Biden sanki haklı çıkıyor

ABD’nin Afganistan’dan çekilme sürecinin yankıları sürüyor. ABD Başkanı Joe Biden çekilme süreciyle ilgili olarak Eylül ayı başında yaptığı açıklamada ilginç bir hususa dikkat çekmişti. Biden, ABD yönetiminin Afganistan’da radikal unsurlarla 20 yıla yakın bir süredir savaştığının altını çizerken ABD’nin bölgeden çekilmesiyle birlikte artık bu unsurlarla Rusya ve Çin’in uğraşması gerektiğini söylemişti. Nitekim Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün Rus istihbarat birimlerine göre Afganistan’ın kuzey sınırında 2000’e yakın radikal militanın konuşlandığını açıkladı. Bir önceki gün de Bağımsız Devletler Topluluğunu (BDT) oluşturan 13 ülkenin istihbarat başkanları Moskova’da bir araya gelerek Afganistan sürecini ve Orta Asya’nın güvenliğini ele aldılar. BDT ülkelerini kaygılandıran konular arasında radikal unsurların Afganistan’dan Orta Asya’ya sızmaları ve BDT ülkelerinde eyleme geçmeleri. Taliban’ın hem ülkeye egemen olup hem de radikal unsurları kontrol etme ihtimali çok düşük görünüyor. Zira insan kaynakları da oldukça kısıtlı.  

Biden sanki haklı çıkıyor

NATO’nun da Afganistan’da öngörülebilir bir gelecekte herhangi bir görev üstlenmesi pek öngörülmüyor. ABD’nin Afganistan’da kalması için önemli bir mesai harcayan Almanya, ABD’nin müttefiklerine danışmadan bölgeden çekilmesini hem içerledi, hem de tutarlılık uğruna da bölgeye yeniden gitmeyi pek de arzulamıyor. Almanya bu hususta tek başına görünmüyor. Bu çerçevede Afganistan ABD veya NATO ülkelerinin bir sorunu olmaktan çıkıp, sanki artık Joe Biden’ın de dile getirdiği üzere gelecekte Rusya ve BDT ülkelerinin mesai harcamaları gereken bir konu haline dönüşecek.

 Europalia’da tren festivali  

Europalia festivali yeniden kapılarını açıyor. 1969 yılından bu yana iki yılda bir düzenlenen Europalia festivali aslında fazla yolculuk edemeyen insanların dünyadaki çeşitli kültür ve sanat ekinlerini keşfederek, bilgi ve görgülerini geliştirmelerini amaçlıyor. Festival, bir ülkenin kültür ve sanat eserlerini yaklaşık 6 ay boyunca ağırlıyor. 2015 yılında konuk ülke Türkiye’ydi. Bu sene ise konu bir ülke değil. Trenler, tren istasyonları ve tren yolculukları. Belçika’ya ve özellikle Brüksel’e yolu düşenlere duyurulur.

Biden sanki haklı çıkıyor

Veliaht tartışması Belçika’ya sıçradı

Hafta başından bu yana kraliyet ailelerinde yoğun bir gündem yaşanıyor. İngiltere Kraliçesi Elizabeth bastonla halk karşısına çıktı. Kral Philippe’in ölümün ardından uzun süre ortada pek görünmeyen Kraliçe, kocasını kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşamadı değil. Diğer yandan kraliçenin oğullarından Prens Andrew hakkındaki soruşturmanın durdurulduğu açıklandı. Bunun, Andrew aleyhine ifade veren Virginia Giuffre’nin sunduğu bilgilerin niteliği ve niceliğinden kaynaklandığını ifade edildi. Ancak kraliyet ailelerinde asıl tartışma konusu, Hollanda’dan geldi. Hollanda veliaht prensesi Amalia’nın hemcinsiyle evlenmesi halinde Kraliçe olarak göreve gelip gelemeyeceği toplumda sorgulandı. Zira 2001 yılında dönemin Hollanda Adalet Bakanı bunun mümkün olamayacağını dile getirmişti. Hollanda Başbakanı Mark Rutte ise bunun mümkün olabileceğini açıklayarak şimdilik tartışmaya son verdi. Bu arada Prenses Amalia’nın cinsel tercihi de meçhul. Zaten kimseyi de ilgilendirmiyor. Buna karşın olayın Hollanda’da tartışılması Belçika’ya da sıçradı. Zira Belçika basını aynı soruyu Belçika’nın veliaht prensesi Elisabeth hakkında sordu. Belçika Başbakanı Alexandre de Croo da veliaht prensesin diğer Belçikalılar ile aynı hakka sahip olduğunu ifade ederek tartışmalara kısa sürede son noktayı koydu.

AB’nin ülke raporları 19 Ekim’de yayınlanacak

Bir gizem, bir gizlilik, hayret edici düzeyde. Avrupa Komisyonu’nun AB’ye aday ve aday adayı ülkelerle ilgili olarak yayınlayacağı ülke raporlarının tarihi ve içeriği açıklık kazandı. Salı günü raporlar yayınlanacak.  Türkiye’nin raporuna son ‘rötuş’ pazartesi günü verilecek. İki haftadan bu yana raporda yer alan unsurların ip uçlarını ve çerçevesini kaleme almıştım. Raporun tonu negatif. Geçtiğimiz yıla oranla daha da negatif. Temel hak ve özgürlük, yargının bağımsızlığı, azınlık hakları konusunda geri gidildiğine işaret ediyor. Ancak Türkiye’nin Paris anlaşmasını imzalamasından duyulan memnuniyet dile getiriliyor. Ayrıca Türkiye’nin mültecilere ev sahipliği yaptığı ve AB’nin bu husustaki desteği yineleniyor. Sanayi ve teşvikler konusunda olumsuz ifadeler yer alıyor. Avrupa Komisyonu, stratejik belgede, yani ilişkileri geliştirip müzakereleri derinleştirme konusunda öneri yaptığı belgede, Türkiye’nin bulunduğu durumda müzakereleri ilerletmenin imkânı olmadığına işaret ediyor. Buna karşın İPA fonları konusunda sanki mek parmak daha umut verici bir yazılım söz konusu. Balkan ülkelerine de üyelik garantisi değil, AB-Balkanlar zirvesinde mutabık kalındığı üzere, ‘Avrupa perspektifinin’ açıldığı hatırlatılıyor. Geçmişte Türkiye’nin adaylık sıfatı silinip, Avrupa perspektifi hatırlatılmıştı. Keşke Avrupa Komisyonu bu yılı iyi değerlendirip, tembellik yapmayıp, Türkiye ile ne tür bir ilişi kurmak istediğini, AB-Türkiye ilişkilerinin stratejik potansiyelini ve bunu gerçekleştirmek için karşılıklı olarak atılması gereken adımları sıralayacak şöyle ‘tumturaklı’ bir rapor kaleme alsaydı. Ancak Genişleme Komiseri Oliver Varhelyi, yüzbaşı Tommiks gibi, bir türlü binbaşılığa terfi edemeyecek sanki.