AB, Hint-Pasifik Okyanusu’na ayak basıyor

Avrupa Birliği’nin (AB) dış politikası ve küresel çalışmaları koltuk kavgasının biraz gölgesinde kaldı. Hatırlanacağı üzere Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen (VDL) ile AB Konseyi başkanı Charles Michel’in geçen hafta salı günü Ankara’ya gerçekleştirdikleri resmi ziyaret esnasında yaşanan koltuk sandalye ikilemi Brüksel’de geniş yankı uyandırmıştı.

Aslında bu mini kriz felsefi açıdan önemli tartışmaları da gündeme getirdi. Hak ile çıkar arasındaki farkı bir kez daha gösterdi. Bunlar zaten birbirleriyle zıt iki kavram. Hak, hukukla korunan bir olgu. Çıkar ise kişinin hak ettiğinden fazlasını alma çabası. Hak sonuna kadar savunulur. Çıkar ise fazlasını alırken başka birinin hakkı eksiliyor anlamını içeriyor. Yani çıkarda çatışma yer alıyor. Nitekim VDL ile Michel arasında bir çatışma yaşandı. Avrupa basını da kötü sınav verdi. Ekseriyetle değerler bilgisi ile değer yargısı çatıştı. Kültürel ezbere ve dolayısıyla ön yargıya dayalı haberler yapıldı. Ancak istisnalar yok değil. Örneğin Liberation gazetesinin Brüksel muhabiri olayı çok güzel bir şekilde kaleme aldı. Ki kendisi Türkiye dostu olarak da tanınmaz.

Koltuk krizinin gölgesinde AB, ABD ile dış politikasını her geçen gün yakınlaştırıyor. Zaman zaman ABD AB’nin politikalarına ayak uydurmaya çalışıyor. Ama daha çok AB, ABD’nin neo geleneksel dış politikasına uyum sağlamaya çalışıyor. Rusya, Ukrayna veya İran konusunda görüldüğü üzere... ABD’nin Afganistan’dan geri çekilme takvimine yönelik olarak da Avrupalı müttefikler ile Washington yönetimi aynı politikayı benimsemiş durumda. 1 Mayıstan itibaren NATO üyesi ülkeler ile AB ülkeleri ve partnerler Afganistan’ın güvenlik anahtarlarını Afgan yönetimine tamamen teslim ederek bölgeden çekilecekler. Yeni hedef Çin denizi. Beklendiği üzere ABD eksenini Çin’e kaydırıyor. AB de ABD’ye bölgede destek olmaya hazırlanıyor. Bu çerçevede pazartesi günü video konferans yöntemiyle bir araya gelecek olan AB dışişleri bakanları, Brüksel’in yeni Hint-Pasifik işbirliği stratejilerini ele alacaklar.

AB için Çin, kısmen de olsa ticari bir partner. Ancak AB’nin Çin’le rekabet ettiği birçok konu bulunuyor. ABD’nin Çin’e yönelik olarak yaklaşımında askeri ve stratejik unsurlar ön planda yer alıyor. AB ise ABD’ye ekonomi başta olmak üzere ticari, sosyal, kültürel ve kısmen askeri açıdan destek olabilir. Diplomatik açıdan da ABD’nin çabalarını kendi mekanizmalarıyla destekleyebilir. Çevre politikalarından teknolojiye bölgede önemli bir aktör olabilir. Ayrıca Hollanda, Fransa, Portekiz gibi ülkeler bölgede ABD’ye destek amacıyla önemli katkılarda bulunabilirler. Afrika kıtasının doğusunda başlayan  ve Japonya’ya kadar uzanan Hint Pasifik bölgesi önemli bir coğrafya. AB ile Asya ülkeleri arasındaki kurumsal işbirliği 1996 yılında kuruldu. Bu işbirliğinin önümüzdeki dönemde canlandırılarak ABD’nin önderliğindeki APEC’le işbirliğinin pekişmesi bekleniyor. ASEAN ülkeleriyle birlikte APEC ve ASEM de Batı dünyasının Çin’e yönelik olarak kurumsal ‘silahları’ olacak. AB hem ekonomik fırsatları kollayacak hem de ABD’ye destek sağlayacak. Türkiye de aslında Endonezya, Malezya, Pakistan, Brunei ve Bangladeş gibi ülkelerle olan yakınlığını kullanarak bu oyunda yer alabilir. Kovid sonrası dünya şekilleniyor. Çiğ ve içi boş tartışmalarla vakit kaybeden ülkeler fırsat trenini kaçırabilir.  

