AB’den 3 önemli başarı

Atalarımız ne demiş? Yiğidi öldür hakkını yeme. Avrupa Birliği’ni (AB) zaman zaman eleştirmiyor değilim. Ancak AB içerisinde veya dış politika alanında kaydetmiş olduğu ilerlemelerin veya doğru hamlelerinin de altını çizmek gerekiyor. Roma antlaşmasının bir ürünü olan AB’ye hakkını teslim etmekte fayda var da diyebiliriz. Bir başka deyişle Sezar’ın hakkı Sezar’a.

Dış politika alanında AB, 2021 yılının ikinci yarısından itibaren bazı konularda ABD ve NATO’dan başarılı bir şekilde ayrıştı ve önemli hamlelere imza attı. Bunlardan birincisi Afganistan. Malum, ağustos ayının son yarısında ABD ve kurumsal olarak NATO Afganistan’dan alelacele çekilmek mecburiyetinde kaldı. Türkiye ise büyükelçiliğini Kabil’de muhafaza etti. Buradan da bir kez daha Büyükelçi Cihad Erginay’ın yapmış olduğu başarılı çalışmaların altını çizmek ve hatırlatmakta fayda var. Zira NATO’ya üye birçok ülke Kabil’de elçiliğini kapatırken Türkiye, büyükelçinin çalışmalarını sürdürmesini sağlayacak ortamı yarattı. Büyükelçi Erginay da Ankara’yı mahcup etmeyecek çalışmalar yaparken, NATO’nun da ender bayrak gösteren ülkesi konumunda.

Ancak uluslararası örgütler arasında Kabil’de bayrağını dalgalandırmaya devam eden bir kurum varsa o da AB. NATO’nun aksine AB, Kabil’de temsilciliğini kapatmadı. AB’nin Afganistan daimi temsilcisi olan Büyükelçi Andreas von Brandt ağustos ayında yaşanan kaos esnasında Doha’ya ardından da Brüksel’e dönmüştü. Ancak Brüksel, Eylül ayında AB’nin Kabil temsilci yardımcısı olan Belçikalı büyükelçi Arnout Pauwels’i hemen görev bölgesine gönderdi. Yetmedi. Haziran 2021’de AB Afganistan özel temsilcisi olarak atanan Tomas Niklasson bölgede temaslarda bulunuyor. Hatta Pakistan’da yapılacak olan İslam İşbirliği Teşkilatı dışişleri bakanları toplantısına da katılacak.
Türkiye dışında NATO’ya üye hiçbir ülke henüz Afganistan’da elçiliğini yeniden açıp büyükelçi düzeyinde temsil edilemiyorken AB, daimi temsilcisini Kabil’e geri gönderdi. Brüksel, Afganistan’a insani yardım sevkiyatlarını da sürdürüyor. Konuya yönelik olarak iş birliğinden sorumlu bir temsilcisi bulunuyor. Afganistan konusunda AB'nin, ABD ve NATO’dan ayrışmış bir konumda olduğunu söylemek ve daha etkili olduğunun dile getirmek yanlış olmaz.

ABD’nin aksine AB’nin İnsan Hakları Özel Temsilcisi Eamon Gilmore’un Washington yönetiminden daha etkili bir çalışma yaptığını da açıkça belirtmekte fayda var.

AB’nin bir diğer başarısı ise Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan askeri gerilim. Bu konuda da AB’nin Rusya’nın niyeti ve Ukrayna’yı işgal etme ihtimaline yönelik görüş ve değerlendirmeleri ABD ve NATO’nun görüşlerinden ayrışıyor. AB’ye göre Rusya’nın an itibariyle Ukrayna’yı işgal etme ihtimali yok. Moskova daha çok gövde gösterisinde bulunarak dikkat çekip müzakere etmek istiyor. ABD’ye göre ise Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme ihtimali bulunuyor. AB, Ukrayna istihbarat birimlerinin Batılı ülkelerle yaptığı değerlendirme ve paylaşımlara pek itibar etmiyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik niyeti konusunda da ABD ile AB arasında bir görüş ayrılığı yok değil. Ancak Washington ile Brüksel bu görüş ayrılıklarını kamuoyu önünde değil kapalı kapıların ardından dile getiriyorlar. Hem Rusya’ya hem de uzaktan gelişmeleri izleyen Çin'e malzeme vermemek için.

