatçının yarattığı bu efsanevi dönem gazetesinin hikâyesini bilmeden Türk basın tarihini doğru okuyamayız. Hatta Türkiye tarihini de. Yine bu gazetenin hikâyesini bilmezsek Aziz Nesin’i, Sabahattin Ali’yi ve Rıfat Ilgaz’ı da eksik tanımış oluruz. Bu anlamda tiyatro izleyicisi için büyük şans “Meçhul Paşa” gibi bir oyunun sahneye konması. Oyunun bitiminde eve dönerken, önümden yürüyen 20’li yaşlarındaki iki gencin konuşmasına tanık oldum. Biri cep telefonundan Markopaşa’yı Google’layıp heyecanla arkadaşına döndü: “Gerçekten böyle bir gazete varmış”.

Gerçekten böyle bir gazete vardı, iyi ki vardı.

Güzel bir pazar günü geçirmeniz dileğiyle…