'Atatürk, evi için işçi gibi çalışmıştı'

‘Bir Başka Atatürk’ adlı kitabıyla Ulu Önder’i bize farklı yönleriyle anlatan Efe Erginer, “Siz hiç Atatürk’ün kendisine ait küçük bir evinin olmasını çok arzu ettiğini, bu yüzden Florya Deniz Evi’nin yapımında kısa bir an için de olsa bir işçi gibi çalıştığını biliyor muydunuz?” diyor.

Müthiş bir enerjisi olan, zekâ ve duygu dolu bir yazar. Son günlerde öyle bir kitabı yayımlandı ki, herkesin dilinde. Atatürk’ü bize bambaşka haliyle anlatıyor, hem de onun yanından hiç ayrılmamış yaveri Cevdet Tolgay’ın zamanında bire bir yaptıklarının ses kaydı ışığında yazılmış bir kitap bu: Bir Başka Atatürk... Duygulanacak, sevdiğiniz insanı daha da çok sevecek, yakın hissedecek, örnek alacaksınız. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde bu kadar değerli bir eseri ortaya koyma yürekliliğini gösteren, çok sevgili Efe Erginer’le bir aradayız...

Atatürk, evi için işçi gibi çalışmıştı

- ‘Bir Başka Atatürk’ kitabınız yeni çıktı... Okuru bol olsun. İddialı bir başlık. Kitabınızda nasıl bir Atatürk’le karşılaşacağız?

Çok farklı bir Atatürk’le karşılaşacaksınız. Özel yaşamı içinde sade, olduğu gibi, nesnel, hamasetten uzak bir Atatürk bulacaksınız. Atamız hakkında hiç bilinmeyen, çok özel bilgiler içeriyor. Hem de yaverinin sesinden. Bu çok özel bilgilerden bazılarını sıralayayım. Bakalım bana hak verecek misiniz?

Siz hiç Atatürk’ün kâğıt oyununu sevdiğini... Kazandığında bir çocuk gibi arkadaşlarını kızdırıp peşinden koşturttuğunu biliyor muydunuz?

Siz hiç Atatürk’ün ciddi bir yalnızlık içinde olduğunu... Dayanılmaz sıkıntılı gecelerinde bir parça sükûnet bulabilmek için kendini dışarıya attığını biliyor muydunuz?

Siz Atatürk’ün gençlik yıllarında aylığının tamamını annesine verdiğini... Sonra annesinden harçlık alarak yaşamını sürdürdüğünü biliyor muydunuz?

Siz hiç Atatürk’ün kendisine ait küçük bir evinin olmasını çok arzu ettiğini... Her nedense bu isteğinin bir türlü karşılanamadığını... Bu yüzden Florya Deniz Evi’nin yapımında kısa bir an için de olsa bir işçi gibi çalıştığını biliyor muydunuz?

Siz hiç Atatürk’ün Ankara’da Fransız elçisini masasına davet edip parmağını sallayıp sesini yükselterek “Hükümetine yaz! Hatay’ı alacağım! Bunun bir başka türlüsü yoktur! Hatay’ı alacağım!” diye bağırdığını biliyor muydunuz?

Siz hiç Atatürk’ün iki kadın Amerikalı gazeteci tarafından haftalarca meşgul edilip sonunda atlatıldığını biliyor muydunuz?

‘Ağır bir yük altındaydı’

Siz hiç Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı kazanmanın... Yeni, modern bir Türk devleti kurabilmenin yolunun askerin mutlaka Anadolu halkıyla buluşması, bütünleşmesi prensibine bağlı olduğunu... Ve bunu uyguladığını biliyor muydunuz?

Bu konuda daha başka başlıklar da sıralayabilirim... Evet... Ne diyorsunuz? Kitabım bir başka Atatürk’ü anlatıyor mu?

- Bu bilgiler, anekdotlar çok değerli ve çoğunu ilk defa duydum. Kitabınızı hazırlarken sizi en çok etkileyen konu veya konular hangileri oldu?

İnebolu-Ankara yolu, içimi sızlattı. Kağnılar, kağnıları kullananlar, o yol, olağanüstü... Kar, buz demeden insanların hipnotize olmuş gibi Ankara’ya, Atatürk’ün çağrısına yürümeleri... İnsanın tüylerini ürpertiyor. Böyle bir durum, Batı devletlerinde söz konusu olsaydı şimdiye kadar herhalde onlarca filmi yapılırdı.

