AB ve Ortadoğu çıkmazı

Dünyada irili ufaklı çatışmaların yeniden canlandığı bir dönemde Avrupa Birliği (AB) sıradışı birlik kimliğini korumaya devam ediyor hatta pekiştiriyor. Hatırlanacağı üzere AB’yi oluşturan ülkeler 100 yıl boyunca birbirleriyle savaştılar. En vahşi savaşları yaşadılar. Yaşattılar. İhanetlerin, katliamların, birbirlerini sırtından bıçaklayan liderlerin kıtasından, son 70 yılda artık huzur ve barış içerisinde yaşamanın yollarını keşfeden bir topluluk haline geldiler. Bu müthiş bir başarı hikayesi aslında. En azından refah devletinin gereğini nasıl yerine getirecekleri konusunda birbirleriyle mutabıklar. Uzun süre güvenliklerini ABD ve NATO’ya devreden AB ülkeleri, kalkınmalarını ve sosyal refahlarını aslında bu sayede elde ettiler. Çatışmalara da fazla katılmadılar. NATO ve ABD önderliğindeki kriz yönetimlerine ağırlıklı olarak maddi katkı ve siyasi destek vermekle yetindiler.

Aslında bu vesileyle ikinci dünya savaşından bu yana kendilerini yeniden inşaa edebildiler. Öyle ki AB ekonomik açıdan ABD ile birlikte çok önemli bir dünya aktörü oldu. Şimdilerde AB, artık dünya gücü olmanın peşinde. Dünyada sadece ekonomik açıdan değil aynı zamanda siyaseten de var olmak ve dünya meselelerinde kaale alınan bir topluluk olmak için çabalıyor. Ancak bu  emelini ve hedefini kanıtlayabileceği bütün fırsatları da siyasal ve yapısal sebeplerden dolayı harcıyor. Örneğin İsrail ile Filistin arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda maalesef varlık gösteremiyor. Dış politika öyle bir alan ki, ülkelerin ya seyirci, ya figüran, ya aktör, ya da yönetmen senarist gibi bir konumda olması gerekiyor. Aktör görünümlü seyirci olma şansı yok. Oysa AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell İsrail-Filistin çatışmasında taraflara sükunet çağrısında bulunmanın dışında bir hamle yapmadı. AB’nin bu konudaki etkisizliğini de zımnen kabul etti.

Neticede AB’ye üye ülkelerin Ortadoğu barış sürecine yönelik olarak görüş farklılıkları çok büyük. Bunlar gene su yüzüne çıktı. Fransa, Almanya, Hollanda, Danimarka, Çekya ve Avusturya   İsrail’den yana açık bir tavır sergiliyor. İrlanda, İspanya, İsveç, Finlandiya ise Filistin’den yana görüş bildirdiler. Belçika gibi 7 partili koalisyonla yönetilen ülkeler koalisyon ortaklıklarını bozmamak için sessiz kalmayı hedefliyorlar. Ayrıca Filistin ile İsrail arasındaki gerilimin AB’ye üye ülkelere sirayet etmemesine de özen gösteriliyor.

Bir başka sebep de yapısal. AB’de veto hakkını kullanan veya veto tehdidini gündeme getiren üye ülke her daim ödüllendiriliyor. Bu hususu iyi ya da kötü anlamda dile getirmiyorum. Sadece bir tespit. Hatırlanacağı üzere, geçmişte Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum kesiminin AB’ye aday gösterilmemesi halinde genişleme sürecini veto etmekle tehdit etmişti. Ve ödüllendirildi.  Hollanda, Kovid esnasında AB’nin kurtarma paketine karşı olduğunu ileri sürdü, Lahey’in AB’nin bütçesine katkı payı düşürüldü, ödüllendirildi ve 750 milyar Euroluk kurtarma fonu bu sayede kabul edildi. Polonya, AB’nin çevre hedefine yönelik eylem planını veto etmekle tehdit etti, kömür santrallerinin süresini bu sayede uzattı.