Ukrayna'da AB farkı

AB’nin bir diğer başarısı ise Rusya’ya gözdağı vermek oldu. ABD Başkanı Joe Biden Rusya’nın Ukrayna sınırına gerçekleştirdiği askeri yığınağın ardından ABD ve NATO’nun sert tepkisini dile getirdi ancak ABD’nin askeri seçeneklere başvurmayacağını hatırlattı. Biden bu açıklamasıyla ABD ve NATO’nun Rusya’ya karşı en büyük caydırıcılığı olan askeri yöntemlere başvurmayacağını peşinen dile getirmesi oldukça ilginç. Zira ABD askeri yöntemlere başvurmayı düşünmüyorsa bile bunu açık bir şekilde dile getirmemesi gerekiyordu. Bu çerçevede AB ülkelerinin Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi veya sınırını ihlal etmesi halinde ekonomik açıdan dev bir yaptırımla karşı karşıya kalacağını dile getirmiş olması ve Brüksel’in bu hususta blöf yapmadığını göstermesi Moskova yönetimi nezdinde daha etkili oldu.

Bu çerçevede değerlendirmek gerekiyorsa, dış politikanın temel hedefleri ve felsefesi konusunda ABD, NATO ve AB arasında herhangi bir ayrışma yok. Aksine. Buna karşılık AB ile ABD arasında yöntem farkı bulunuyor. AB’nin, Afganistan, Ukrayna ve Rusya’ya yönelik yöntem bilimi, ABD ve NATO’dan daha etkili oldu. AB dış politikada yansız ve nesnel analizler gerçekleştirdiğinde stratejik hamleleri de bir o kadar önemli ve etkili oluyor. Zira Fransız şair ve dadaizmin önemli ismi olan Paul Eluard’ın dediği gibi 'gerçek özgür olmazsa, özgürlük de gerçek olmaz' misali, duygudan uzak, gerçek verilerle değerlendirme yapılmadığı vakit, alınacak karar, atılacak stratejik adım da etkili olmaz, çünkü gerçekle bağdaşmaz. Kıbrıs sorunu da zaten AB’nin konuya duygusal ve yanlı bir şekilde yaklaşmasından dolayı çözülemiyor. Son AB zirvesinde Türkiye konusunda alınan kararlar da bunun korkunç bir göstergesi. Ankara’nın Paris anlaşmasını imzalamış olmasından duyduğu memnuniyeti bile sevinçle dile getiremiyor. Sadece not ediyor. Nesnel ve yansız AB’nin hamleleri de ABD ve NATO’yla tamamlayıcı nitelikte olabiliyor. Rusya için de en büyük tehdit Batı, ABD veya NATO değil, kuşkusuz en büyük tehdit Kremlin’in 'kiracısı'.

AB’den 3 önemli başarı

Sentetik kahveye doğru

Konumuz yine Finlandiya. Ancak bu sefer başbakanının eğlenceli halleriyle ya da AGİT’nin 50. yıldönümünün kutlamalarına aday olmasıyla da değil. Konumuz sentetik kahve. Zira yapay et, yapay tavuk burger ve türevi ürünlerden sonra, emtialarda kahve ve kakao fiyatlarında yaşanan artışın ardından uzmanlar laboratuvar ortamında kahve geliştirmeye çalıştılar. ‘VTT Technical Research’ firması da Finlandiya’da laboratuvar ortamında kahve üretmeye başladı.

