ABD, Ukrayna savaşının ‘galibi’ mi?

ABD’nin Ukrayna-Rusya savaşından karlı çıktığı eleştirileri yükselmeye başlıyor Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde. Bir başka deyişle, ABD’nin aksine AB’nin bu savaştan dolayı sürekli zarara uğradığını iddia ediyorlar. Tartışma ilginç bir boyut almaya başlıyor. 

Emtia fiyatlarında yaşanan yükselişten en çok AB’nin zarar gördüğü siyasiler tarafından dile getiriliyor. ABD’nin kaya gazı sayesinde Rusya’ya uygulanacak olası doğalgaz ambargosundan etkilenmeyeceği, AB’nin ise rekabet gücünü yitireceği sıklıkla ifade edilerek, Almanya’nın neden Rusya’dan gaz alımını askıya almak istemediği bu şekilde gerekçelendiriliyor. ABD’nin Ukrayna ve Baltık ülkelerine vermiş olduğu askeri ve diplomatik desteğinin karşılığını NATO nezdinde aldığından, buna bağlı olarak AB içerisinde ABD yanlılarının da arttığından şikayet ediliyor. Savaşın başlamasıyla birlikte ABD dolarının Euro karşısında daha fazla değer kazandığı da iddialar arasında. ABD’nin Avrupa’nın güvenlik mimarisini yeniden NATO etrafında inşaa etmesi de bir başka eleştiri konusu. AB’yi Rusya’ya karşı daha sert ekonomik yaptırımlar uygulamaya teşvik etmesinin ise AB’nin ekonomik gücünü zayıflatmaya yönelik bir girişim olduğunun altı çiziliyor. Ukrayna’dan AB’ye kaçan sığınmacılar konusunda da o meşhur külfet paylaşımı eleştirisi bir kez daha gündeme geliyor. 

ABD, Ukrayna savaşının ‘galibi’ mi

Zamanı değil 

Oysa Washington, Rusya’nın Ukrayna’yla ilgili emelleri, işgal girişimi ve buna yönelik hazırlıkları hakkında AB ve NATO’daki tüm müttefiklerine bilgi verdi. Yetmedi, kamuoyuyla da açık bir şekilde paylaştı. ABD, AB’nin enerji güvenliği politikasını öteden beri eleştiriyor. AB’nin enerji açısından Rusya’ya olan bağımlığının zararlı olduğunu yıllarca dile getirdi. Ancak Polonya ve Baltık ülkeleri dışında ses çıkaran olmadı. Aksine, başta Almanya olmak üzere AB’ye üye birçok ülke Rusya’dan gaz alımında Ukrayna’yı bypass eden projelerin finansmanını destekledi. 

ABD’nin NATO’yu yeniden canlandırma girişimine gelince. Donald Trump’ın ABD başkanı olduğu dönemde NATO’nun faaliyetlerine son verme veya ABD’yi NATO’dan çekme tehditleri AB’de panikle karşılanmıştı. Joe Biden ise ABD’nin NATO’ya yeniden sahip çıkacağı ve varlığını artıracağı yönünde vaadini tutuyor. Doların Euro karşısında değer kazanmasının Ukrayna savaşıyla ilgisi pek kısıtlı. Daha çok FED’in faiz artırma kararından ve Avrupa Merkez Bankası’nın bu konuda ağır davranmasından kaynaklanan bir durum. ABD ile AB’nin Gayri Safi Milli Hasılaları birbirleriyle neredeyse eşit. ABD’nin Ukrayna’ya askeri ve insani yardım kapsamında verdiği mali yardım 40 milyar dolar. AB’nin ise 9 milyar euro. Bir başka deyişle mali külfet paylaşımı konusunda Washington rüştünü ispatlamış durumda. 

