AB’de kim kime dum duma...

Avrupa Birliği‘nde (AB) işler pek iyi gitmiyor maalesef. Topluluk güven telkin etmiyor. Aşı tedariki konusunda skandalsız bir gün geçmiyor. Altın üçgen olarak tarif ettiğim Berlin-Londra-Viyana ekseninde dünyanın ‘en’leri yer alıyor. Tasarrufun en yüksek olduğu, altyapının en güçlü olduğu, hızlı tren, otoyol gibi lojistik hatların en gelişmiş olduğu üçgen burası. Ar-Ge, mali hizmet, sağlık, ilaç ve türevi alanlardaki ‘en’ler de yine burada. Ancak ortada hala aşı yok. Üstelik AB kurumlarına ev sahipliği yapan Belçika, AB’nin kabul ettiği üç aşıdan ikisinin üretim merkezi. Aşı konusundaki tedarik sorunu o kadar büyük ki, İtalya bile kendi ülkesinde üretilen ve Avustralya’ya gönderilmesi öngörülen AstraZeneca menşeili aşıların ihracatını engellemek mecburiyetinde kaldı. Avustralya Başbakanı,  İtalyan meslektaşının kararını anlayışla karşıladığını açıkladı.

Belçika’dan örnek vermek gerekirse,  yaşlılar yurdunda kalan kişiler aşı oldular. Ancak sağlıklı olduğu gerekçesiyle kendi hayatını idame ettirebilen ve kendi evlerinde yaşayan 75 yaş üstü yaşlılar ise henüz aşı olamadılar. Bir başka deyişle, sanki 75 yaş üstü yaşlıların zamanında aşı olabilmeleri için yaşlılar yurduna terk edilmeleri gerekiyordu.

AB’de kim kime dum duma...

AB’ye üye ülkelerde toplu bağışıklık seviyesine ne zaman gelinebileceği bilinmiyor. Tecrit kurallarının ne zaman kaldırılacağı meçhul. AB’nin aşı sertifikasına yönelik olarak da çerçeve çizildi ancak aşı sertifikasının hangi şartlarda ve ne ölçüde geçerli olacağı konusu henüz açıklık kazanmadı. AB dönem başkanlığını üstlenen Portekiz ile Fransa,  Belçika,  İtalya gibi ülkeler aşı sertifikasının seyahat kısıtlamasına neden olmaması gerektiğini ısrarla vurguladılar. Avrupa ilaç ajansı EMA tarafından henüz tanınmayan aşılardan olan üçüncü ülke vatandaşları için de engel oluşturmaması gerektiğine vurgu yaptılar. Ancak aşı sertifikasının nasıl kullanılacağı henüz kesinlik kazanmadı.

Gelinen noktada AB ve üye ülkeler aşı konusunda sınıfta kaldılar. Bu da daha büyük soru işaretlerine neden oluyor. AB’nin aşı konusunda sınıfta kalmasının en büyük sebebi cesaret eksikliği. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, İngiltere, Türkiye, Avustralya ve İsrail gibi ülkeler erken davranıp cesur karar alabildiler.

Soru işaretleri arasında şu da var. AB’ye üye ülkelerde 110 nükleer santral bulunuyor. Ortalama yaşları da 30’un üstünde. İsviçre ve İngiltere gibi komşu ülkelerin santrallerini de dahil edersek sayı 144’e çıkıyor. Bunlardan birinde bir sızıntı felaketinin yaşanması halinde tiroidi korumak amacıyla halka potasyum iyodür dağıtmak gerekiyor. Acaba AB üyesi ülkelerde yeterince potasyum iyodür var mı? Maskesi, şırıngası, eldiveni, şimdilerde de aşısı olmayan AB ülkelerine yönelik meşru bir soru.

AB’nin stratejik otonomi hedefi aslında son derece meşru. Ancak NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg önceki gün Fransız haber ajansı AFP’ye verdiği demeçte AB’nin tek başına kendisini savunamayacağını hatırlattı. AB’nin savunma alanında imkân ve yetenekleri kısıtlı. Ayrıca ‘garantici’ olan AB’nin askeri harekâta katılacak,  kendi çıkarına olmasa bile dünya çıkarları adına askerlerinin ölme veya yaralanmasını göz alacak bir harekât kararı alma iradesi ve cesareti yok. Ayrıca Stoltenberg’in dediği gibi “...Avrupa ile Kuzey Amerika arasındaki bağları zayıflatmaya, bölmeye yönelik her tür girişim sadece NATO’yu değil, Avrupa’yı da bölecektir

Bu çerçevede değerlendirme yapmak gerekirse eğer, AB kurumlarının başındaki yöneticilerin ehil olmadıkları teyit edildi. Ekonomik krizlerde aldığı asimetrik önlemlerle bir dünya aktörü olduğunu kanıtlayan AB, sosyal, siyasal, sağlık ve çevre gibi konularda yaşanan krizlerde maalesef hiçbir zaman beklenen performansı sergileyemiyor. AB’nin geleceğini belki bu krizler üzerinden düşünmek gerekiyor.

Kovid -19’un sanatsal simgesi ne olacak?

Sanat dünyasında tartışma bir süreden beri devam ediyor. Kovid -19 salgınının sanatsal simgesi ne olacak? Hatırlanacağı üzere tarihte yaşanan büyük salgınlarda hayatlarını kaybedenlerin unutulmaması için önemli eserler gerçekleştirilmiştir. Kıtamız Avrupa’da en bilinen eserlerden biri Avusturya’nın başkenti Viyana’da bulunan veba sütunu. 1679 yılında Viyana’yı etkileyen veba salgınının ardından İmparator 1.Leopold salgını unutmamak ve hayatlarını kaybedenleri anmak amacıyla mermerden bir anıt talep eder. Johann Bernhard Fisher von Erlach ve Matthias Rauchmüller tarafından yaratılan barok döneminin çizgilerine sahip simge anıtın mimarlığını da Paul Strudel üstlenir.

AB’de kim kime dum duma...


Slovenya’nın Maribor kentinde de yine veba salgınına yönelik olarak bir anıt 1680 yılında inşa edilmiştir. Maribor’da bugün sergilenen anıt ise 1743 yılında Alman heykeltıraş Joseph Straub tarafından gerçekleştirilmiştir. Venedikte’deki Santa Maria della Salute basilikası da büyük salgının bir eseri. İngiltere’nin Sheffield kentinde ise ünlü kolera anıtı bu salgına istinaden 1850’li yıllarda yapıldı.

Resim dünyasında ise Bruegel’in ünlü Ölümün Zaferi adlı çalışması, veya Pedro Atanasio Bocanegra’nın Sevilla’daki veba salgınının ardından yaptığı veba alegorisi tablosu bilinir.

Henüz Avrupa’da Kovid -19’un bir anıtı yapılmadı çünkü salgın devam ediyor. ABD’deki Massachusset Teknoloji Enstitüsü’nden bilim insanları Kovid -19’un protein yapısını müziğe dönüştürdüler. Sanat dünyasında Kovid -19’un anısına bir heykel veya resim kendisini göstermedi. Ancak şimdiden tartışılıyor.