Hala deney düzeyindeki üretim anlaşılan çok başarılı geçti. VTT firmasından Dr. Heiko Rischer, basına yaptığı açıklamada, kahve hücresinden üretilen yapay kahvenin çok daha az su ile üretildiğini hatırlatarak, normal bir kahve çekirdeğini kavurmanın da bir sanat olduğunu söyleyip yapay kahveyi üretmenin değil, normal bir kahve çekirdeğinin lezzeti gibi kavurmanın zor olduğuna dikkat çekiyor. Ancak yapılan deneylerde normal kahve çekirdeğine yakın bir kavurma sürecini yakaladıklarına da işaret ediyor.

Yakın zamanda kahve fincanlarımıza yapay kahve de girecek. Sabah işe gitmeden önce rayihası uyanmamızı sağlar mı bilinmez. Yapay Türk kahvesinin falı da geçerli olur mu belli değil. Ama ne demişler fala inanma, falsız kalma. Geleceği öngören bir fal çıkar mı yapay kahveden bilinmez ancak yapay kahve sayesinde bile faldan eksik kalmayız. ‘Kahve aficionado’larına duyurulur.

AB’den 3 önemli başarı

Rusya masaya oturmak istiyor

Ukrayna-Rusya krizinde Moskova yönetimi Donbass bölgesine yapmış olduğu askeri yığınağa devam ederken, ABD ile müzakere etmek üzere taslak bir metin oluşturdu.

Rusya Federasyonu aslında ABD ve AB’nin Ukrayna’nın işgali konusunda askeri olmasa bile ekonomik açıdan kararlaştırabilecekleri yaptırımlar konusunda bir görüş birliğinin bulunduğuna kesin kanaat getirdi ve bu çerçevede de diplomatik müzakerelere zemin oluşturacak taslak bir metinle ortaya çıktı. Şimdi oyun teorisinde Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etme ihtimali, bu ihtimale karşı Batı’nın olası cevabı, Batı’nın cevabına yönelik Rusya’nın olası hamlelerinin hepsi bir şekilde Washington, Brüksel, Moskova hattında değerlendirildi. Hatta uzun süre gölgede çalışan Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergei Ryabkov bile geçtiğimiz gün sessizliğini bozdu.

Bilen bilir, Ryabkov Rusya dışişlerinde Avrupa iş birliği, füze savunması güvenlik ve diplomatik müzakereler konusunda en etkili üç isimden birisi.  Ukrayna-Rusya krizi henüz doruk yapmadığı bir dönemde ABD’nin orta menzilli füze antlaşmasına dönme çağrısını dile getirdi. Yetmedi, ABD’nin açık sema antlaşmasına katılması gerektiğini vurguladı. Son olarak da Rusya’nın Batı’dan gelen tehditlere karşı askeri çözüm arayışına girebileceğini açıkladı. Aslında Moskova’nın bu retoriğinin sebebi kale alınmak ve olayı diplomatik ve siyasi merceğe çekme çabası. Bunun da ilk ürünü masaya konulan taslak metin. Moskova’nın davranış tarzı bilinmedik değil. Önce bir kriz yaratıyor. Ardından da ödün verilmemesi halinde krizi çözmemekle tehdit ediyor. Ve bu davranışını sürekli yineliyor. Rusya Federasyonu’nu kimse tehdit etmiyor ancak Moskova her yerde tehdit görüyor. Maksimalist talepler içerse bile Moskova’nın masaya bir metin koyması önemli.

Şimdi masanın nerede olacağı etrafında kimlerin oturacağı konusunu da bir o kadar önemli. Moskova askeri yığınağını sürdürmek için zaman mı kazanmaya çalışıyor? Moskova Çin’den umduğu desteğin diplomatik ve siyasi niteliğinden mi memnun değil bilinmez. Ancak müttefikler karargahlarından askeri imkân ve yeteneklerin üzerindeki örtüleri kaldırmadan Rusya masaya bir metin getirdi. Bundan sonra gerilimin kademeli olarak düşmesi ve krizin diplomatik ortamda çözüm bulma çabası sanki daha gerçekçi gibi.

AB’den 3 önemli başarı