AB, Hint-Pasifik Okyanusu’na ayak basıyor

Robert Schuman azizleşme yolunda

Robert Schuman Avrupa Birliği (AB) konularını yakından takip eden kişiler tarafından bilinen bir ismi. Fransa’da iki dönem başbakanlık görevini üstlenen, sonradan Avrupa Parlamentosu Başkanı da olan Schuman, AB’nin kurulması konusunda Alman Konrad Adenauer ve Belçikalı Paul Henri Spaak ile birlikte öncü isimler arasında yer alıyor.  Schuman bildirgesinin de mimarıdır. Hatırlanacağı üzere dönemin Fransa Dışişleri Bakanı olan Schuman, Jean Monnet’den esinlenilmiş,  Fransa ile Batı Almanya’nın kömür ve çelik sanayilerini tek çatı altında birleştirmeyi öngören öneriyi önce Fransa’nın devlet politikası haline getirmek için bakanlar kurulundan karar aldırmış, sonra da 9 Mayıs 1950’de ilan etmişti. Böylece AB olarak filizlenecek olan ilk tohumu attı ve Avrupa Kömür Çelik Birliği’nin 18 Nisan 1951’de kurulmasına vesile oldu. Katolik inancına bağlı olan Schuman laikliğe de son derece önem veriyordu. Hıristiyan Demokrat partisine üye olsa da ona her zaman fikir öncülüğü eden Jean Monnet gibi Transatlantik ilişkiler ile serbest ticaret fikrine çok değer veriyordu. Bu çerçevede AB’nin bir medeniyetler topluluğu olmaması gerektiğini savunuyordu.

Fransa’da bulunan Metz Piskoposluğu ile AB’deki Hristiyan Demokratlar, AB’nin kurucu önderlerinden Schuman’ın Vatikan tarafından taziz edilmesi, yani aziz ilan edilmesi için yaklaşık 30 yıldan bu yana uğraş veriyorlar. Bu, ölmüş bir kişinin cennete dua eden kişiler ile Tanrı arasında aracılık yapma yetkisine sahip olduğunun ilanıdır. Schuman’ın önümüzdeki 9 Mayıs tarihinde taziz edilmesini bekleniyordu. Ancak takvim gereği Papa’nın bu işlemi ancak Haziran ayında gerçekleştireceği bildirildi. Schuman’ın Almanya ile savaştıktan tam 5 yıl sonra Almanlara dostluk elini uzatmış olması, AB’nin inşa edilmesinde cesur kararlar alması ve barışın daimi kılınması için çaba harcamasından dolayı aziz ilan edilmesi bekleniyor. Ancak Vatikan’ın bu hamlesi AB içerisinde kimi siyasi partiler nezdinde tartışmalara neden olmuyor değil. Zira  laikliğe önem veren kimi Sosyal Demokratlar bunun AB’nin bir ‘’Hıristiyan’’ kulübü olarak algılanmasına neden olabileceği endişesini taşıyorlar. Kimi liberaller de  Schuman’ın esinlendiği  Jean Monnet’in AB projesinden uzaklaştıran ve AB’yi sadece bir medeniyet projesine indirgenmesine neden olabilecek bir karar olarak değerlendiriyorlar. Schuman henüz aziz ilan edilmedi ancak AB konusunda kafa yoran çevrelerde tartışma devam ediyor.