Atatürk’ün niçin küçük bir evi olmadı, bunu anlamış değilim. Küçük bir ev istiyor, anahtarını çıkarıp kapısını açacağı; kendisine ait, küçük bir ev... Olmuyor, olamıyor. Müthiş yalnızlığı, buhranlı geceleri çok etkileyici. Yatışıp sakinleşmesi için kendini bulunduğu yerden dışarıya atması... Gece yarıları... Ne kadar ağır bir yük altında olduğunu bizlere en veciz şekilde anlatıyor.

- Tüm bu anlattıklarınız çok duygulu. Atamızın yaveri Cevdet Tolgay’la yıllar önce tanışıyor, ses kaydını yapıyorsunuz. Peki, kitap için 32 yıl beklemek niye?

1987’de ben ailemin geçimini sağlamak zorunda olan, genç bir diş hekimiydim. Ringe çıkmış boksör gibi... Kitap yazmak aklımın ucundan geçmezdi. Yıllar sonra Cevdet Tolgay’ın sesini Ankara’ya, Türk Tarih Kurumu’na gönderdim. O zamanın Kurum Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’ydu. Bu anıları basabilir miyiz diye konuşmuştuk. Anımsadığım kadarıyla, küçük hacimli bir kitap olur kanaatiyle olmadı.

2005’te yazmaya başladığımda ses bandını tekrar ele aldım, genişletmek istedim. Eşimin dedesi olan Yörük Ali Efe’nin Malgaç Baskını’nı ve Atatürk’ün elini öpmüş annemin anılarını da içeren, bugünkü kitabın taslağını oluşturdum. Taslak, yıllar içinde olgunlaştı. Son halinin çıktısını beş sene içinde birçok yayınevine gönderdim. Maalesef, olumlu bir yanıt alamadım. Anladım ki, kitabımı hiçbir yayınevi basmayacak. Yalnız kaldım. Oğlumun bir denizcilik şirketi vardı. Bu şirket, yayınevi kurma hakkını haizmiş. Biz de kendi kitabımızı basmak için Medeci Yayıncılık’ı kurduk. Bundan böyle her 3-4 ayda bir kitabım basılacak. Aralık veya Ocak ayında kitaplarım yayımlanacak.

‘İstemekle âşık olunmaz’

- ‘Sis ve Rüzgâr’ ile ‘Mor Sarı’ adlı kitaplarınızı da biliyoruz. Aşk ve nostalji sanki tüm kitaplarınızın ana hatlarını oluşturuyor. Bu iki kavram hakkında eminim söyleyecek bir şeyleriniz vardır...

Kitaplarımda filozofik güzelliği aşk üzerinden anlatmaya çalışıyorum. Altın oran, estetik ve heyecanlandırma hislerinin aynı eserde toplanması. Gerçek aşk ile âşık olduğunu sanmayı karıştırmamak lazım. Beraber olmaktan hoşlanmak, haz almak, onu özlemek, yokluğunda ağlamak, benim yazmaya çalıştığım aşk değildir. Aşk başka bir şeydir. İnsanlığın var oluşundan beri hiç değişmemiştir, değişmez. Gayri iradi bir kavramdır. Âşık olmayı istemekle âşık olunmaz. İnsanın yaşamında duyacağı en yüce duygudur aşk. Bu bir nasip işidir. O nasiple doğmak lazım. Sanatçı doğmak gibi. Bu bakımdan herkes sanatçı olamadığı gibi âşık da olamaz. Aşk, ilahi bir sanat; sanat, ilahi bir aşkı yaşamaktır bence. Aşk, ölümsüzlüğü yaşama sanatıdır.

- Çok mutlu bir evliliğiniz, aile yapınız var. Var mı okuyucularımızla paylaşabileceğiniz püf noktaları?

İnsanlar evlenirken dile getirilen klasik bir söylem vardır: İyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta, varlıkta yoklukta birbirinize destek olacaksınız. Biz karı-koca olarak bu söylemin altını doldurduk. Buna inandık ve uyguladık. Evliliğin özüne, kutsallığına sadık kaldık.