Dış politikada ise AB’ye üye ülkeler AB’nin ortak tutumuna karşı çıkarak üçüncü ülkelere destek oldukları sürece bu sefer AB tarafından değil, ilgili üçüncü ülkeler tarafından ödüllendiriliyorlar. Enerji alanında İtalya ve Almanya ile Rusya, güvenlik alanında Fransa ile Mısır, Suudi Arabistan veya Birleşik Arap Emirlikleri ve geçmişte İngiltere ile ABD örneklerinde olduğu üzere. Bugün İrlanda Cumhuriyeti’nin Filistin ve Arap dünyasına açık desteği veya Çek Cumhuriyeti ile Avusturya’nın İsrail’den yana desteği de bunun bir parçası. 27’lerin AB’nin iç ve dış dinamiklerine karşı çıkmaları karşılığında söz konusu ödül sisteminin devam etmesi halinde AB, maalesef olması gereken dünya gücü standardına ulaşamayacak. AB’nin geleceğine yönelik konferans, 27’lerin kurumsal açıdan yeniden yapılanmaları için önemli bir fırsat. Bu fırsatı iyi değerlendirmeleri halinde, gerçekleştirilecek olan yapısal reformlarla AB dünyada etkinliğini artırabilir. ABD veya Rusya yaptığı gibi taraf seçebilir, ya da üçüncü bir yola doğru gidebilir. ABD, Ortadoğu’da İsrail’den yana tavrını değiştirmedi. Sadece Donald Trump’ın aksine, Biden yönetimi İsrail’de aşırı sağ partileri değil, ülke bütününü temsil eden siyasi akımları desteklemeyi tercih etti. Rusya ise Fyodor Lukyanov’un “Russia and the Middle East: Viewpoints, Policies and Strategies” kitabında yer verdiği Yevgeny Primakov, Sergei Lavrov ve Aleksandr Novak’ın görüşleri ışığında kendi çizdiği stratejide ağır aksak da olsa ilerlemeye devam ediyor ve Rusya yanlısı Arap intelligentsiyasını oluşturarak etkinliğini arttırmak üzere çalışmalarını sürdürüyor. AB’nin ise dünyada söz sahibi olması için ciddi bir iradesi ve bir de stratejisinin olması gerekiyor. Çünkü yumurta kırmadan omlet yapılamaz.

AB ve Ortadoğu çıkmazı

AB temsilcileri tartışmaların odağındaki Şeyh Cerrah mahallesinde incelemelerde bulundu.

Belçika’da kültür sanat normalleşiyor

Belçika’da kültür sanat alanında normalleşme süreci nihayet başladı. Müzeler açıldı. 10 Ekim tarihine kadar, Türklerin de yoğun olarak yaşadıkları başkent Brüksel’in Schaerbeek semtinde  bulunan dünya tren müzesinde Pekin-Hankou tren hattının tarihçesine yer veriliyor. 1898 yılında inşaa edilen 1200 kilometrelik tren hattını Belçikalı mühendis Jean Jadot gerçekleştirdi. O tarihte dünyada sanayileşmiş ülkeler listesinde Belçika 3’üncü sırada yer alıyordu. 7 yılda tamamlanan  hattın en zorlu bölümü kuşkusuz Sarı Nehir üzerinden geçecek olan tren köprüsünün inşaatıydı. Üstelik tesadüf öyle ki dünün Hankou’su, bugünün Wuhan bölgesi, yani pandeminin ilk odak merkezi. Ayrıca Ağustos ayından itibaren Flaman bölgesinde Belçikalı sanatçıları bir araya getiren Pukkelpol festivali sınırsız bir şekilde kapılarını açacak. Ayrıca Türkiye’de yakından takip edilen Tomorrowland festivali 27 Ağustos’tan itibaren kaldığı yerden devam edecek. Yaz tatilinde Batı Avrupa’ya seyahat etmek isteyenlere duyurulur...

Kovid-19 ve sözlük

Pandemi süreci kelime haznemizi biraz daha geliştirdi.  Kovid-19’a yakalanıp belirtiye sahip olmayan kişiler için kullanılan asemptomatik kelimesi artık tıp dünyasının tekelinde olan bir kelime değil. Aynı şekilde hidroalkolik jel, sosyal mesafe gibi kelimeler de günlük hayatın bir parçası oldu. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde sözlükler 2022 yılı için güncelleştirilirken, dil akademileri tecrit, sokağa çıkma yasağı gibi kelime ve ifadelerin kullanım alanlarını da güncellediler. Öyle ki maske gibi bazı kelimelerin de kullanım alanı veya manası da değişmiş oldu. Maske denildiği vakit insanın aklına hep Venedik, karnavallar ve maskeli balolar gelirdi. Veya karaktere yönelik bir tanım; ikiyüzlü bir insanın maskesini düşürmesi gibi. Şimdilerde maske ağırlıklı olarak hijyen kurallarının bir gereci olarak kullanılıyor. Kelimeler dünyayı düşünmek için önem arz ederler. Anlamları da toplumun söz konusu kelimeleri kullanma şekillerine göre değişime açık. Maskede olduğu üzere.