Sığınmacılar konusuna gelince, AB’nin yanı başında olan Ukrayna’dan gelen sığınmacıların Şili veya Vietnam’a gidecek halleri yok. Buna rağmen, ABD de Ukrayna’dan kaçan önemli sayıda sığınmacıya ev sahipliği yaptı. ABD’nin NATO’yu yeniden canlandırıyor olmasının AB içerisinde bölünmelere neden olduğu iddiaları da ne kadar doğru belli değil. Zira Estonya, Letonya veya Litvanya gibi ülkelerle Polonya veya Çekya’nin, güvenlik açısından NATO ve ABD’ye daha fazla güvendikleri kesin. Burada, Almanya ve biraz da Fransa’nın tutumları etkili olmuyor değil. Ancak bunu ABD’nin AB’yi bölme veya AB nezdinde atlantisist ülke sayısını artırma çabasına yormak yine biraz abartılı oluyor. AB’nin stratejik otonomisi, stratejik gücü ve savunma politikası henüz güven teşkil etmiyor. ABD’nin Ukrayna’ya verdiği askeri, diplomatik ve ekonomik desteğin karşılığını ülkede barış sağlandıktan sonra alacağı eleştirileri de pek yersiz. 

Oysa Ukrayna savaşının devam ettiği bir dönemde AB’nin ABD’ye yönelik eleştirileri hem usül hem de esas açısından yanlı. ABD, melek değil. Geçmişte hata yapmadı değil. Irak’tan Suriye’ye bir dizi yanlış karar ve politikalara imza attı. Ancak Ukrayna konusunda eleştirilecek en son ülke. Eleştiri zamanı gelecek. Ancak şu anda, AB, ABD ve NATO nezdinde birlik ve beraberlik mesajı önemli. Odessa’yı Rusya’ya kaptırmamaya bakmamız gerekiyor. 

Macron ile Zelenskiy’nin arası limoni

Ukrayna halkı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Rusya’yı aşağılamamamız gerekiyor” ifadelerine fena takmış durumda. Macron’un sanki Rusya’ya destek veriyor şeklinde yorumlanan sözlerine tepki var. Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba, Macron’un sözlerini diplomatik teamül sınırlarını aşabilecek bir şekilde eleştirdi. 

Oysa aslında Macron bu kadar kibirli olmasa, söylediği doğru anlaşılabilir. AB dönem başkanlığını üstlenen Fransa’nın Cumhurbaşkanı Macron, savaş başladığı tarihten bu yana henüz Ukrayna’ya resmi bir ziyarette bulunmadı. Resmi ziyaret tarihi de sürekli erteleniyor. Macron Ukrayna’nın başkentine gitmeye hazırlanırken İngiltere Başbakanı Boris Johnson hızlı davrandı ve öncü oldu. Johnson’un arkasından bölgeye giden lider konumuna düşmek istemeyen Macron da Kiev’e gitmek için fırsat kolladı ama değerlendiremedi. Putin’le yaptığı telefon görüşmeleri de yine Ukrayna’da kamuoyu tarafından eleştiriliyor. Macron’un görüşünün Kremlin tarafından kale alınmadığı ve Ukrayna savaşında hiçbir olumlu değişikliğe neden olmadığı öne sürülüyor. AB’nin motor gücü olan Fransa-Almanya ekseninin Berlin ayağının aksıyor olması da Macron’a pek yardımcı olmuyor. 

Versaille anıları 

Aslında Macron’un söylemi, 1919 yılındaki Versaille anlaşmasından kaynaklanıyor. O anlaşmada 1.Dünya Savaşını kaybeden Almanya galip ülkeler tarafından oldukça aşağılanmıştı. Hal böyle olunca Almanya’yı hınç bürümüş, ülkede Hitler’in iktidara geçmesine ve 2.Dünya Savaşının çıkmasına yol açılmıştı. 

Savaş sona erip müzakere masasına oturulduğunda bir tarafta Ukrayna, diğer yanda da Rusya yer alacak. ‘Aşağılanmış’ Rusya’nın barış ve uzlaşı iştahı beklendiği kadar kabarık olmayabilir. Bu yüzden de Macron aslında bugünden yarının barış sürecini düşünerek bu sözleri sarf ediyor. Özgür ve bağımsız olduğunu kanıtlamak için de bu yöndeki sözlerini tekrarlıyor. Her tekrar da Ukrayna’da infiale neden oluyor. Zira Rusya, Ukrayna’da halkı ve sivilleri hedef alarak Ukrayna halkını korkunç bir şekilde aşağılamıyor değil.