Kore-eda, aile filmleri çekmeye devam ediyor hâlâ!

Alice Miller, “Yetenekli Çocuğun Dramı” adlı kitabında “Annesi tarafından görülmek, anlaşılmak, ciddiye alınmak, saygıyla karşılanmak her çocuğun en meşru, en doğal ihtiyaçlarındandır” der. Bu nedenledir ki ilk bakım verenimiz olan annelerimizle kurduğumuz güvenli ilişki önemlidir. Bu ilişki bağı ne kadar sağlam olursa ileride psikolojik açıdan başımıza açılacak dertlerin önemli bir kısmını da daha bebek yaşta atlatmış oluruz.

Anne oğul ilişkisindeki hayranlık temasına karşın anne kız ilişkisindeki rekabet vurgusu dikkate değer. Kızların anneleriyle yaşadığı çatışmalar da... Bunun sinemadaki son örneklerinden biri, aile dinamiklerini inceleyen filmleriyle tanıdığımız Hirokazu Kore-eda’nın geçen hafta gösterime giren filmi “Saklı Gerçekler”.

Filmdeki anne, Fransız sinemasının en büyük kadın yıldızlarından biri olan Fabienne Dangeville (Catherine Deneuve), kızı ise annesinin ışığı altında yaşamaktan kaçıp New York’a yerleşerek senarist olmuş Lumir (Juliette Binoche). İhtimal, Çetin Altan’ın deyişiyle, annesi tarafından fazla sevilmemiş, bu yüzden de kendini yazıya çiziye vermiş çocuklardan biri.

Lumir, eşi ve küçük kızıyla birlikte otobiyografisi yeni yayımlanan annesini Paris’teki evinde ziyaret ediyor. Ve o andan itibaren, yıllar içinde birikmiş, çözülmemiş çatışmaları gün yüzüne çıkıyor. Tansiyonu sürekli artan bir hesaplaşma içine giriyorlar.

Anne, narsisizmin tipik örneklerinden biri. Kendinden başka kimseyi düşünmüyor, kendini karşısındakinin yerine koyup onun ne hissediyor olabileceğiyle ilgilenmiyor. Buna eski eşi, yeni sevgilisi, yardımcısı, kızı, damadı, oyuncu arkadaşları hemen herkes dâhil. Bu zinciri bir parça torunu kırıyor zaman içinde. Müthiş kendiliğinin devam halkası olduğundan belki. Belki kızıyla o ilişkiyi kuramadığından.

Otobiyografinin adı “Truth”. Gerçek. Ama Lumir’den öğreniyoruz ki gerçeklerle ilgisi yok. Kimi gerçekler hiç yok kitapta, olanlarsa çarpıtılmış. Saklı gerçekler söz konusu ki onlar da kitapta yok. Fabienne, kendinden yarattığı ve tapındığı putuna uygun bir hayat hikâyesi kaleme almış. Herkesin hayranlık duyacağı. Kitabın sayfaları açıldıkça, hikâye üzerinden gerilmli anlar yaşıyor anne kız. Lumir o kadar sevilmemiş ki Miller’ın doğal saydığı haklardan hiçbirine sahip olmamış; annesi tarafından görülmemiş, ciddiye alınmamış, saygı duyulmamış. Hesaplaşma sırasında bütün bunlar kederli bir çileden iplik iplik sökülüyor.

O sıralarda “Annemin Hatıraları” adında bir filmde oynuyor Fabienne. Uzaya gittiği için hiç yaşlanmayan bir annenin, kızının farklı yaşlarındaki halleriyle ilişkisini izliyoruz bu filmde. Anneyi canlandıran oyuncu, kaybettiği en yakın arkadaşı, Lumir’in manevi annesi Sarah’ya benzediği için bu rolü kabul ettiğini öğreniyoruz Fabienne’in. Sarah filmin görünmeyen kilit karakterlerinden biri; Fabienne ve Lumir’in en can alıcı çatışma noktası hatta.

Özetle, film ve film içinde filmle anne kız hesaplaşmasına belli gerilim dozlarında tanık oluyoruz. Vaktiyle güvenli bir şekilde kurulmamış anne kız ilişkisinin neden olduğu drama... Tek şefkat dolu sahnede kızının saçını ağlayarak okşayan, ona sarılan Fabienne’in bu şefkat anlarının sonunda silkinip, “Filmde de böyle duygusal oynamam gerekir” demesindeki samimiyetsizliğe... Lumir’in “Bunu elde edemedin ama!” dercesine annesinin gözüne soktuğu eşi ve kızından mürekkep mutlu aile tablosundaki acımasızlığı da atlamamak gerek. Canı yananlar, can yakarlar.

Catherine Deneuve, masal kraliçeleri kadar güzel, oyunculuğundan zaten sual olunmaz. Juliette Binoche soğuk duruşunun altında yatan küçük kızı anlamamızı sağlıyor. Sonuç olarak, anne kız ilişkisi üzerine zarif bir film “Saklı Gerçekler”. Ve   Kore-eda güzel aile filmleri çekmeye devam ediyor hâlâ! İyi ki.